
|


Ivır Zıvır Tarihi kadını anlatıyor
Türkiye’de en hızlı daktilo yazan kadın yarışmasını kim kazandı? 1950’lerin en ünlü dedikodu yazarı kimdi? Sahibinin Sesi Plak Evi tarafından plağı basılan ilk Türk kadın şarkıcı Nasib Hanım’ın ağzını hangi prens altınla doldurmuştu?
MEHMET KENAN KAYA
Geçen yüzyılın başında kadınlar ne tür çoraplar giyerdi; ipekliler neyi, dantelliler neyi ifade ederdi? 1950’li yılların en ünlü dedikodu yazarı kimdi? Sahibinin Sesi Plak Evi tarafından plağı basılan ilk Türk kadın şarkıcı Nasib Hanım’ın ağzını -evet ağzını- hangi prens altınla doldurmuştu? Otomobilin yollara sökün ettiği ilk yıllarda "Kadın zayıf mahluktur. Sinirlerine hakim değildir. Ezeli ve ebedi hastadır. Ona makine verilir, can emniyet edilir mi?" diye düşünen erkekler kimlerdi?
Araştırmacı-yazar Gökhan Akçura "Unutma Beni / Ivır Zıvır Tarihi 1" adını taşıyan yeni kitabında yakın tarihin kadınlarını anlattı. Kitapta primadonnadan lezbiyene, fahişeden şoföre kadar birçok kadın portresi var
Gündelik hayatın tarihi, yazınımızda nedense pek rağbet görmedi. Türk aydını uzun yıllar altı ok-demir kırat kavgalarıyla, "ağır sanayi hamleleriyle" falan uğraştı; "ciddi" birçok mevzuya kafa yordu ama Türkiye’de ilk parfümü kim üretti; en hızlı daktilo yazan kadın yarışmasını kim kazandı; bunları hiç düşünmedi. Bu yüzden gündelik hayatın renkli anılarından mahrum kaldık. Geçen hafta Gökhan Akçura’nın Om Yayınları’ndan çıkan eğlenceli ve faydalı kitabı "Ivır Zıvır Tarihi 1 / Unutma Beni" yayımlanana kadar...
"Ivır Zıvır Tarihi 1", Akçura’nın gündelik hayatın tarihine ilişkin yazılarının "kadın" merkezli olanlarından oluşuyor. İçinde de ilk kadın şoförlerden sekreterlere, Osmanlı’daki lezbiyen raconundan Abanoz Sokağı’nın fahişelerine kadar birçok kadının hikayesi var. Tabii, onlara eşlik eden objelerin de renkli tarihiyle beraber (Süleyman Bey’inki kadar önemli olmasa da ipekli çorabın da bir tarihi var çünkü). Sevindirici olan da şu; Unutma Beni, Akçura’nın Ivır Zıvır Tarihi’ne ilişkin ilk derlemesi. Ve onu, çok yakında müzik ve tiyatro üzerine kaleme aldığı "Gramofon Çağı" ve reklam tarihinden kesitler veren "Uzun Metin Sevenlerden misiniz?" adlı çalışmaları izleyecek.
Kocanın kaprisleri arabanınkinden daha mı az? Sporda ve hatta sporun en ağırı olan otomobil kullanmakta kadın bugün çok muvaffak olmuştur. Neden olmasın? Bu asırda, bir kocanın kaprisleri, bir motorün kaprislerinden daha mı az, bir evin idaresi bir direksiyonu çevirmekten daha mı kolay sanki?"
Ivır Zıvır Tarihi’nin arka kapağını süsleyen bu sözler 1934 yılında Yenigün dergisinde yayımlanan "Kadın Eli Neye Yaraşmaz Ki?" adlı yazıdan alıntılanmış. Yazıda, araba kullanmanın "en ağır spor" olarak nitelendirilmesinin tuhaflığı bir yana, kadınlar üzerine söylenmiş bir dolu "özlü söz" de var.
"Eve, salona, büroya, sokağa, plaja, spora yakışan kadın otomobile de yakışıyor."
"Direksiyona hakim olan bugünün kadını dünkü ev kedisi değildir." Ama yazının baş tacı edilmesi gereken sözleri şunlar: "Bir kadının idare ettiği otomobilin içinde bir tesadüf sizi herhangi bir elektrik direğine çarptırırsa, şoförün şen kahkahası, yahut güzel tebessümü, duyduğunuz korku ve heyecanın en kıymetli bedeli olacaktır." (Yazı iyi hoş da anlaşılmayan şu: Kaza yapan kadınlar neden kahkaha atıyor?)
Her genelevde büyücü vardı Ivır Zıvır Tarihi’nde Türkiye’nin ilk genelevine ev sahipliği yapan Abanoz Sokağı’na da geniş yer ayrılmış. Yüzyıl başına kadar sakin bir Beyoğlu muhitiyken 1908 yılında çehre değiştiren bu sokağın en önemli özelliği, her randevu evinin bir büyücüsünün olması imiş. Akçura bu ilginç durumu Turan Aziz’in "Beyoğlu Piliçleri" adlı kitabından alıntılayarak şöyle anlatıyor:
"Çoğu kadın olan bu büyücüler, her sabah 9 ile 10 arasında uğur vermeye memur olduğu genelevin en alt katındaki karanlık mutfağında tütsü yapardı. Sımsıkı kapanan mutfakta evi işleten mama ile yalnız büyücü bulunurdu. Evin revaçta olması, müşterilerin artması için yapılan bu büyülerle aynı zamanda rakip olan evlerin körleşmesi sağlanırdı."
‘30’ların kraliçeleri daktilograflardı Daktilo 1930’lu yıllarda kadınların tekelindeki en modern ofis araçlarından biriydi. O dönemde yazıhanelerde daktilo kullanan kadınların sosyal yaşama getirdiği renk o kadar artmıştı ki, sonunda kahramanları "daktilograflar" olan romanlar bile yazılmaya başladı. Hatta uzun yıllar "Sürat Kıraliçesi" adıyla en hızlı daktilo yazan kadın yarışmaları bile düzenlendi.
Deniz kızı Eftalya neden kaçırıldı? Deniz Kızı Eftelya erken Cumhuriyet yıllarının en önemli kadın şarkıcılarından biriydi. İlk kez Sultan II. Abdülhamid döneminde sahneye çıkan Eftalya birkaç kez Atatürk’ün huzurunda da şarkı söylemiş, yaptığı plaklar dönemin en çok satanları arasında yer almıştı. Akçura’nın, Deniz Kızı Eftalya’nın yaşam öyküsünü de kaleme aldığı kitapta Eftalya’yla yapılmış bir röportajdan şöyle bir alıntı yer alıyor:
Gelemeyen gemi "Adadan ilk vapurla dönüyorduk... Yolcular azdı. Hepsi de Adanın ve İstanbulun en kibar, en maruf simaları idi. Yaz sabahı çok hoşuma gitti, güvertede oturduğum kanapede biraz uzandım. Bir şarkı tutturdum... Bir şarkı, bir şarkı daha... Sadi de keman çalıyordu. Saatler geçti baktım kara görünmüyor. Sordum: -Nerdeyiz kuzum Sadi?
O da farkında değildi, etrafına bakındı:
-Bilmem.
Biraz sonra kaptan yanımıza indi:
-Afedersiniz... Ben bir kabahat ettim. Sizin vapurda olduğunuzu gördüm... Fırsat bu fırsattır diye dümeni çevirdim. Hayırsız Adayı geçtik. Yolcular da ‘İlle kaptan vapuru İstanbul’a geç götür. Mes’uliyet bize! İşi hallederiz’ diye başladılar.
O gün Adadan ilk vapur İstanbul’a saat ikide geldi. Bunu hiç kimse bilmez."
Dans profesörü Panosyan Ivır Zıvır Tarihi’nde 1982 yılında, 100 yaşında ölen ünlü "dans profesörü" Panosyan’ın yaşam öyküsü de var. Askeri eczacıyken mesleğini bırakıp Avrupa’da dans dersleri alan ve Türkiye’ye döndükten sonra diplomalı ‘dans profesörü" olarak çalışan Panosyan, uzun hayatı boyunca bakanlardan milletvekillerine kadar birçok kişiye dans dersi vermiş. Balolarda dans etmek erken Cumhuriyet yıllarının en önemli "asrilik" göstergelerinden biri olduğu için de hep gündemde kalmış.
PAZAR


Son tango İstanbul’da
Peki ama kim onlar?
‘Tanrım, bu siteyi ben mi yarattım?’
Ivır Zıvır Tarihi kadını anlatıyor
Elini enkazın altına soktu
Kırmızı değirmen efsanesi
Küresel "şefkat yorgunu"
Andon’la bir kış daha
Şarapların kralı...
"Terzi değil memur olmamı istiyorlardı"
DVD / Selim BOY
BBG evi, "içerisi" midir?
Yaşlı Süreyya gençleşti
Aşk, sen nelere kadirsin!
"Guy Fawkes" günü
İçi sıkılan Vekil Beyefendi
"Anılar, Düşler, Düşünceler"
Rushdie’nin son günahı...
SAYFA BAŞI

|
|

|