
|


Kırkpınar pehlivanları gibiler
Siyasette yeni arayışlar son dönemde müthiş yoğunlaşmış durumda. İstanbullu büyük patronların ofisleri de buna paralel olarak bugünlerde yeni lider adaylarıyla dolup taşmakta...
Sadettin Tantan'dan Işın Çelebi'ye, Yalım Erez'den İlhan Kesici'ye yeni lider adayları Kırkpınar pehlivanları gibi ortalıkta dolanıyorlar. Partisini kurma hazırlığı içinde olan Erdal İnönü ve kurmuş bulunan AK Parti lideri Tayyip Erdoğan da, İstanbullu iş çevrelerini dolaşarak nabız tutup destek arayışındaymışlar.
İstanbullu patronlar yıllardır buna alışıktır. Ve genelde de sadece birine değil, birden fazla adaya maddi destek sağlarlar. Ne olur, ne olmaz! Ama bu kez şimdiye kadar ortaya çıkan adaylardan pek umutvar görünmüyorlar. "Hepsi birer parti kurup seçimlere katılır, yüzde 1.5 ya da 2, bilemedin yüzde 3 alıp oyları bölmekten başka işe yaramazlar" görüşü ağır basıyor.
Belki kendi aralarından siyasete soyunan Cem Boyner deneyimini yaşadıkları içindir, belki de bu adaylar göz doldurmuyordur. Kim bilir?
Bir de Amca'mız var, lacilerini çekmiş, sahaya inmek için sinyal bekliyor. Ama onun yöntemleri farklı tabii. 7 kez başbakanlık, 7 yıl da cumhurbaşkanlığı yapmış olan Amca'mızın, bıyığı yeni terlemiş lider adayları gibi İstanbullu patronları kapı kapı dolaşacak hali yok herhalde. O yerel ve ulusal gazete ve televizyon kanallarını dolaşmayı tercih ediyor.
Vergide şok indirim çözüm olabilir mi? Reel sektör iyice köşeye sıkıştı. Maliye Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre vergi tahsilatı da gerilemiş. Havlu atma noktasına gelen sanayicinin vergiyi düşünecek hali yok herhalde...
Zaten "Bu gidişle vergiyi bizden nakdi değil, ancak ayni alabilecek Maliye" diyorlar şaka yollu. Ve vergide şok indirim öneriyorlar.
Diyorlar ki bu şok indirim 1 - 2 ay gibi çok kısa bir süre için yapılsın. Eğer bu indirime rağmen piyasalar kıpırdamazsa, zaten vergi indirimi seçeneğinin de çözüm olmadığı görülür, bir daha konu edilmez. Yok eğer piyasalar kıpırdayacak olursa, Maliye belki kısa bir süre için bir miktar vergi gelirinden olur, ama gerektiğinde çarkı döndürecek bir önlem de ellerinin altında olur.
Hey gidi Swissair! Swissair bir zamanlar dünyanın en gözde havayoluydu. Başka ülkelerinkini bilmem ama bizim patronların istisnasız tek tercihiydi. Bizler THY ile uçarken, onlar Swissair'den şaşmaz; hizmetin en kalitelisini, uçuş güvenliğinin en azamisiyle birlikte satın alırlardı. Hatta hiç unutmuyorum, aktarmalı uçuşların bile mutlaka Swissair üzerinden yapılmasında ısrar edenler vardı.
Sonraları bizim THY'miz serpildi. Havayolu trafiği katlanarak artınca da rötarlar, havayolu şirketlerinin hizmet kalitesine değil, havaalanlarındaki trafik yoğunluğuna bağlanır hale geldi.
Önceki akşam televizyon izlerken Swissair'in iflasın eşiğinde olduğunu, borçlarının 12 milyar doları aştığını, borsada tahtasının kapatıldığını duyduğumda aslında şaşırmamam gerekirdi. Avrupalı havayolu şirketlerinin çoğu ne zamandır sıkıntıdaydı. 11 Eylül'den sonra yarı yarıya azalan uçuşlar, belki de kaçınılmaz sonu bir miktar öne çekmiş oldu.
İsviçre hükümeti derhal olaya müdahale ederek ulusal havayolunu kurtarmaları için ulusal bankaları devreye soktu. UBS ve Credit Suisse'ten, hem Swissair'in ortak olduğu bazı havayolu şirketlerinden hisse almaları, hem de 200 milyon dolara yakın krediyi Swissair'e derhal açmaları isteniyor.
İsviçre bankalarına Allah kolaylık versin. Zira kredilerini geri ödeyememe riskiyle karşı karşıya bulunan, en az Swissair kadar anlı şanlı çok sayıda Avrupalı dev var sırada. Özellikle de telekom sektöründe...
mtamer@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|