
|


Nuh’un gemisi İstanbul’da
Karadeniz’den gelen buzulların Boğaz’ı kapladığını ben de görmüştüm. Öğrenciydim. Haberi duyar duymaz arkadaşlarla Bebek’e inmiştik hemen. Nazmi’nin meyhanesinin karşısında bir buzula çıkmış, sonra buzuldan buzula atlayarak Boğaz’ı neredeyse yarılamıştık. Afili fotoğraflar çektirmeyi de unutmamıştık elbet. Evlere yolladığımız resimler Antep’te, Adana’da, Konya Ereğlisi’nde elden ele dolaşmış, aylarca konuşulmuştu.
Demek bu olayı yaşayanlar arasında Besim Ömer Bey de varmış.
Haremde yaptırdığı doğumla sarayın gözdesi oluveren Besim Ömer Bey, 1912’de New York’ta yapılacak bir kongreye katılacakmış. Ama sis yüzünden, biletini İstanbul’dan ayırttığı gemiye yetişememiş. "Titanic adlı gemideki kamarası buzdağına doğru olan yolculuğuna boş çıkmış."
Biz Boğaz suları üstünde seke seke yürürken, Besim Ömer Bey o buzullara bakarak, "Titanic’e binseydim buz parçaları arasında yaşam kavgası verenlerden biri de ben olacaktım" diye düşünmekteymiş meğer.
***
Besim Ömer Bey’in kısacık öyküsü, Sunay Akın’ın son kitabı "İstanbul’da Bir Zürafa"da anlatılan olaylardan sadece biri.
Kitap, II. Abdülhamid’in kızı Ulviye Sultan’ın yanışını haber veren papağandan Resneli Niyazi’nin Hürriyet Geyiği’ne, Dali’nin sırtı tutuşmuş zürafasına, eğitilen şempanze Washoe’ya kadar birçok öyküyle dolu. Hepsi bilgilendirici ve tamamen renkli.
Bu türün son örneklerini Salah Birsel’in bazı kitaplarında da görmüştük. Ama İstanbul’da Bir Zürafa’nın daha sıcak, daha sevgiyle örülmüş olduğunu söyleyebilirim.
Yazarın "üslup gösterileri"nden arınmış, kendine özgü, okuyana "Hah! Bunu Sunay Akın yazmış!" dedirten bir anlatımı var. Söyleyeceğini ballandırarak anlatıyor bize, ince ince süslüyor ama aynı zamanda son derece yalın.
Yalınlık zaten onun ilk göze çarpan özelliği. Şiirlerinde de öyle değil mi? Sunay’ı "günümüz şiirinin Orhan Veli’si" olarak görüyorum ben. Orhan Veli öykünmesinden söz etmiyorum elbet. Sunay, Orhan Veli çizgisini kendi sesiyle geliştirdi, o çizgide kişilikli, özgün bir sanatçı olarak belirdi. Çağdaş Türk edebiyatında en sevdiğim şairleri saymamı isteseler, aklıma ilk gelen adlardan biri onunki olur.
"İstanbul’da Bir Zürafa" da bir şairin yapıtı. Tarihte insanlarla hayvanların birlikte yaşadıkları alçakgönüllü, ama ilginç serüvenleri bir şairin ağzından dinliyorsunuz. Ayrıntılarla oluşan, çağrışımlarla bütünleşen bu serüvenler, bir şairin yüreğinde ısındıktan sonra sunulmuş okura.
Keşke tarih kitaplarını da şairler yazsaydı.
***
"İstanbul’da Bir Zürafa"nın arka kapağında şöyle yazıyor: "Sunay Akın’ın tüm canlıları ve evreni kucaklayan yüreği gibidir kağıt gemisi de; benzersiz düşlerin, düşüncelerin ve adaletin taşındığı... Bu kez yolcuları insanoğlunun yıkıcılığından kaçan zürafalar, geyikler, gergedanlar, aslanlar ve daha birçok hayvan."
Yargı doğru. Kitap bir Nuh’un gemisi.
Bu gemide şenlikli, hüzünlü, acılı, ama her anı eğlenceli bir yolculuk yaşamak istiyorsanız, biletinizi hemen alın.
BİR DAKİKA ARA "Ben seni kadın sanıyordum..."
Sunay Akın, İstanbul’da Bir Zürafa’da askerliğinde yaşadığı bir olaydan söz ediyor. Aynı dönemde şair Akgün Akova’nın da askerlik yaptığını öğrenmiş. Hatay’ın Hassa ilçesinden Mihalıççık askerlik şubesinde bulunan Akova’ya bir mektup yollamış, yazışmayı önermiş.
Bir süre sonra Akova’dan aldığı mektup, "Senin orada ne işin var?" diye başlıyormuş. "Ben seni kadın sanıyordum!.."
Ne yalan söyleyeyim, önceleri ben de kadın sanıyordum Sunay’ı.
***
Kitapta anlatılana benzer bir olay da benim başıma geldi. Artık "genç şair" sayıldığım yıllar. Beyoğlu’nda yürüyorum. Galatasaray Postanesi’nin önünde Tarık’a (Dursun K.) rastladım. Yanında bir adam.
Tarık bizi tanıştırdı.
Adam "Ülkü Tamer"i duyar duymaz sırtını döndü bana, başını postanenin duvarına vurmaya başladı.
Kalakaldım. Adam bu kere de duvarı yumrukluyor. Hem yumrukluyor, hem "Olamaz!" diye bağırıyor.
İlk gördüğüm biri. Tek söz söyleyecek halim yok. Şaşkınlıkla Tarık’a baktım. Tarık, "Ben de bir şey anlamadım" gibilerden dudak büktü. Sonra kolundan yakaladı adamı, "Ne oldu?" diye sordu.
Şöyle bir kendine geldi adam. "Ne olacak?" dedi. "Ege Ernart’ı kız sanıyordum, erkekmiş. Ece Ayhan’ı kız sanıyordum, o da erkekmiş. Son umudum Ülkü Tamer’di, karşıma böyle bir herif çıktı! Ben kafamı duvara vurmayayım da ne halt edeyim!"
PAZAR


Savaşmayan şahinler
Kriz sonrası striptizcileri
Sergide buluştular
Savaşla hatırlananlar
Birleşmiş gönüllüler
Ya Brad Pitt olmasaydı?
Amerika’ya nal çakıyor
Prego’da aşk soslu makarna
Ölümsüz geyik Nostradamus
Anadolu’nun şarap mirası
"Aşkı anlatıyorum, eşcinsel aşkı değil"
DVD / Selim BOY
Edirne’de Çorbacı Hakkı Baba
Harki, harka
Büyük Britanya nefesini tutmuş bekliyor
Enver Paşa gayretkeşliği
Erkeklerin dünyası
Nuh’un gemisi İstanbul’da
Enkaz altında kalmayan sanat
SAYFA BAŞI

|
|

|