
|


Demek bizden asker isteniyormuş...
Bizler hâlâ "Türkiye’den asker istendi-istenmedi" tartışması yapaduralım, her ne kadar Başbakan başta olmak üzere tüm yetkililer bizden asker istenmiyor diye tepiniyor olsalar dahi bugün çıkan bütün haberler aksini gösteriyor. Washington orta ve uzun vadeli planlarını pazarlıyor.
İlk önce geçen hafta Washington Post yazmıştı. Ardından Wall Street Journal’da haber çıktı. Son olarak, New York Times’ın yayınladığı başyazıda bu konu çok net şekilde işleniyor. Eğer bu üç gazete aynı noktayı tekrarlıyorsa Beyaz Saray’da mutlaka hazırlıklar yapılıyordur. Nitekim bunun ipuçları Washington’da kulaktan kulağa dolaşmaya başladı.
Şu aşamada henüz tam anlamıyla bilinmeyen nokta, bu barış gücünün Birleşmiş Milletler çerçevesinde mi, yoksa BM dışı bir ABD ittifakı şeklinde mi gerçekleşeceğidir.
Washington’daki mantık son derece net.
Amerika, Taliban hükümetini hava bombardımanı ile deviremeyeceğini ve mutlaka bir kara harekatı gerçekleştirmek zorunda olduğunu biliyor.
Bu yeni keşfedilen bir gerçek değil.
İlk günden beri biliniyordu.
Tartışmaların temelinde, Afganistan’ı kontrol altına alacak olan kara kuvvetinin kimlerden oluşacağı yatıyor.
Sadece Amerikan ve İngiliz kara birliklerinin duruma el koymaları, olayı bir Hıristiyan-Müslüman çatışmasına dönüştürecek. Hıristiyan kuvvetlerin, Müslüman Afganistan’ı işgal ettiği propagandası, bütün İslam dünyasında çok etkili olacak.
Amerika, işte bu izlenimin doğmaması için, kara kuvvetlerine başka ülkeleri dahil etmek istiyor. Özellikle de, Müslüman Türkiye ve Ürdün gibi ülkelerin katılması, Afganistan Savaşı’nı Hıristiyan-Müslüman çatışması görüntüsünden kurtaracak.
Bu açıdan, Türkiye ile Ürdün başta, diğer bazı İslam ülkelerinin katılımları çok önemli.
Orta-uzun vadeli planlar yapılıyor.
Yakında resmi temaslar da başlayacak.
Acaba Türkiye katılmalı mı? Bizim kamuoyumuz "asker konusunda" çok duyarlı. Bundan önce Kore, Somali, Bosna ve Kosava’ya asker yollanırken böylesine bir tartışma yapılmamıştı. Bu defa, nedense büyük bir duyarlık gösteriliyor.
Oysa belirli bir operasyona silahlı kuvvetleriyle katılmak, ülkelere son derece önemli çıkarlar sağlar. Hangi olaya müdahale ediliyorsa, bölgede ve müdahale edilen sorun üstünde söz sahibi olunur. Çözüm tartışılırken, öncelikle asker yollayan ülkelerin görüşleri alınır. Bu ülkelerin uluslararası ağırlıkları artar. Uluslararası ağırlığı artan ülkelerin etkinlikleri yaygınlaşır.
Körfez krizi sırasında Müslüman ülkelerin koalisyona asker vermek için yarışmalarının temelinde işte bu çıkarlar yatıyordu.
Bugün de farklı değil.
Tek fark, bu defa "radikal İslamcı grupların" baskısı altındaki ülkelerin biraz daha çekimser davranmak istemeleri. Eğer Suudi Arabistan ayak sürüyorsa, tamamen içerdeki radikal tepkilerden çekindiği için böyle bir tutum alıyor.
Türkiye’nin hem iç hem de dış dinamikleri, BM çerçevesinde oluşturulacak bir uluslararası barış gücüne katılmasını kolaylaştırıyor.
Ayrıca Türkiye, Afganistan’da barışı sağlayacak bir gücün içinde bulunmak zorundadır. Zira Türkiye’nin Afganistan’da oynadığı bir rol vardır. Türkiye’nin Afganistan’da bir ağırlığı vardır. Şimdi, bunca yıldır sürdürülen böyle bir yaklaşımdan vazgeçilemez. Türkiye, Afganistan’dan elini yıkayıp ayrılamaz.
Ülkenin temel çıkarları bunu göstermektedir.
mbirand@attglobal.net
SAYFA BAŞI

|
|

|