11 Ekim 2001 Perşembe


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  SERİ İLAN  

 




Paris’de tango, İstanbul’da çiftetelli

L’Etoile, Buddha, Barfly, Bario Latino, Plaza Athenee, Costes Hotel ve bar, Cafe de Flore, Sephora, Maison Blanche, Saint-Germain, Güzide Duran Avrupa yolunda

     Saint-Germain’in methini sevgili Rıfat Ababay’dan duymuş ve geçen yıl beş çayımızı Les Deux Magots’da içmiştik. Bu kez yine sevgili Rıfat’ın çok methettiği Cafe de Flore’da kahvaltı yaptık. Buraya genelde enteller, yazar, çizer ve şöhretleri görmek isteyenler geliyor. Flore’un yanında butiği var. Café de Flore markalı giysi ve hediyelik eşyalar satıyor. Yine Saint-Germain’de Brasserie Lipp’e uğradık. Lipp, Flore ve Les Deux Magots café konusunda Saint-Germain’in üç klasiği. Yalnız Lipp biraz daha seçkin ve pahalı. Brasserie Lipp Alsas birası, Sauerkraut, sosisler ve
     nefis kahvesi ile bir Rive Gauche (Seine Nehri’nin sol tarafında kalan bölgeye
     Rive Gauche deniyor) klasiği olarak Fransız politikacıları ve modanın guruları tarafından çok seviliyor. 19. yüzyıl sonlarında açılmış olmasına rağmen Lipp 50’li yıllarda tanınmış. İçi aydınlık papağan ve turna desenli fayanslarla kaplı. Ah
     bir de garsonları küstah olmasa! Bu üç café tam aşıklar için. Gelmişken Saint-Germain Kilisesi’ne de uğradık. Akşam yemeği için hala çok moda L’Etoile’e gittik. Orta kat lokanta üst kat gece kulübü. Servis, yemek süper. Yemek takımları altın kaplama. Hesap mı? Üç kişi 250 milyon lira. Paris’in ünlü caddesi Champs-Elysees’ nin ulaştığı L’Etoile meydanında bulunuyor bu lokanta. Adını da oradan alıyor zaten. Yemek yerken meşhur Arc de Triomphe’u
     (Zafer Anıtı) seyrediyorsunuz. Burası
     iki üç yıl öncesine kadar çok ünlü bir kumarhaneymiş, özellikle de Türk müşteri fazlaymış. Hatta ‘Gazinocular Kralı’ Fahrettin Aslan ve diğer Türk müşteriler için kavun, beyaz peynir ve rakı bulundurulurmuş. Türklerden bahsetmişken Avenue Montaigne’deki Plaza Athenee Otel’den söz etmemek olmaz. Tüm ünlü modaevlerinin ana butiklerinin bulunduğu bu caddedeki Plaza Athenee’nin son dönemlerdeki en namlı müşterisi Ender Mermerci. Ender Hanım’ın bu otelde tüm yıl adına ayırtılmış olarak duran bir suiti varmış. Ben duyduklarımın yalancısıyım, çünkü bu otelde suit bir odanın gecelik fiyatı 5.000 Frank (yaklaşık 10 milyar lira). Ender Hanım’ın böyle bir hovardalık yapacağını pek sanmam, ama bildiğim birşey varsa tüm ünlü ve zengin İstanbullular bu otelde kalıyorlar.
     
Ünlü gece kulüpleri
     Cuma ve cumartesi günü yine Paris’in altını üstüne getirdik. Hava, şansımıza çok güzeldi. Avenue George V, Champs-Elysees, Avenue Montaigne arasında kalan kısım Paris’in pırlantası olarak anılıyor. En ünlü butikler, oteller, çok zevkli ve pahalı restoranlar bu üçgen içinde. Hıncal Uluç’un köşesinde birçok kez yazıp Türkler’e ezberlettiği Bar des Theatres’da (Şapkalı Ertekin’in Ortaköy’deki mekanı Café de Theatres’ın adı da buradan geliyor!) yine bu bölgede Avenue Montaigne’nin üzerinde. Bir akşam üstü içkiye gittik, ama şansımıza ünlü kimseyle karşılaşamadık. Çıkışta eski adı Four Seasons olan Intercontinental’in altındaki Hechard’dan (Havyar Evi) Yıldırım Mayruk ve Barbaros Şansal yakın dostlarına hediye olarak en seçkin havyarlardan aldılar. Avenue Montaigne’deki butikler kış sezonunu çoktan açmışlar. Bir milyar liraya kazak , beşyüz milyona gömlek satıyorlar. Burada Louis Vuitton ‘un katlı bir mağazası var. İçi tıka basa Japon turist doluydu. Bu Japonlar olmasa Avenue Montaigne’deki butikler vallahi top atar. Bu arada Fendi, Versace, Cartier, Christian Dior, Dolce & Gabbana, Jean Paul Gaultier,
     John Galliano, Christian Lacroix, Versus, Hermes, Chanel gibi dünya modasına hükmeden isimlerin haute couture merkezleri de hep bu caddenin üzerinde. Türkiye’nin tartışmasız bir numaralı modacısı olan Yıldırım Mayruk’ un seçkin kontaktları sayesinde bu butiklerin birkaçının özel koleksiyonlarını gördük. Yıldırım, içlerinde en çok Valentino, Jean Paul Gaultier ve John Galliano’yu beğendiğini söyledi. Ama Versace’nin en büyük modacı olduğunu da vurguladı.
     
     Tüm ünlü modacıların ve haute couture ustalarının 2002 koleksiyonlarında renk olarak siyah ağırlıkta. Kadife, deri ve kürklü giysiler çok moda. Fuşya, beyaz, mor, turuncu, sarı, kırmızı da özellikle John Galliano, Dior ve Gaultier’nin modellerinde ağırlık kazanmış. Türkler en çok parayı Armani ve Gucci’ye bırakıyorlarmış. Faubourg St. Honore’deki butiklere de göz attık. Hermes yine muhteşem bir vitrin hazırlamıştı. Çantalarına şöyle bir baktım, inanmayacaksınız ama bugün hayatta olmayan Monaco Prensesi Grace Kelly’ nin adı ile anılan Kelly Bag adlı çanta yaklaşık 3 milyar liraya satılıyor. Parayı vereyim raftan alayım yok. Adınızı yazdırıp, sıraya girecek ve çantanın hazırlanması için bir ay bekleyeceksiniz ve Kell Bag özel ambalajında adresinize yollanacak. Bize uymaz! Kuyumcularıyla ünlü Place Vendome’da kısa bir tur attık ve Prenses Diana’nın ölmeden önce son yemeğini yediği Ritz Otel’de bir kahve içtik. Place Vendome ‘un Ritz’den görüntüsü beni çok etkiledi.
     Rue Saint-Honore’ deki Hotel Costes’ un bir gece barına gittik. Bu sırada ünlü televizyoncu Pierre Gainsbourg, manken Nadia Oberman’la röportaj yapıyordu. Madonna, Tom Ford, Ivana Trump gibi ünlülerin kaldığı Hotel Costes’da bir odanın fiyatı 4000 Frank, yani 1 milyar liraya yakın. Her oda ayrı ve antik bir şekilde döşenmiş.
     
Sabaha kadar eğlence
     Aslında cumartesi gecesi dönmeye niyetliydik fakat Fahrettin Aslan’ın oğlu Mehmet Aslan, Charles De Gaulle ve Orly’e bomba ihbarı yapıldığını, havaalanlarının kapalı olduğunu söyledi. Sonuçta finali sabaha kadar uzattık. Yemeği benim dördüncü kez gittiğim Buddha Bar’da yedik. Müzik müthiş, insan yerinde duramıyor. Yalnız eskiye oranla fazla popüler isim yoktu. Araplar ağırlıktaydı. Aslında bir gece önce Barbaros ile dansa gittik, baktım bir köşede türbanlı Arap kadınlar duruyordu. Özetle Buddha da turistik olmuş. Buddha’da masamızda kulübün genel koordinatörü Rebecca’nın sevgilisi Manu, Le Monde’dan yazar Aude Minart, Barbaros’un yakın dostu "Paris’te Son Tango" filminden tanıdığımız oyuncu Maria Schneider, İtalyan senarist Maria Fernociale, Rive Gauche Tiyatrosu Prodüktörü Thierry Berthier, Afrikalı müzisyen Koffi Olomide vardı. Yıldırım Mayruk ile Rebecca, Yıldırım’ın 8 Kasım’da İstanbul’da yapacağı defile için masada ayaküstü fikir ürettiler. Rebecca yıllarca Christian Dior, Versace, Yves Saint Laurent’in modelliğini yapmış,
     işi biliyor. Bu modaevlerinin Rebecca’ya yıllarca uyguladığı sistemi Yıldırım da Türkiye’de ilk kez Buket Saygı’ya uygulayacak. Yıldırım Mayruk, Buket ile anlaşma yapmak üzere. Bundan böyle Buket yalnızca Mayruk imzalı defilelere çıkacak. Bu arada manken Güzide Duran da yurt dışına Rebecca’nın menajerliğinde açılacak. Şimdiden ünlü modacılarla Rebecca Güzide için görüşmüş. Bu arada Yıldırım bu yılki defilesinde Güzide, Buket ve Sema Şimşek’in dışında Versace ve Yves Saint Laurent’in mankenleri ile çalışacak. Neyse efendim, yemekte herkes enteresan bir şeyler istedi, biz Yıldırım ile somon carpaccio, ana yemek olarak da Çin usulü ördek yedik. Tatlılar enfes. Akdeniz ve Uzakdoğu mutfağı hakim. Adam başı mükellef bir yemek 50 milyon lira, içki de dahil. Ünlü DJ Claude Challe Buddha’dan ayrılmış, Endonezyalı Rabin diye bir çocuğun çaldığını söyledi Rebecca. Çocuk bayağı iyiydi, yerimizde duramadık. Bu arada Barbaros defile için Maria Schneider’i davet etti. Bugüne değin 40’a yakın filmde oynayan Schneider, Türk-Fransız ortak yapımı bir projede rahatlıkla rol alabileceğini söyledi. Barbaros da hemen filmin adını buldu; "Paris’de Son Tango, İstanbul’da Çiftetelli". Paris’de Türkçe müzik dinlemek isteyenler için Buddha ideal. Mustafa Sandal, Tarkan, Sezen Aksu çalıyor. Geçen yıl Bülent Ersoy ve Nadide Sultan da vardı. Yıldırım dört yıl
     önce ünlü bir modacının defilesinde Candan Erçetin’in şarkılarının çalındığını ve Fransızlar’ın bizim müziğimizi çok beğendiğini söyledi. Geceye yine çok popüler bir yer
     olan Avenue Montaigne’deki Maison Blanche’ta devam ettik. Theatre des Champs-Elysees’nin üst katındaki bu lokal belli bir saate kadar restoran olarak hizmet veriyor, sonra bar-dancing’e dönüşüyor. Son derece ‘in’. Bembeyaz ve minimalist bir dekoru var. Dev serayı anımsatan camdan, Paris’i seyredebiliyorsunuz. Gerçekten enfes, bütün Paris tabir-i caiz ise ayaklar altında. Bizim masaya daha sonra Paris birinci kanalının ünlü ve güzel moda editörü Marie Christian Marek, ünlü DJ Claude Challe katıldı. Bir ara Claude DJ kabinine geçerek insanları uçurdu. Tıklım tıklımdı, tuvalete gidemedim. Bir şişe viski ya da Absolut votka 250 milyon. Yanında bir sürahi portakal ve vişne suyu getiriyorlar. Buranın gözde içkisi de viski veya votka ile karıştırılmış portakal ve vişne suyu. Ama servis bir rezalet, herhalde Türkiye’de olsa zavallı personel can dostum İzzet’den kafalarına küllükleri ya da bardakları yerdi. Orada kılavuzumuz Barbaros olunca maşallah gece bitmedi ve yine bu yılın ‘in’ mekanı Cabaret’ye gittik. Louvre Müzesi’nin tam karşısında. Özelliği uzun ve sonsuz gibi görünen bir dans pisti ile camların altındaki fiber aydınlatmalarla ortaya çıkan görüntü. Mekana, beyaz hakim. Afrika’nın etnik objeleri sizi egzotik bir havaya sürüklüyor. Masaya oturmak istiyorsanız şişe viski açtırmanız şart, bedeli de 200 milyon. Müdavimleri arasında Naomi Campbell, Giselle gibi dünyaca ünlü modeller, modacılar, aristokratlar, Brunei Sultanı, film yapımcıları var. O gece Fransızlar’ın Süper Starı Arielle Dombasle ve Lane Folly vardı. Barbaros doymadı, finali daha önce iki kez gittiğim Quenn’de yaptık. Marjinal ve dev bir disko. Giriş müthiş kontrollü. Bir köşede baktım, Mehmet Aslan, Derin Mermerci arkadaşlarıyla eğleniyor. 07.00’de çıktık. Öğle yemeğine Nazlı Aslan’a davetliydik ama o ne yazık ki beş çayı oldu. Ardından da uçtuk. Evet, kısmetse çarşamba günü hem benim hem de sizin özlediğimiz İstanbul gecelerinde buluşmak üzere
     hoş kalın, hep mutlu yaşayın.
     
     
     Yazara e-mail: sdudek@simge.com.tr



 MAGAZİN


Müthiş rekabet Sibel’e yaradı
Sivaslı Cindy’den ‘orijinal!’ bir kaset
Biri bize çile çektiriyor...
Tarkan’dan D&R’da imza
Dice Kayek’ten ‘Küresel Aşk’
Paris’de tango, İstanbul’da çiftetelli


 SAYFA BAŞI 





© 2001 Milliyet