
|


Anayasa için renk yasaklamıştı askeri yönetim!
Bir askeri yönetimin, 12 Eylül'ün Anayasası köklü biçimde değişebilecek mi? Türkiye Büyük Millet Meclisi, 1982 Anayasası'nın 37 maddesini birden değiştirip siyasal sistemi daha demokratik bir raya oturtabilecek mi?
Önemli bir konu.
Hem Türkiye'nin demokratikleşme yolunda mesafe alması... Hem 'sivil otorite'nin kendi içinde uzlaşarak Anayasaya damgasını vurabilmesi... Hem de Türkiye'nin Avrupa Birliği'yle ilişkileri açılarından önemli bir konu...
O yüzden, sayın milletvekillerini bekleyen görevin tarihsel niteliği var. Anayasa Komisyonu'ndan geçerek Meclis Genel Kurulu'na gelen değişiklik paketi bazı açılardan yetersiz de olsa ileri bir adımdır. Dileriz bu adım geriye değil, daha ileriye gider.
Şimdi, 12 Eylül Anayasası'nın yapıldığı o günleri anımsıyorum.
Aradan yirmi yıl geçmiş.
1982 yılının Ekim ayı.
Anayasa için halkoylaması yaklaşıyor. Askeri yönetim tarafından iki kez kapatılmış olan Cumhuriyet'in Genel Yayın Müdürü'yüm. O günlerde Behiç Ak'la İsmail Gülgeç'in karikatür bantlarında bir konu sürekli tekrarlanıyor:
Mavi...
"Atatürk'ün gözleri mavi!"
"Gökyüzü ne güzel, masmavi!"
"Sevgilimin gözleri mavi!"
Başyazarımız Nadir Nadi sordu:
"Hasan Cemal, bizim karikatürcüler nedir öyle maviye takmışlar? Habire mavi mavi diye çiziyorlar?"
"Bilemiyorum, öğrenir söylerim."
Ertesi sabah haber toplantısında, bizimkilerdeki bu mavi merakını sorunca, bir anda bütün bakışlar hayretle bana dönmüştü. Gerçekten bilmiyor muydum? Yoksa kafa mı buluyordum onlarla?..
Böylece öğrenmiş oldum. Anayasa referandumundaki oy pusulalarının renkleri, 'kabul'de beyaz, 'hayır'da mavi idi. O günden sonra mavi renkli haber ve yorumları dikkatle izlemeye başlamıştım. Çünkü, mavi renge herhangi bir yasak yoktu ama, 'hayır'ın değil propagandası, 'telkin'i bile askeri yönetim tarafından gazete kapatma suçları arasına alınmıştı.
Ekim ayı sonlarına doğru bir gün telefonum çaldı.
"Sıkıyönetimden arıyorlar."
Tedirginlik...
Ne halt ettik yine?..
Selimiye Kışlası'ndaki Birinci Ordu Komutanlığı'nın santralındaki astsubay adımı sorduktan sonra her zamanki üslubuyla konuşuyor:
"Komutanımı irtibatlıyorum."
Karşımda Kurmay Başkanı:
"Cemal Bey" diye başlıyor, o hiç unutamadığım boğuk sesiyle, "Anayasa referandumuyla ilgili yasaklar artık tam olarak uygulanacak. Özellikle Cumhuriyet'i çok yakından izliyoruz. Anayasa'yla ilgili en küçük bir ima, telkin, telmih yoluyla dahi olsa en ufak bir şey istemiyoruz. Yoksa derhal kapatacağız."
Arkasından ekliyor:
"Bir de mavi konusu var. Sizde kimdi o, Gülgeç mi ne biri var. Hep mavi mavi diye çiziyor. Bundan sonra mavi de olmayacak. Anlaşıldı mı?" (*)
Tarih, 21 Ekim 1982 idi.
Günlerden de perşembe...
Askeri yönetim, kendi Anayasa'sını kabul ettirmek için, 'hayır'ın değil propagandasını, rengini bile yasaklamıştı. 12 Eylül, böylece dünya askeri yönetimler tarihine son derece ilginç bir sayfa eklemiş oldu.
Sayın milletvekilleri,
Sıra şimdi sizde. İşçi ve işveren dünyasının bir araya gelerek, gazetelerde Anayasa'nın değiştirilmesine evet başlıklı ortak ilanlar yayımladıkları bir dönemde, TBMM'nin de üzerine düşen tarihi görevi yerine getirmesini bekliyoruz.
Bülent Tanör için... Biliyorum, demokrasilerin kurtuluşu yasal düzenlemelerden geçmiyor. Demokrasi kültürünün kafalarda ışıması kolay değil.
Zihniyet değişimi zaman alıyor.
Tıpkı 12 Eylül zihniyeti gibi.
Bu zihniyetin çarpıcı bir örneği şu günlerde İstanbul Üniversitesi'nde yaşanıyor. Rektör Alemdaroğlu, değerli Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. Bülent Tanör'ü üniversiteden uzaklaştırma çabasında. Tanör'ün suçu, TÜSİAD'a demokratikleşme konusunda hazırladığı rapordan kaynaklanıyor.
Nereden baksanız olacak şey değil. Rektörlüğün bu tutumunu protesto ediyorum.
-----------------
(*) 12 Eylül'de yaşanan bu mavi renk yasağının eğlenceli öyküsü, Demokrasi Korkusu isimli kitabımın giriş bölümünde okunabilir, (Doğan Kitapçılık).
h.cemal@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|