
|


Anayasanın Hikayesi - 1
Olayları bizzat yaşamış olmak, bir ayrıcalıktır. - Bunu, "mazhariyet" anlamında kullanıyorum -. Hele bir gazeteci için ve o olayları yazıyor veya yorumluyorsa.. Ama olaylar hakkında bilgi edinmenin tek yolu, elbette bu değildir.
Meşhur "Demirkırat" belgeselinin çekimi için ekip bizim eve gelmişti. Arada yemek yiyor ve laflıyorduk. Konu "Menderes dönemi"ydi. Genç ve uyanık görünüşlü bir kameraman yardımcısına "Sen ne düşünüyorsun?" diye sordum.
"Ben o devre pek yetişmedim" dedi.
İtiraf ederim ki, şaşırdım. Roma tarihini, Sezar veya Neron'u bilmek için o devirde yaşamış mı olmak lazımdı?
Ama, okumuş olmak lazımdı. Bizim gibi "okuma özürlü bir toplum"da, aslında, bunun şaşırtıcı bir tarafı bulunmamak gerekirdi. "Anayasada değişiklik"in gündeme geldiği son iki hafta içinde bazı "ciddi gazeteler"in başlıklarında, hele başyazılarında, hatta vitrinden gösterilen bir takım köşe yazılarında olayın değerlendirilmesini okuduğumda o, kameraman yardımcısı delikanlıyı, - galiba bir iletişim fakültesinde öğrenciydi - hatırladım. Bu, "Anayasada değişiklik"i övmek için adeta kelime bulunamıyordu: "Meclis tarih yazıyor", "İlk sivil Anayasa", "Artık Türkiye'de hiç bir şey aynı olmayacak", "Yaşamımızda yeni dönem açılıyor" ve vazgeçilmez "Duy sesimizi, Avrupa!"
Geçici hükümleri hariç 175 maddelik bir Anayasanın sadece 37 maddesi değiştirildiğinde - üstelik biri ilk görüşmede kabul görmemişti - böyle bir metamorfozun nasıl olup da gerçekleştiğini anlamak "olayları yaşayarak veya yakın tarihimizi okumuş olarak bilenler" için akıl almaz bir sırdır.
Bazılarını şaşırtan çoşkusuzluk Zira, çok partili rejimimizin gecikmiş ilk Anayasası, 1961 Anayasası, bir askeri müdahaleyi izleyen dönemde gerçekleştirilmiş de bulunsa tamamile "sivillerin eseri" bir anayasadır. Bu, CHP'nin 1960 öncesi Kurultayında kabul edilmiş "İlk Hedefler Beyannamesi"nin ruhu itibariyle hemen aynen hayata geçirilmesidir. "Asker parmağı" taşıyan bir kaç maddesi "arızasız geçiş"in icabıdır. Zaten 1961 Anayasasının özelliği, "geliştirilmeye açık" bir metin oluşudur. Ama, onu "lüks" sayan zihniyetin elinde değil..
Bugünkü "Anayasada değişiklik"in ise, "Türkiye'nin ihtiyaçlarını karşılamak" değil, AB'nin ağzına bir parmak bal çalma amacını güttüğü "eşi az bulunur Başbakan Yardımcımız"ın kabul edilmemiş madde için "Canım, o şart değildi; bizden istedikleri arasında yoktur" demeciyle "resmiyet kazanmış"tır.
"Türkiye'ye çağ atlatan" diye nitelendirilen bazı hususları Koalisyonun "vazgeçilmez ortak"ı MHP'nin, kendi saflaranı "Bunlar zaten uygulamada vardı" diye takdim etmesi olaya yeter aydınlık getirmektedir.
"Kimin, "nasıl" ve "niçin" söylediği bir tarafa bırakılıp da "ne" söylediğine bakılacak olursa Yargıtay Başkanının teşhisi tamamile doğrudur ve bu sütunlarda daha üç hafta önce konmuş bulunan tamamile aynıdır: Hiç yoktan iyi, fakat gerçek ihtiyaç olan "Anayasa değişikliği" değil! Halk, onu gerçekleştirecek "demokratik toplum hareket"ini bekliyor. Sisteme "yeni partiler" eklenmesini de değil.
Bundan dolayıdır ki "halktaki çoşkusuzluk", olayı öve öve bitiremeyen çevrelerde düş kırıklığı yaratmıştır. Yani, ne bekliyorlardı acaba? Bırakınız onları, platonik ve bizim tip entel damgalı özenti "Sivil Anayasamı İstiyorum" kampanyasının fenerlerinden Murat Belge bile - ki, tarzına hiç uymayan polemiklere girişmeye kalkışmıştı - sebep ararken "Buna cevap vermek kolay değil!" diye şaşkınlığını söylemekte. Halbuki "Anayasa Meselesi"nin ta, çok partili rejim kararımızdan - belki, "İsmet Paşanın kararı" demek daha doğrudur - bu yana hangi safhalardan geçtiğine bakmak bazı ipuçları verecektir.
Gerçek şudur ki normali, "yeni rejime yeni anayasa ile başlamak"tı. Olmadı: olamazdı da.. Olabilir hale geldiğinde ise CHP'nin "iyi niyet"inin DP'nin "kötü niyet"inin kurbanı oldu.
Yarın:
Bir oluşumun anatomisi
SAYFA BAŞI

|
|

|