
|


Saplantı ve zorlamanın kıskacında: Frank Auerbach
Eleştirmenler, Auerbach’ın resimlerinin engebeli yüzeylerini, dışkıyı anımsatan renklerini "objeye gaddarca davranmak" dürtüsü olarak değerlendiriyor ve soydaşlarına uygulanan Nazi soykırımının sanatçıya etkileri olarak düşünüyor
LONDRA
Frank Auerbach (d. 1931), şüphesiz 20’inci yüzyılın son yarısında İngiltere’de olduğu kadar dünyada da resim sanatına damgasını vuran en büyük ressamlardan biri. 1978’den beri hayranları onun kişisel sergi açmasını bekledi. Ve bu beklentileri nihayet geçtiğimiz ay Londra’nın ünlü Royal Academy of Arts’ın salonlarında gerçek oldu. Yapıtları sanatseverleri düşündürmeye ve rahatsız etmeye devam edecek olan sergi bu yılın sonuna kadar gezilebilecek.
Sanatçı 1954-2001 arasında 800’den fazla eser yaratmış. 6 salona yayılmış olan sergide, çoğunlukla sanatçının erken dönemine ait seçilmiş yapıtları, insan, manzara resimleri ve karakalem çizimlerini içeren 100 eseri yer alıyor.
Sergi bende çok farklı duygular uyandırdı. İtiraf etmeliyim, çok mu beğendim yoksa resim sanatına olan ilgim biraz rencide mi oldu, daha tam karar vermiş değilim. Düşünüyorum da her şeyden önce saplantılarının ve resim yapma dürtüsünün eserlerine bu denli yansımasından etkilenmişim. Auerbach 55 yıllık sanat hayatında hep aynı modelleri ve mekanları kullanmış.
Manzara ve mekanlar 1954’te taşındığı Londra’nın Camden Town semtindeki stüdyosunun bulunduğu sokaklar, civarlardaki parklar, buraların değişik mevsimlerde, günün değişik saatlerindeki görünümleri. Çoğu evine 5 mil uzaklıkta olan mekanlar. İnanılır gibi değil ama hâlâ orada resim yapmakta. Stüdyo ancak birkaç sene önce tamir görmüş ve merkezi sistem ısıtmaya kavuşmuş. Auerbach’ın biyografisini yazan Robert Hughes’un deyimiyle bu "kahverengi mağara"da kendisine çıplak modellik yapanlar ne denli üşümüşlerdir kim bilir.
Auerbach içe dönük, adeta insanlardan uzak yaşayan ama iş sanatına gelince heyecanlı, endişeli, kendisini devamlı yenileyen, bitmek tükenmek bilmeyen bir enerji ile çalışan bir sanatçı. 50 yılı aşan ve hâlâ aynı coşku ile devam eden yaratma tutkusu, özellikle gençliğini gerilerde bıraktığı şu sıralarda, hayatında sanatından başka özel olgulara pek yer bırakmıyor.
1931’de Berlin’de doğan Auerbach, Yahudi bir ailenin çocuğu. Almanya’da büyüyen Nazi tehlikesinden dolayı 1939’da ailesi tarafından İngiltere’ye yatılı bir okula gönderilir.
Saplantıları sadece modelleri ve konuları ile sınırlı değil. O bir mükemmeliyetçi. Beğenmediği eserlerini, eğer satmışsa, geri satın aldığı ve imha ettiği biliniyor. Hayatının asıl amacı resim yapmak. Sürekli çalışıyor. Model David Landau onun resimleriyle "bedensel bir ilişki içinde" olduğunu, onları yaratırken adeta yaratıcı bir transa geçtiğini, sanatsal bir orgazma eriştiğini söylüyor. "Bağırıyor, ahlıyor, sürekli kendi kendine konuşuyor. ‘Çok kötü, hatta berbat!’ diyor. Tekrar uğraşıyor renk renk katlarıyla. Sonra birdenbire dua edermişçesine sessizleşiyor. Okşarcasına dokunuyor tuvaline. O zaman yapıtı ile mutlu olduğunu görürsünüz" diyor.
Tarzı da saplantıları ile sınırlanmış bence. Figüratif resmin kübizmden sonra tekrar canlanmasındaki katkıları büyük ama resimlerinin yüzeylerinde katlarla elde ettiği topoğrafik görünüm çoğu zaman heykeli anımsatıyor.
Resimlerin engebeli yüzeyleri, dışkıyı anımsatan renkleri eleştirmenler tarafından "objeye gaddarca davranmak" dürtüsü olarak değerlendiriliyor ve Nazilerin soydaşlarına uyguladıkları soykırımın sanatçıda yarattığı kalıntıları olarak düşünülüyor.
1962 yılında ilk olarak parlak renkli kadmiyum ve krom bazlı boyalar kullanabilme olanağına sahip olan sanatçı hem sevgilisi hem de modeli olan Estelle Olive West’in tablosunu kadmiyum kırmızısı ve akuamarin katlarıyla capcanlı olarak yapıyor. 60’ların ortalarında en kabarık resimlerini yapan Auerbach boyaları resimlerine tüpten sıkarak tuval üzerinde karıştırma tekniğini kullandı. 70’lerin başlarında bundan bıktığını ve bir evvelki gün yaptıkları katları ertesi gün çalışmaya başladığında kazıdığını görüyoruz. Kat kat boyalarla yükselmenin yerini toprağa daha yakın olmanın sakinliği almış görünüyor. Auerbach resim sergilerinin hayatına getirdiği telaşı hiç sevmiyor ve günlük programını bozduğu için sergi açmaktan kaçınıyor. Ama Royal Academy çok ısrar ettiği için kurtulmak gayesi ile "evet" dediğini söylüyor. Sergilerin getirdiği iyi veya kötü eleştiriler de onu fazla ilgilendirmiyor açıkçası. Varoluşunun özü şu sözlerinde gizli olmalı: "Tek hırsım anımsanmaya değecek bir imaj yaratmak. Ondan sonra bir tane daha anımsanacak imaj yaratmak. Ve Tanrıya bir tane daha yaratabilmek için dua ediyorum. Hepsi bu kadar."
PAZAR


Doğadan gelen sağlık...
‘Bir daha konser vermezsek şaşırmayın’
Altın Portakal bu defa kaçtı
Modacının büyük aşkı
Nuri İyem resimleri tescilleniyor
Karia hazineleri
Savaş muhabiri kitap yazdı
Kanser dönemeci
Tarlabaşı’nda Lale devri
Cihangir’in Açıkdeniz’i
Şarabın tadı iyi kadehle çıkar
‘Entelektüeller beni sevmedi’
DVD / Selim BOY
Birlikte yaşayanlar için 10 emir
Kurna Köy yolunda Gölbaşı Lokantası
Çiçekler ve dikenler
Saplantı ve zorlamanın kıskacında: Frank Auerbach
Öğleden sonra İstanbul
"Dünya Büyülü Bir Yer"
Beyzbolun büyüsü
SAYFA BAŞI

|
|

|