
|


Türkiye asker göndererek doğruyu yapıyor...
Bu köşeyi izleyenler hatırlayacaklardır.
Washington’da bulunduğum günlerde ısrarla, Amerika’nın Türkiye’den asker istediğini yazmıştım. Başbakanımız da böyle bir şeyin söz
konusu olmadığını belirtmişti.
Bakın bugün hangi noktaya geldik.
Amerika Türkiye’den, NATO antlaşmasının 5’inci maddesi çerçevesinde asker istiyor. Elindeki silahla Taliban kovalayan ve harekâtâ katılacak asker istemiyor. Kuzey İttifakı’nı, özellikle de Dostum’a ait kuvvetleri kontrol altında tutacak, onları yönetebilecek miktarda asker istiyor. Zira Kuzey İttifakı paramparça. Amerikalılar da bu insanların ne dillerini, ne mantıklarını, ne de iç çekişmelerini anlayabiliyorlar. Türk askeri çok daha deneyimli ve bu açıdan da
önemli katkıda bulunabilecek konumda.
Yollanması talep edilen asker sayısının şimdilik 50-100 civarında olduğu belirtiliyor. İleride bu sayı artabilir, şekil değişebilir, ancak bugünden "varsayımlara dayanılarak" tutum alınamaz.
Peki ne yapmamız gerekiyor?
Türkiye asker yollamalı mı, yollamamalı mı?
Şimdiye kadar bu konuda ne zaman yazı yazsam, okurlarımdan sert tepkiler aldım.
Kimi "O kadar meraklıysan sen git" dedi. Kimi "Amerikan çıkarlarını korumaya çalıştığımı" ileri sürdü.
Ancak benim görüşüm değişmedi.
Aksine, benim gibi düşünmeyen okurlarımı ikna etmek istiyorum.
Bugün Türkiye’nin gerçek bir müttefik olup olmadığını göstermesi gerekiyor.
Bugüne kadar Türkiye durmadan aynı görüşü belirtti:
"Biz Amerika’nın
bu bölgede en sadık dostu, en sağlam müttefikiyiz" dedi.
Bununla yetinmedi, Başbakan Ecevit sık sık,
terörle mücadele konusunda Türkiye’nin deneyimlerinden söz etti. Bu mücadeleyi ne kadar etkili şekilde yürüttüğümüzün altını çizdi.
Krizin başladığı günden bu yana da Amerika’yı terörle mücadele
konusundaki deneyimlerinden yararlandırabileceğini söyledi.
Ayrıca yıllar boyunca durmadan "Konumumuz, stratejik önemimiz öylesine büyük ki bizim katılmayacağımız siyasi veya
askeri sorun çözülemez" dedik.
Hala da söylüyoruz. Avrupa güvenlik ve savunma kavramı konusunda da Genelkurmay aynı gerekçeleri kullanıyor. Avrupalıları bu açıdan sıkıştırıyor.
Bir de geçmişteki hesaplara bakalım Bir de geçmiş yıllarda başımız sıkıştıkça Amerika’dan isteklerimize bakalım.
Yalım Eralp’in de sık sık tekrarladığı gibi, Bakü-Ceyhan petrol boru hattının inşası için destek istedik ve elde ettik. Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği Antlaşması olsun, Lüksemburg’da adaylığımızın reddedilmesi olsun, ilk çaldığımız kapı Washington oldu. Dilediğimizi elde ettik. Ekonomimiz ne zaman iflas etse, ilk işimiz Amerika’ya koşmak oldu ve isteklerimizin büyük bölümünü de kabul ettirdik. Kuzey Irak’a özellikle 1995 yılında, tam 35 bin asker ve 295 zırhlı araçla 100 kilometre girip PKK kovaladık. Başta Avrupa olmak üzere bütün dünyanın üzerimize çullanmasını beklerken, Amerika’nın tutumu sayesinde kimse sesini çıkartmadı. Ondan sonra da Kuzey Irak’a hemen her yıl kollarımızı sallaya sallaya girip çıktık. Kuzey Irak’ta bağımsız bir Kürdistan kurulmasını da yine ABD sayesinde önleyebildik. PKK terörü ve Öcalan’ın yakalanmasında da yine en hayati
desteği Amerika’dan gördük. Öcalan’ın yakalanıp Türkiye’ye getirilmesi,
ABD sayesinde gerçekleşti.
Şimdi hepimizin yanıt vermesi
gereken birkaç soru var:
ABD’nin bölgedeki öncelikli müttefiki olmayı sürdürmek istiyor muyuz? Bugüne kadar taleplerimizi elde ettikten sonra, ABD’nin en çok ihtiyaç duyduğu bir aşamada, sırtımızı dönüp gidersek, bu stratejik işbirliği sürebilir mi? Benim bu iki soruya yanıtım açık:
Türkiye’nin temel çıkarları, Amerika ile stratejik işbirliğini sürdürmesini gerektirmektedir.
Bunu gerçekleştirebilmenin yolu da çıkarlarına dikkati elden bırakmadan ve olanakları çerçevesinde, Amerika’ya gerçek bir müttefik olduğunu göstermekten geçer.
Sadece bu kadar gerekçe de yetmez.
Olayın bir de Türkiye’nin genel dünya stratejilerinde söz sahibi olup olmaması
ve Amerika’ya destek vermediği taktirde neler olabileceğini de düşünmemiz gerekir.
Bunları da yarınki yazımda
işlemeye çalışacağım.
mbirand@attglobal.net
SAYFA BAŞI

|
|

|