11 Kasım 2001 Pazar


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  SERİ İLAN  

 




İsmail Cem, liderliğe doğru yürüyor

     Türkiye yeni liderler arayışında.
     Önümüzdeki seçimlere aynı liderlerle girilmesinin önemli sakıncalar yaratacağına inananların sayısı epey yüksek.
     Gözlerin döndüğü partilerin başında da DSP geliyor.
     Ecevit’in çevresinden yayılan genel kanı, DSP liderinin önümüzdeki seçimlere katılmayacağı, büyük olasılıkla partinin onursal lideri olarak görevini sürdürüp, yerini bir başkasına bırakmaya hazırlandığı şeklinde. Bunun ne kadar gerçekçi bir saptama olduğu bilinmemekle birlikte, Türkiye’yi 2000’li yıllara taşıyacak yeni bir oluşumun hazırlıkları var. DSP, DYP veya ANAP olsun, hiçbirinin geleceği parlak görülmüyor. Bundan dolayı da ya DYP ile ANAP’ın birleşip yeni bir liderlik altında yollarına devam etmeleri veya yeni bir oluşum oluşturulmasına çalışılıyor. Kulislerde de isimler uçuşuyor.
     İş çevrelerinden kaynaklanan bu arayış son dönemde şekil değiştirmeye başladı.
     Washington’dan dönüp ekonomiye el koyduğu aylarda Kemal Derviş’in yıldızı pırıl pırıl parlıyordu. Birçok çevre, yeni bir liderin doğmakta olduğunu söylüyor ve açıkça Devriş’i işaret ediyordu. O döneme kadar İsmail Cem, DSP’nin parlayan ismiydi.
     Ancak zaman içinde Derviş hayal kırıklıkları yarattı.
     Son derece parlak ve ekonominin teslim edileceği bir "ikinci adam"olarak görülmeye başlandı. Yeterince siyasi liderliği, siyasi karizması bulunmadığı izlenimi yaygınlaştı.
     Ekonomiyle ilgili görüşleri, Türk politikacılarındaki "boş konuşma" hastalığına hiç kapılmaması, temiz bir dil kullanması, Derviş’in en güçlü yanları olarak sayılmasına rağmen, liderlik sözü konusu olunca tereddütler gözleniyor.
     
     İsmail Cem, geri dönüyor
     Son dönemlerde İsmail Cem’in adı yeniden ön plana çıkmaya başladı. Yıldızı yeniden parladı. Adı üstünde henüz tam bir mutabakat bulunmamasına rağmen, giderek daha fazla konuşulan insan konumuna giriyor.
     Kemal Derviş ismi üzerinde, hem kendinden, hem de koalisyon kadrolarından -özellikle MHP’den kaynaklanan- yıpranma yaşanırken, İsmail Cem’in 11 Eylül olayından itibaren gösterdiği performans çok fazla kişinin fikrini değiştirmesine yol açtı.
     Kıbrıs ile ilgili son çıkışları, eski söylediklerinin bir tekrarı dahi olsa, Cem’in yıldızının parlamasına önemli bir katkı yaptı. Diğer partilerden aldığı destek bunun en ilginç işaretlerinden biriydi.
     Cem’in sorunlara genelde ılımlı bir yaklaşım göstermesi, uluslararası çevrelerde yarattığı olumlu hava, askerle ilişkilerinde olsun, Ecevit ve özellikle de Rahşan Ecevit ile uyum içinde olduğu izlenimi, geleceğin lider adayı olarak sayılmasını sağladı.
     DSP’lileri bir arada tutup tutamayacağı ve parti kulisinin nasıl bir tepki vereceği bilinmemekle birlikte, Cem yarışın ön sırasına oturdu.
     Türkiye’de her şey her gün değişebileceğinden dolayı, şimdiden kesin bir şey söylenemez. Buna rağmen, Ankara’nın bir bölümünde ve İstanbul’un çeşitli çevrelerindeki görüntü bu...
     
İrtemçelik’ten önemli bir uyarı
     Kıbrıs konusuna önemli katkılardan biri M. Ali İrtemçelik’ten geldi. TBMM’nin kapalı bir oturumda tartışması gerektiği yolundaki son derece akıllı ve doğru girişiminin yanısıra, sorunun çözümü için ortaya attığı öneri de önemli.
     İrtemçelik, Kıbrıs ile Ege sorunlarının birlikte ele alınması gerektiğini söylüyor. Kıbrıs’ın, buzdağının sadece görünen tarafı olduğunu, asıl buzdağının, görünmeyen ancak daha büyük olan tarafının da ele alınması gerektiğinin altını çiziyor.
     Doğrudur. Türk-Yunan ilişkileri bir bütün olarak ele alınmadığı ve hem Ege, hem de Kıbrıs’ta çözüm bulunmadığı sürece ilişkilerin rayına oturmayacağı açıktır.
     İrtemçelik de bu sorunların çözülebilmesi için her iki tarafın da kabul edeceği bir uluslararası şahsiyetin yardımcı olmasının altını çiziyor.
     Bence de böyle bir "kolaylaştırıcı şahsiyete" ihtiyaç var. Tarafların karşılıklı oturup bunu çözmeleri güç.
     Ancak, İrtemçelik için asıl önemlisi, Yunanistan’ın oynayacağı rol. "Yunanistan, Güney Kıbrıs’ın ve AB’nin arkasına saklanmaktan vazgeçip, Türk-Yunan ihtilaflarına akılcı ve dengeli çözümler bulunabilmesi arayışlarına, sorumluluk payına düşen katkısını sağlamalıdır. O zaman görülecektir ki sonrası belki bugün hayal edemeyeceğimiz kadar kolay olacaktır" diyor.
     
Türkmenbaşı’na neden kızıyoruz?
     Dışişleri Bakanı İsmail Cem’in geçtiğimiz haftalardaki Türkmenistan ziyareti, bizim medyaya bakacak olursanız, olaylı geçti.
     Türkmenbaşı Cem’e "Avrupa’nın peşinde koşacağınıza Orta Asya’ya gelsenize" demiş. Adamı yerden yere vurduk. Ne küstahlığı kaldı, ne boşboğazlığı. Hatırlayacaksınız bundan bir süre önce, eski Enerji Bakanı Cumhur Ersümer’in ziyareti sırasında da kameralar önünde "Verdiğiniz sözleri tutmuyorsunuz" demiş ve büyük olay olmuştu. Yine çok kızmıştık.
     Aslında bizler gereksiz duyarlılık gösteriyoruz. Türkmenbaşı bütün ziyaretçileriyle, öncelikle kameralar önünde espirili konuşmaktan hoşlanan bir liderdir. Bunu hakaret etmek amacıyla yapmaz. Onun espri anlayışı belki bize hakaret gibi gelir, ancak adamın niyeti kavga değildir. Aynı tutumu, İngiliz veya Almanlarla konuşmalarında da gösterir. Bu açıdan, bu tip sözleri onur sorunu yapmamak gerekir. Önemli olan, başbaşa kaldığı zaman söyledikleri ve Türkiye’ye yönelik politikalarıdır ki o yönden hiçbir sorun yoktur. Ayrıca, sarfettiği sözler kendi açısından da doğrudur.
     Türkmenbaşı, Türkiye’nin kendini tamamen Orta Asya Cumhuriyetlerine bağlamasını istemekle haklıdır. Türkmenbaşı, Türkiye’nin genel çıkarlarından çok kendi bölgesini düşünür. Türkiye’nin Orta Asya’yı seçenek olarak göremeyeceğini, hem Avrupa hem ABD hem de Orta Asya arasında dengeli bir dış politika uygulamak zorunluluğunu görmek istemez. Bu da onun hakkı... Bizim hakkımız da dengeyi sürdürmektir.
     Özetle, medyada görülen bu tip alınganlıklara hiç gerek yok. Dışişlerinin dahi alınmadığı bir gelişmeyi biz neden sorun yapıyoruz, anlamıyorum.
     
Acaba kimin ayıbı?
     Milliyet’teki bu haberi görünce, kendi kendime aynı soruyu sordum: Acaba, Türki Cumhuriyetleri mi ayıp ettiler, yoksa biz mi ayıp ettik?
     KKTC’yi kimseye resmen tanıtamamanın nedeni çok derinlere inmiyor mu?
     Azerbaycan, Türkmenistan dahi KKTC’yi tanımıyorsa, ortada çok önemli bir sorun var demektir. İpin ucunu kaçırdığımız, trenin kaçtığı anlaşılmıyor mu?
     Kendi ayıbımızı başkalarının üstüne atmayalım.
     
     mbirand@attglobal.net
     




 SAYFA BAŞI 





Melih AŞIK
Yüce bir koşu...

Fikret BİLA
Asker ve Irak

Hasan CEMAL
Dağa sırtını vermiş hayal gemisi!

Güneri CIVAOĞLU
Notalarda Türkiye

Can DÜNDAR
Ecevit'in halefi kim?

Abbas GÜÇLÜ
Bak şu portakal suyunun yaptığına

Mehmet Y. YILMAZ
Evlilik iyi çocukların cezası mıdır?

Hasan PULUR
Futbolcu politikacı ve çirkinlik...

Derya SAZAK
Derviş'in kadın tutkusu

Meral TAMER
Borusan’da bugün devir - teslim var

Tamer HEPER
Altyapı masrafına katılacaksınız

Metin TOKER
"Türkiyeli Müslüman", "Müslüman Türk"e karşı

Osman ULAGAY
Moralle aşılacak kriz hangisi?

Güngör URAS
Döviz fiyatı "hız kesti"

Serpil YILMAZ
‘Yeni parti değil, yeni lidere ihtiyaç var’

M. Ali BİRAND
İsmail Cem, liderliğe doğru yürüyor

© 2001 Milliyet