
|


Ruhsal itişme maratonunda hörgüçlü insanlar:
BBG evi, "içerisi" midir?
BBG "şirketleşmiş benliklerin" küçük bir kumpanyasıdır sadece; dışarının küçük ölçekte yeniden içeride üretilmesidir. Ya da belki artık zaten "şirket-benölerin olmadığı bir "dışarısı" kalmamıştır!
Bu hafta, televizyon önünde siftinme esnasında biriktirilen düşünsel enerjinin önemlice bir bölümü Hacer’e gıcık olma etkinliğine hasredilmiş vaziyette. Elbette Hacer şanlı BBG tarihinde "görüşme odasına" girip de evden birini atma şerefine nail olan ilk Türk kadını unvanını aldığı için kimi kaba akıllılar tarafından kadın hakları mücadelesi adına desteklenmesi gereken bir şahsiyet ilan edilmiş olabilir. Zira görüşme odasında o zor seçimi yaparken döktürdüğü "BBG’de bir Cumhuriyet kızı" açıklamaları, "kadın olsun çamurdan olsun" deyip kadınların, haysiyet durumuna bakılmaksızın, sırf kadın olduğu için desteklenmesi gerektiğini savunanları mutlaka içlendirmiştir. Hatta Edi’de vücut bulan erkek-egemen zihniyete sinir olanlar Hacer’i bir tür "direnişçi" mertebesine yükseltmiş bile olabilir. Adaleti, yönetimin şeffaflığını, insan ilişkilerinin gizini BBG evinde arayan zavallı bir halk, erkek egemen dünyayı Edi’nin bir kadın karşısında mağlup olması sayesinde yıkacağını düşünüyor olabilir. Ne ki, elimizdeki direnişçinin hali... Nasıl demeli?
Dokunmayın sanatçıya; gariptir! Daha modernleşemeden postmodernleşmiş ülkenin Silifkeli kızı Hacer, "plakalı insanlar cemiyeti" BBG’ye kendi beyanına göre "özel bir insan" olduğu için seçilmiştir. Kendisi hakikaten de özeldir. Kafası, diz altı etek giyip belden aşağı şakalar yapmak başta olmak üzere, her türlü çelişkiyle dolu bir ahlak akvaryumu gibidir. Ne kadar incinebilir bir varlık olduğunu, daha da ileri giderek kendisinde "sanatçı ruhu" bulunduğunu tekrarlamasına rağmen Hacer, ruhsal hörgüçlerinde her daim itişme enerjisi bulunan kasabalı bir kadın portresi çizmektedir. Yeri gelmişken, hayatın her anında itişmek için bir yerlerinde mutlaka bir ek enerji ünitesi bulunduran insanların anatomik yapısı tarafımdan samimiyetle merak edilmektedir. İşte bu gelgit halindeki sanatçı ruhu sayesinde Hacer, kâh üç akordan oluşan şarkılarını yazmakta, kâh ev halkını "kızlar-oğlanlar" şeklinde ayırıp ilkokuldaki toplu oyunlara benzer etkinliklere yöneltmektedir. Ayakkabılara yumurta koymaca, giysilere un serpmece gibi hakiki bir sanatçı ruhunun mahsulü olabilecek oyunları icat eden hep odur.
Kasabalı ahlak mankeni Diğer yandan kasabalı ahlakın bir gereği olarak Hacer, "evlenmeden asla" namusu ile her türlü küçük hesabı yapmanın olumlanmasını kendinde birleştirmiş bir kimsedir. Kasabalı ahlakın mankeni olan hanım kız, kerelerce ifade ettiği üzere BBG evine girmeyi kendince "ünlü olmanın en şerefli yolu" olarak tespit etmiştir. Bu sebepten her fırsatta "Sen şarkılarını söyle" psikolojisine kapılıp sazı eline almaktadır. Yine kasabalı ahlakın bir gereği olarak, kendisi "The Great Pretender" (Büyük Numaracı) rolündedir. Kaset yapmak hayalinden, masum şöhret tutkusundan söz eden Hacer, "hırslı" olduğu söylendiğinde kasabalı bir manevrayla o yalan alçakgönülülük kılığına girivermektedir. Çünkü kasabalı ahlakın birinci koşulu, çok sivrilmemek, yalan bir tevazu postu altında, kendini öne atmak, "arkadan itiyorlar" deme becerisini göstermektir. Kasabalı ahlak, açıklığı ve netliği sevmez; ikiyüzlülüğü ve bastırılmışlığı onaylar. Her türlü "suç" gizlice işlenmelidir.
Şirket-ben: Plakalı insanlar İnsanların 02 Hacer, 05 Edi, 07 Cüneyt şeklinde plakalanıp, toplu iğne başı kadar kuru yeri kalmayıncaya kadar "gösteri aptesiyle" ıslandığı BBG adlı programda bir yandan kasabalı ahlakı canlı tutmak, diğer yandan gösterinin temposunu düşürmemeye çalışmak büyük bir ruh çevikliği gerektirir. Ama Hacer (elbette diğerleri de) "büyük amaca" ulaşmak için sebat etmektedir. Evdeki hemen herkes gerçek bir "şirket-ben"e sahiptir. Çünkü bütün ilişkileri fizibilite dengeleri üzerine kurmak, üstelik bunu aralıksız devam ettirmek için gereken takati her daim kendinde bulmak, "şirketleşmiş benlik" tarafından yapılacak bir iştir. Zaferin yağlı kazığına tırnaklarını saplamak ve tırnak diplerinden akan kanı umursamadan devam etmek "şirketbenölerin yapabileceği iştir. Düşünürlerin "İnsan öldü mü?" üzerine kafa patlattığı bir çağda BBG, şirketleşmiş benliklerin hakim olduğu dünyada küçük bir kumpanyadır sadece; dışarının küçük ölçekte yeniden içeride yaratılması. Ya da belki artık şirket-ben’lerin olmadığı bir "dışarısı" kalmamıştır...
ecetem@hotmail.com
PAZAR


Son tango İstanbul’da
Peki ama kim onlar?
‘Tanrım, bu siteyi ben mi yarattım?’
Ivır Zıvır Tarihi kadını anlatıyor
Elini enkazın altına soktu
Kırmızı değirmen efsanesi
Küresel "şefkat yorgunu"
Andon’la bir kış daha
Şarapların kralı...
"Terzi değil memur olmamı istiyorlardı"
DVD / Selim BOY
BBG evi, "içerisi" midir?
Yaşlı Süreyya gençleşti
Aşk, sen nelere kadirsin!
"Guy Fawkes" günü
İçi sıkılan Vekil Beyefendi
"Anılar, Düşler, Düşünceler"
Rushdie’nin son günahı...
SAYFA BAŞI

|
|

|