
|


Türkiyemiz’le gurur duyalım...
Son yıllarda, ne yazık ki istediğim kadar sık hissetmediğim bir hisle İstanbul’a geri dönüyorum.
11 Eylül faciasından itibaren neredeyse bir aydır Amerika’daydım. Olayı en sıcak yerinden, ateşin düştüğü yerden (groundzero) izledim.
5 bin masum insanı öldüren cinayetle birlikte Amerika’nın nasıl değiştiğini, daha da önemlisi dünyanın nasıl altüst olduğunu, nasıl yeni ittifaklar ve yepyeni bir düzen kurulduğunu yerinde izledim.
Sapır sapır dökülen bölge ülkelerini, sadece kendini düşünen aile iktidarlarını, birbirini yiyen etnik grupları ve büyük bir hesaplaşmaya giren İslam dünyasına baktıkça, bugünkü tüm yetersizliklere ve güçlüklere rağmen, Türkiyemizle gurur duymamak elde değil.
Bu saptamamı, belki kötülere bakıp, az kötü olduğumuz için gereksiz övünme olarak görebilirsiniz.
İşin kolayına kaçıp eski slogan veya eski şablonlarla düşünmeyin. Zira artık yepyeni bir dünya, yepyeni kavramlar, yepyeni bakışlar oluşuyor. Bu değişim penceresinden bakınca, öylesine karmaşık bir dünya görüyorsunuz ki, gerçekten de Türkiye tüm aksaklıklarına rağmen çok sağlam çıkıyor.
Yarım yamalak işleyen demokrasisi ile daha sağlam...
Beğenmediğimiz, sırf iş yapmak ve cep doldurmak için seçime girdiklerinden şikayet ettiğimiz partileri ve parlamenterleriyle daha sağlam...
"Daha sağlam" diyebiliyorum, zira bu kurumların varlıkları çok önemli. Aksaklıkları düzeltebilme olanağı elimizde bulunduğu sürece, yolun yarıdan fazlasını geçmişiz demektir.
Zaman zaman abartılı, zaman zaman "Benden büyüğü yok, bu ülke benden sorulur" tutumu, zaman zaman olması gerekenden fazla siyasete karışması ve zaman zaman konumunu koruyabilmek amacıyla ülkenin demokratikleşmesini yavaşlattığı için eleştiri alsa dahi, güçlü, disiplinli, iyi yetişmiş, deneyimli ve temel ilkelere (demokrasi ve laiklik) bağlı bir ordumuz var. Bu da yapımızı sağlamlaştıran unsurlardan biridir.
Türkiye hiç beğenmediğimiz, beğenmemekte de çoğu zaman haklı olduğumuz medya sayesinde daha sağlam...
Yetersizliklerini görüyoruz. Sert şekilde eleştiriyoruz. Ancak bir medyamız var. Toplumun tepkilerini yansıtabilen, gelişmeleri, ne kadar yetersiz sayılsa dahi ortaya koyabilen, halkın sesini az veya çok duyurabilen bir medyamız var.
Bölge ülkeleri dökülüyor... Neden geldiğimiz noktadan memnuniyet duymamız gerektiğini daha iyi anlayabilmek için, bölgedeki diğer ülkelerle karşılaştırma yapmamızda çok yarar var.
11 Eylül’den sonraki şu manzaraya bakın ve kararı siz verin:
n Herhalde Afganistan’dan uzun uzun söz etmeye gerek yok. Paramparça olmuş ve bundan sonra da kolay kolay huzur yüzü göremeyecek bir ülke.
n Pakistan: Her an büyük ayaklanmaların patlamasından korkuluyor. Cumhurbaşkanı Müşerref’in iktidarda kalıp kalamayacağı belli değil. Askeri yönetim kendi içinde bölündüğü taktirde, Pakistan çok daha zorlu bir döneme girecek. Fakirlik ve Keşmir sorununun baskısının üstüne bir de Afganistan olayı eklenince, ülkedeki dengeler daha bozulmuş durumda.
n Suudi Arabistan başta olmak üzere, Mısır, Kuveyt, Ürdün ve Emirlikler son gelişmeler karşısında giderek sıkışıyorlar. Bu ülkelerin tümü suni sınırlar içinde, aile holdingleri tarafından yönetilmektedir. Her birinin üstünde radikal İslam grupların büyük baskısı var. İktidarlara baş kaldıramayan kitleler, radikal gruplara katılarak veya destek verekek memnuniyetsizliklerini gösteriyorlar.
n Irak, Suriye ve İran topun ağzındaki üç ülke. Teröre bulaşan gruplarla ilişkilerini kesmedikleri ve bunu da açıkça göstermedikleri taktirde başları derde girecektir. İran’da, kendilerine özgü bir demokrasi vardır, ancak Irak ve Suriye yıllardır diktatörler tarafından yönetilmektedir. Toplumun değişim istekleri hiçbir şekilde dikkate alınmamaktadır. Bu üç ülke de 11 Eylül cinayetinden sonra topun ağzındalar ve yönetimleri de çökme olasılığı ile karşı karşıya...
İslam dünyasında, bölgede, Türkiye dışında sağlıklı hiçbir ülke yok.
Bu manzaraya bakmak, size de kendi kendinize "durumumuz göreceli olarak iyi" dedirtmiyor mu?
mbirand@attglobal.net
SAYFA BAŞI

|
|

|