
|


Bir beyin fırtınası: Türkiye kilitlendi; sahaya inmeliyiz!
Şık bir ofiste, kocaman yuvarlak bir masa... Kilitlenmiş siyaset nasıl açılır, Türkiye nasıl kurtulur toplantısı...
Güncel deyişle:
Bir beyin fırtınası...
Beş on dakika gecikiyorum. Önüme bir not konuyor. Daha önceki konuşmaların satır başlarıyla özeti:
- Türkiye kilitlendi.
- Seyirci kalamayız.
- Sahaya inmeliyiz.
- Ankara iflas etti.
- Yeni lider lazım.
Masanın çevresinde on beş yirmi kişi var. Genellikle yurtdışında okumuş, önde gelen özel sektör kuruluşlarında üst düzey yönetici olarak çalışanlardan oluşan bir kırk yaş grubu diye nitelenebilir.
Şöyle diyor:
"1987'de geldim Türkiye'ye. Bir şeyler yapabilmek umuduyla. 1980'lerde umutlarımız bir ara çok yükselmişti. Şimdi öyle değil. Alıp pasaportumu yine gidebilirim. Ama gitmiyorum."
Bir başkasının sözleri:
"Bile bile geldik memleketimize. Pozitif düşündük, Türkiye iyiye gidiyor diye. Hayatlar kurduk."
Ve tabii hayal kırıklığı!
Şöyle diyor:
"Bugün zengini de, fakiri de gelecek için kötü düşünüyor."
Diğeri sözü alıyor:
"Ama bakın Türkiye'nin süper artıları var. Şunu da unutmayın. Bundan bir süre öncesine kadar böylesi toplantıları, yani Türkiye'yi kurtarma oturumlarını zaman israfı olarak sayardık. Katılmazdık. Şimdi öyle mi? Her tarafta böyle workshoplar çalışıyor artık. Bu da iyi bir şey..."
Kriz, çözüm için bir fırsattır!
Ama tabii kullanılabilirse.
Endonezya'da bulunmuş, anlatıyor:
"Bir de Endonezyalılaşmak var. Sürünmek yani. Endonezya'nın ekonomisi 50 milyar dolar dış ticaret fazlası veriyor. Ama ülke çökmüş durumda. Çünkü reel sektörü ve milli bankacılığı yok olmuş..."
Bu da Türkiye dibe vurdu mu sorularına bir yanıt olabilir.
Bir başka deyişle:
Dip, belki de bataklıktır!
Çıkış yolu gecikirse, daha beter sürünmeye başlayabiliriz anlamına geliyor bu.
Biri uyarıyor:
"Beyler, dikkat edin, Türkiye ilk defa müteşebbisini kaybediyor. Yerli sermaye yok oluyor."
Ve siyasete bir tepki:
"Bunlarla, mevcutlarla artık bir yere gidemez Türkiye. Siyaset kurumu çöküyor, kokuyor. Yeni bir şey lazım siyasette. Bu yeni nasıl kurulacak?.."
Bir başkası söz alıyor:
"Ankara'yı şikayet etmek yerine, yeniyi yaratmaya çalışmamız lazım. Zamanlama çok önemli bu açıdan."
Ya da şu sözler:
"Ankara'da siyaset sınıfı, seçim sistemiyle vesaire uğraşarak bir dahaki seçimde kendisini kurtarmaya mı kafa yoruyor, yoksa daha çok Türkiye'yi kurtarmaya mı?"
Yeni parti, yeni oluşum...
Mevcut bir partinin yenilenmesi...
Ecevit sonrası DSP...
Kemal Derviş... İsmail Cem...
Lider, liderlik tartışmaları...
Düşünüyorum. Masanın çevresindeki bu insan kalitesini Türkiye siyasete taşıyabilecek mi? Türkiye'nin çıkmazı, siyasetin bugüne kadar böyle bir kaliteyi dışlamış olması değil mi? Böyle bir lüksü olabilir mi kalkınmak, büyümek isteyen bir ülkenin?
İş dünyasından, bilim dünyasından, sanat ve edebiyat dünyasından değerleri, entelektüel aklı, yani ülkenin elitini seferber etmeden siyasetin, dolayısıyla Türkiye'nin önü açılabilir mi?
Bir pazar günü belki düşünmek isteyen olur diye yazdım bu yazıyı...
h.cemal@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|