
|


Yeni dönemde yeni politika!
Dışişleri Bakanı İsmail Cem dün Katar'ın başkenti Doha'da İslam Konferansı Örgütü'nün toplantısında idi. Haftaya ise Brüksel'de Avrupa Birliği'nin toplantısına katılacak.
Her iki toplantının da konusu:
Terörizm, Afganistan operasyonu...
Türkiye'nin ayrıcalığı ise malum:
45 İslam ülkesinden oluşan İslam Konferansı Örgütü'nün NATO'ya üye, AB'ye aday olan ve demokrasiyle yönetilen tek ülkesi. Aynı zamanda NATO ve AB'nin de İslam Konferansı Örgütü'ne üye tek ülkesi...
Peki Türkiye, bu ayrıcalıklı konumundan ne kadar yararlanabiliyor? Ya da daha çok nasıl yararlanabilir?
Bu soruları şimdilik geçiyorum.
Ancak, Türkiye'nin Doğu ile Batı arasındaki bu benzersiz yeri, demokratik ve laik bir Müslüman ülke olarak model devlet olma konumu özellikle 11 Eylül sonrası dünyasında daha çok ön plana çıkmaya başladı.
Örneğin, Francis Fukuyama'nın geçen gün The Wall Street Journal'daki 'Hala tarihin sonundayız!' başlıklı makalesinde şu satırlar yer alıyor:
"İslam'da ya da köktendinci İslam'da Müslüman toplumları moderniteye direnmeye iten bir şeyler var gibi görünüyor. Bütün çağdaş kültürel sistemler içinde İslam dünyası en az demokratik yönetimi barındırıyor. Türkiye dışında Üçüncü Dünya ülkesi statüsünden birinci dünya statüsüne geçebilen hiçbir İslam ülkesi yok."
Aynı konuya Amerikalı tarihçi Bernard Lewis de Le Figaro gazetesinde değindi. 'Türk modeli'ni hem İslam coğrafyasında, hem de Orta Asya'da, yani 'Türklük coğrafyası'nda örnek alınmasının tek çıkar yol olduğunu savundu.
Washington'daki Foreign Policy Institute uzmanlarından Michael Radu'nun görüşleri de farklı değildi:
"Atatürk'ün kurmuş olduğu devlet sistemi, İslamiyet ile Batı'nın siyasal değerlerinin çatışmadığını kanıtlayan başarılı bir örnektir."
İşte bu pencerelerden bakınca, Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in Doha'yla Brüksel ziyaretlerinin anlamı ortaya çıkıyor.
Bir yanda İslam Konferansı Örgütü, diğer yanda Avrupa Birliği. İkisinde de var Türkiye. Ve İsmail Cem, her iki tarafa da birbirlerinin duyarlıklarını iletme, anlatma olanağına sahip.
Bir tarafa, terörün hiçbir mazeretinin olamayacağını, insanlığa karşı suç olan teröre gerekçe uydurulamayacağını anlatmak...
Öteki tarafa da, İslam dininin bir barış dini olarak nefret ve düşmanlığın hedefi olamayacağını, savaşın hedefinin ancak ve ancak terörizm olacağını anlatmak...
İsmail Cem'in yaptığı bu.
Yani iki farklı kültür dünyası arasında Türkiye'nin 'köprü rolü'nün gereğini yerine getirmek...
Bu önemli.
Çünkü Türkiye'nin çıkarları, Batı'yla İslam dünyasının çatışmasında yatmıyor. Tam tersine, bu iki dünya arasında karşılıklı anlayışa dayanan, barış ve istikrarın damgasını vurduğu bir ilişki yapısından geçiyor Türkiye'nin menfaati de...
Bu çerçevede etkisini, ağırlığını artırmak için de Türkiye'nin eşit oyuncu rolünü elde etmesi şart. Bu açıdan Büyükelçi Gündüz Aktan'ın Radikal'deki köşesinde dün çıkan şu satırlarına katılıyorum:
"İngiltere, Afganistan'da silahlı kuvvetleriyle Amerika'ya yardım ediyor. Kanada, Fransa ve Almanya'nın da benzer yardımlarda bulunacakları Başkan Bush tarafından açıklandı.
Terörizmin kökünün kazınması konusunda Türkiye'nin BM forumlarında etkin rol oynayabilmesi, sıra Irak'a geldiğinde çıkarlarının gözetilmesi, özelde yakın dostu Pakistan'ı yalnız bırakmaması, genelde İslam ülkelerinin duyarlıklarını Batı nezdinde savunabilmesi, Afganistan'da müttefikleriyle birlikte hareket etmesini gerektiriyor.
Türkiye harekata katılma kararı verirse, uygun bir yol bulabilir. Yeni dönemde yeni politikalar gerek."
h.cemal@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|