
|


Büyük Britanya nefesini tutmuş bekliyor
LONDRA
New York faciasının ardından neredeyse iki hafta geçti. Ekranlardaki görüntülerle gözlerimizin önünde şekillenen dehşetin ilk şoku yerini önce derin bir acı ve yasa, sonra kızgınlık ve öç alma arzusuna, şimdi de, yavaş yavaş, "İyi düşün, sonra yap" sloganına bırakmaya başladı.
Bu çok sınıflı, çok kültürlü ve en önemlisi de çok dinli toplumun vicdanı da çok sesli. Özgürce fikirlerin üretildiği bu sosyal potada nabız sürekli değişir.
Nasıl ki çöken Dünya Ticaret Merkezi’nin etrafa yayılan molozları artık kaldırılmaya, New York’un siluetindeki duman yavaş yavaş dağılmaya başladıysa, burada da insanlar ilk şoku atlattılar ve ciddi sorular sormaya başladılar kendilerine ve hükümetlerine. Konu ile ilgili her açıkoturumda ya da TV mülakatında, her gazete yorumunda şu soruların yanıtı aranmaya başlandı: "Buraya nasıl gelindi? Bundan sonra nereye, nasıl gidilir?"
İngiltere’nin ciddi gazetelerinden Independent’ta "Mr. Bush’un reaksiyonunu görmeden ateş etmeyin" başlıklı bir yazıda, Ortadoğu’nun bugünkü durumunda İngiltere’nin Amerika ile tarihi sorumluluğu taşıması gerektiği belirtiliyor.
ABD Başkanı Bush’un, terörizme savaş açtığını açıklamasının ardından Blair’in "ABD ile bu savaşta omuz omuzayız" demesi İngiliz halkını bir anda kendine getirdi. Şimdi onlar geçmişi yargılamaya başladılar. Kimi İngilizler "Amerika’nın IRA’yı desteklediğini unutmamalı" diyor ve ekliyor: "Biz IRA sayesinde terörle yaşamayı öğrendik, IRA’ya bu gücü veren ise Amerika’dır."
İngilizler, İngiltere’nin sığınmacılar için hala bir cennet olduğunu, esnek insan hakları ve yasaları ile İngiltere’nin teröristleri adeta koruduğunu ve buna nasıl izin verdiğini de düşünmeye başladı. (Yoksa sorgulamaya başladı mı desem) Bin Ladin’in "Al Kayda" terörist organizasyonu gibi birçok terör örgütünün İngiltere’yi finans merkezi olarak kullanmasına İngilizler müthiş öfkeleniyor. Bunların başında da "The Day of The Jackal"ın yazarı Frederick Forsyth geliyor. Forsyth, Bin Ladin’in İngiltere’den Amerika’ya iade istemi ile yargısı süren adamı Khaled Al Fawwaz’ın tutuklu yargılanması sırasında "parası olmadığı" gerekçesiyle hukuksal harcamaları konusunda devletten yardım talep ettiğini ve söz konusu kişi için İngiliz Adalet Bakanlığı’nın mahkeme masrafları ve avukat giderleri neredeyse 1 milyon sterlin harcadığını söylüyor: "Bu paranın vergi mükelleflerinden çıktığını da unutmamak gerek. İngiliz çiftçisi Tony Martin’i yargılarken beş kuruşsuz hücrede tutuyoruz. Biz deli miyiz? Bütün bunlara neden izin veriyoruz?"
İngiltere’nin birçok terör örgütü gibi El Kayda için de güvenli bir örgütlenme ve finans gücü yaratan merkez olarak kullanılmasına da İngilizler tepki gösteriyor.
Bir de şu var. Tunus ve Mısır gibi kendi ülkelerinde terör suçundan hüküm giymiş mahkumlara İngiltere’nin neden hala kapısının açık olduğu sorulmaya başlandı. Üstelik bu adamlar kendilerini koruyan ülkenin özgürlük eşitlik prensipleri üzerine değerlerini nefretle yerden yere vuruyorlar. Nereden bakarsanız bakın İngiliz kanunları lüzumundan fazla müsamahakar olduğu, bunun da Müslüman terörist ve militanların İngiltere’de rahat çalışmalarını sağlayan bir ortam yarattığından şikayet ediyor. Bu da Müslüman teröristlerin İngiltere’de at koşturmasına müsait bir ortam sağlıyor.
Beni derinden yaralayan ise "Yine mi Müslümanlar?" sorusuna muhatap olmak. Tüm gözlerin Müslümanlara çevrilmiş olması tabii en çok benim gibi Batı’da yaşayan Müslümanların huzurunu kaçırıyor. Etrafımdakilere Türkiye’nin diğer Arap ülkelerinden farklı olduğunu söylüyorum. "Türkiye’de şeriat değil demokrasi var. Biz diğer Arap ülkelerinden farklıyız" diyorum ama gel gör ki, bunu İngilize anlatmak çok zor çünkü onun hayalinde yarattığı bir Müslüman imajı var. Müslüman deyince herkesi aynı sepete koyuyorlar.
Bunun en büyük etkisi ise karışık evliliklerden doğan çocuklar, yarı İngiliz yarı Türk kanı taşıyıp İngiltere’de büyüyen çocuklara oluyor. Benim ve birkaç yakın dostumun çocukları günün birinde "Anne, İngilizce konuş, Türkçe değil" ya da "Ben Müslüman değilim. İngiliz kilisesine bağlıyım" demeye başlayabilirler.
PAZAR


Savaşmayan şahinler
Kriz sonrası striptizcileri
Sergide buluştular
Savaşla hatırlananlar
Birleşmiş gönüllüler
Ya Brad Pitt olmasaydı?
Amerika’ya nal çakıyor
Prego’da aşk soslu makarna
Ölümsüz geyik Nostradamus
Anadolu’nun şarap mirası
"Aşkı anlatıyorum, eşcinsel aşkı değil"
DVD / Selim BOY
Edirne’de Çorbacı Hakkı Baba
Harki, harka
Büyük Britanya nefesini tutmuş bekliyor
Enver Paşa gayretkeşliği
Erkeklerin dünyası
Nuh’un gemisi İstanbul’da
Enkaz altında kalmayan sanat
SAYFA BAŞI

|
|

|