06 Ekim 2001 Cumartesi


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  SERİ İLAN  

 




Paris’te ‘Bu akşam ölürüm’

İsviçre’de sakin günler. Paris’te terör huzursuzluğu; boş caddeler, sakin alışveriş merkezleri ve ünlü markaları satan tenha butikler. Gündüz yol ortasında soyulduk. Ama yine de yaşadık, eğlendik...

     Ekonomik kriz ve savaş korkusu nedeniyle Türkiye dışına adım atmaya niyetim yoktu. Fakat modanın duayeni Yıldırım Mayruk ve ortağı Barbaros Şansal, "İş için Zürih ve Paris yapıyoruz, davetlimiz olarak sen de gel" deyince gittim. İlk durağımız Zürih’ti. Kentin içinde pek fazla kalmadık. Trenle bir saatlik yolculuk sonrası Luzern’e ulaştık. Harika ama pahalı bir kasaba. Bu arada söylemeden geçemeyeceğim; trenler çok şık. Barbaros 2 yıl Zürih’te yaşadığı için dört göle kıyısı olan Luzern’i de iyi biliyordu. Bir efsaneye göre; bu göllerden birinin dibinde pırlanta ve altın kasalar varmış. Dalgıç kıyafetimi almadığıma yandım!!! Gölde 1 saat tekne turu yaptık. Huzur veren yemyeşil bir ortam. Temiz havaya alışık olmadığım için oksijen çarptı! Ardından yürüyerek bir tepenin üstündeki Budist tapınağına çıktık. Ana salondaki bayraklar arasında ayyıldızımı da görünce gözüm doldu. Luzern’in Burg Köyü’nde turşu soslu tavuk yenirmiş. Durur muyuz hiç, gittik ve tattık. Süpeeer! Bu sosu yaşlı bir hanım hazırlıyor ve formülü de kimseye vermiyor. Granit üzerinde pişen sığır eti, İsviçreliler’in "double creme" dediği yoğun kremayla hazırlanmış çikolatalı kek de çok hoştu. Yıldırım ve Barbaros yemekte Cote du Rhone şarabı içtiler. Ben üç aylar nedeniyle şarap içmedim. Rahmi Koç da en çok bu şarabı seviyormuş. İstanbul’da da bulunuyor: Cebine güvenenlere duyurulur! Akşam yemeğini Zürih/Ristorante Bindella’da yedik. Lezzetli, mütevazı ve hesaplı.
     
     Dönme dolapta korku
     Zürih’ten geçtiğimiz Paris’te 5 gün kaldık. Görmediğimiz yeri kalmadı. Sevgili Rıfat Ababay bir Paris fanatiğidir, beni sınayabilir! Kentin en şık, en pahalı caddesi olan Avenue Montaigne’de ve Paris deyince aklıma ilk gelen semt olan Saint-Germain’de çok zaman geçirdik. Bu bölgelerde dairelerin metrekare satış fiyatı 10 milyardan başlıyor. 100 m2’lik mütevazı daire 1 trilyon! Kiralara gelince; 90 metrekarelik bir evin aylığı 5 milyar lira. Türkiye’deki devalüasyon sonrası Avrupa’nın Türkler için tadı çoktan kaçtı! Pek pahalı olmadığı için çok katlı mağaza Galeries Lafayette’e uğradık.
     Dolaştık, çıktık. Basit koton bir tişört bile 15 milyon. Concorde Meydanı’nda (1789 Fransız İhtilali sırasında devrime karşı çıkanların kafası bu meydanda giyotinle kesilmişti) Avrupa’nın en büyük dönme dolaplarından biri var. Gece Paris’i tepeden görelim diye bu oyuncağa bindik. Dönme dolap turunu 45 dakikada tamamlıyor; hediyesi 75 milyon. Yükseklik korkumu unutup ben de bindim. Biraz yükseldik, başım dönmeye başladı. Kabindeki imdat düğmesine bastım. Dolap geri döndü ve ben indim. Yıldırım ve Barbaros devam ettiler. Manzara çok hoşmuş. Ünlü müzikhol Lido’ya daha önce gittiğim için bu kez sadece afişlerine bakmakla yetindim. Çok turistik bir eğlence şekli olan Lido’da yemeli-içmeli bir gece, şovla birlikte adam başı 220 milyona patlıyor. Asla değmez. Crazy Horse, Paradis Latin, Moulin Rouge da Lido benzeri yerler. Champs-Elysees’nin arka sokağındaki Pau Caraibes’e de şöyle bir göz attım.
     Latin Amerikalı kızlar salsa, calypso, mambo, rumba yapıyorlar. Dekor, Latin havalı yemekler keza. Adam başı 90 milyona çıkılıyor. Ama öyle seçkin, bulunmaz bir eğlence değil. Bilginize. Paris’te bol bol pasta, çikolata yedim. Özellikle Place de la Madeilene’deki pastacı Fauchon beni mahvetti. Tanrım o ne lezzet öyle! Tabii kolitim azdı ve üstüne de 3 kilo aldım. Paris’e yolunuz düşerse mutlaka Fauchon’a uğrayın.
     
     Saint Denis’de ucuz alışveriş
     Butiklerdeki fiyatların el yaktığını görünce her Türk gibi kafayı işletip toptancıları bulduk. Saint Denis, Paris’in pek öyle makbul olmayan bir semti. Burada bol miktarda Türk de yaşıyor. Gelgelelim; giysi ve aksesuar üzerine tüm toptancılar burada. Ufak tefek birşeyler aldım. Fiyatlar makul. Saint Denis’e uğrayın ama çok dikkatli olun.
     Bu semtin hırsızı, uğursuzu bol mu bol. Yol kenarlarında, otel önlerinde fahişeler müşteri bekliyor. Muhabbet tellalları arasında çok da Türk var: Acı ama gerçek. Yaşlı bir fahişe saati 40 milyona müşteri arıyordu. Seks shoplar ve porno film gösteren sinemalar da hep bu bölgede. Biz şaşkın şaşkın etrafa bakınırken kaşla göz arasında bir zenci Barbaros’un Cartier marka gözlüğünü kapıp kaçtı. Saint Denis ilginç ve belalı.
     
     Tunuslu kızın Kekilli hayranlığı
     Saint Denis’den bunalınca Opera bölgesine geldik. Place Des Victoires ünlü opera meydanına (Place De L’Opera) yürüyerek 15 dakika. Place Des Victoires’da ünlü ve şık bir pasaj var: Galerie Vivienne. Mutlaka görülmesi gereken bir yer. Burada, A Priori’de uzun süre masa bekledik. Bize hizmet eden garson kız Tunuslu çıktı. Murat Kekilli hayranıymış, "Bu Akşam Ölürüm"ü bize ezbere söyledi. Gel de şaşırma! Dönüşte Rue De L’Opera’daki, L’entract adlı kulübe şöyle bir baktık. Müşterisi 60 yaş üstü kadın ve erkekler. Gündüz saati tek başlarına buraya gelip arkadaş buluyor, dans ediyorlar.
     Bizi sadece şöyle bir bakmamız için içeri aldılar. Çünkü genç müşteri istemiyorlar. Terör, Paris’i 1990’ların sonunda bir hayli üzmüştü. Korsikalı ayrılıkçılar (bizim PKK gibi bir illet) bombalar patlatıp ortalığı kana bulamıştı. Bu dönemde içine bomba konur diye çöp kutuları kaldırılmış ve adım başı eli silahlı polisler sarmıştı Paris’i. Turist de bitmişti. Aynı manzara yine hortlamış. İkiz kulelere saldırı Paris’i de haklı olarak etkilemiş. Yine çöp kutularının ağızları kaynakla kapatılmış, yine eli silahlı polisler ortalıkta. Dükkanlar boş, turist yok. Champs-Elysees bile sakin. Özetle Paris keyifsiz. Neyse; pazar günü Saint Quen’deki antikacılara baktık. Hoş ama pahalı. Gidin, görün; yankesicilere ve Rumen dilencilere aman dikkat! Bir gece Champs-Elysees’deki L’Alsace’da (lokanta, adını Fransa-Almanya arasındaki bölgeden alıyor. Yemekler de o yörenin) yedik. Çok güzeldi ama 3 kişi 825 Frank ödedik. İki sabah, Avenue Des Champs-Elysees’deki tarihi dekorlu Laduree’de kahvaltı ettik. Yarın ünlü eğlence yerlerinden ve en moda gece kulüplerinden bahsedeceğim. Yani Paris’te tatlı hayat yarın Posta’da... Kalın sağlıcakla, en kötü gününüz benimkinden iyi olsun.
     
     Yazara e-mail: sdudek@simge.com.tr



 MAGAZİN


Zafer Kürt filminin
‘Sultan Rejimi’yle 2 ayda 7 kilo verin
90-60-90 bağımlısı olacağız
Memoli yine tarih yazdı
Eşi istemiyor diye tahttan vazgeçti
Madonna fıtık olmuş!
Paris’te ‘Bu akşam ölürüm’


 SAYFA BAŞI 





© 2001 Milliyet