
|


Aşk, sen nelere kadirsin!
Donatella sevdiği erkek için her türlü fedakarlığa hazır Virna Lisi, bendeniz ise arkadaşının mutluluğu için çırpınan Katherine Hepburn pozundaydık
Hemcinslerimiz ne düşünür bilmem ama, Donatella ile bendeniz ömür boyu bir Clark Gable bekleyenlerdeniz. Öyle her Clark Gable’ı değil tabii, hani şu "Rüzgar Gibi Geçti" filmindeki Scarlett’in kocası karakterini. Donatella’nın bile haberi yok, fakat ben çözdüm, bize gereken erkek; kadının zekisini, inatçısını ve zehir zemberek dillisini seven, aşkı bir güç gösterisi, bir yarışma, bir hesaplaşma gibi yaşayan türden olmalı. İstemesek de sahiplenmeli bizi, küçücük yumruklarımıza aldırmadan sırtlamalı, ısırma eğilimlerimizi öperek yanıtlamalı, kaçtığımızda tutmalı, yaklaştığımızda uzaklaşmalı... Kısacası hınzır bir kediyle oynaşmaktan korkmayan, ama kızıp yemeye de kalkmayan, iyi huylu bir kaplan olmalı.
Donatella’ya sorarsanız, Aslan burcu bir erkek de idare eder, diyor. İşin uzmanı o. Aslan burcu erkeğin karşısında, sabahtan akşama: "Sen en büyük, sen en güçlü, sen en yaman..." diye secdeye gelir ve hayranlık sunarsak, dünyanın en cömert, en tutkulu, en eğlenceli yaratıklarıymış Aslanlar. Biraz tembel olurlarmış ama zarar yok, nasılsa biz iki kişilik çalışmaya idmanlıyız. Çocukları da sayarsanız, üç kişilik çalıştığımız bile söylenebilir.
Acaba Clark Gable türü mü? Bizim küçük, sarışın kasırga Marco’suyla buluşmak üzere Paris’e estiğinde, program hazırdı. Marco, aslında Başaktı, ama gerek Donatella’nın bire bir temaslarından, gerekse benim izlenimlerimden, en azından bir süre Aslan muamelesi çekilmeyi, sınanmayı hak ettiği kararına varılmıştı. Beklenecek ve Clark Gable türünden olup olmadığı görülecekti. Ama işte "beklemek" fiili bizim kızın kipinde değildi. Donatella’ya tembih ettim: "Adamı korkutma. Üstüne varma. Sabırlı ol. Zıp zıp zıplama çevresinde. Çok konuşma, dinle. Ağır ol ki, molla desin, ürkmesin," vb... Bütün bu öğütlerin bir nedeni vardı: Marco çok zeki, olağanüstü bilgili, hınzır, ama kolay karar vermeyen, müthiş temkinli biriydi. Ve Frankfurt’ta bana, bizim sarışın afet için: "O bir cadı. İçimden geçeni okuyor, üç bin kilometre öteden ne yaptığımı biliyor..." demişti. Yani arkadaşımın telepatik yeteneklerinden gözü korkmuştu, belli! Bizim sarışın söz verdi: Akıllı uslu rolü çekecekti.
Programın ilk günü, Paris Arap Enstitüsü’nde bir sergiyle başlıyordu. Marco serginin kataloğunu hazırlamış, Donatella’yla birlikte Daniel ve beni de davet etmişti açılışa. Benim sarışın, "Arap Enstitüsü" sözünü duyunca söylenmeye başladı: "Demek ömrümüz bu kadarmış. Tam ABD, Afganistan’ı bombalarken biz burada Arapların inine gireceğiz, bir bomba patlatacaklar, hepimizi kaşıkla toplayacaklar sonra. Yanarım yanarım, Sonia Rykel elbiseme yazık olacak, ona yanarım..."
Sergiden önce bir kahvede, Marco ile Daniel’i tanıştırdık. Öyle bir anlaşıp seviştiler ki, şaştık. Donatella, muzip cadılığıyla: "Acaba bunlar birbirlerine daha mı uygun..." diye başlayan Türkçe bir yoruma girişiyordu ki, susturdum: "Saçmalama!"
Donatella, sevdiği erkek için her fedakarlığa hazır Virna Lisi, bendeniz arkadaşının mutluluğu için çırpınan bir Katherine Hepburn pozunda, Arap Enstitüsü’nün önüne vardığımızda ne görelim? Meğer bütün Paris sosyetesi orada ve güvenlik aramaları dolayısıyla uzadıkça uzayan bir davetli kuyruğu var! Yanımızda nazik erkeklerimiz olmasa, Donatella ve ben, kimsenin gözünün yaşına bakmaz, öne geçeriz de... Ne yazık ki Marco ve Daniel uygar, saygılı kişiler. Dolayısıyla koyulduk herkes gibi beklemeye. Donatella, yağmur yağana kadar "akıllı ve uslu"ydu. Ama yağmurla birlikte sabrı taştı, en azından Türkçe söylenmeye başladı: "Hay senin sergine! Sen olmasan ben bu kuyrukta bekler miydim acaba? Hangi kuvvet tutardı beni burada elin Arabı iki tane çanak yapmış diye?"
Bir cadı ve bir yarasa baş başa Sonunda girdiğimiz sergide, yağmurdan kurtulmuştu ya, her çanağın önünde durdu ve Marco’nun verdiği bilgileri, dikkat ve heyecanla dinledi. Kuşkusuz, aynı benim gibi, ne zaman oturup ayakkabılarını çıkarabileceğini düşünüyordu. Ama renk vermedi. İki gece daha birlikte olduk dördümüz ve çok eğlendik. Bir cadıyla bir yarasanın baş başa ne yaptıklarını bilmek, bilsem bile yazmak, herhalde bana düşmez. Bildiğim, Daniel ve Marco’nun ahbaplığı iyice ilerlettiği. Dünya ahret kardeş olduklarını anladık da, ayrılırken Donatella ile birbirimize bakıp yine de: "Acaba biri Scarlett olsaydı..." diye düşünmeden edemedik.
PAZAR


Son tango İstanbul’da
Peki ama kim onlar?
‘Tanrım, bu siteyi ben mi yarattım?’
Ivır Zıvır Tarihi kadını anlatıyor
Elini enkazın altına soktu
Kırmızı değirmen efsanesi
Küresel "şefkat yorgunu"
Andon’la bir kış daha
Şarapların kralı...
"Terzi değil memur olmamı istiyorlardı"
DVD / Selim BOY
BBG evi, "içerisi" midir?
Yaşlı Süreyya gençleşti
Aşk, sen nelere kadirsin!
"Guy Fawkes" günü
İçi sıkılan Vekil Beyefendi
"Anılar, Düşler, Düşünceler"
Rushdie’nin son günahı...
SAYFA BAŞI

|
|

|