
|


50 yıllık politikacı Hüsamettin Cindoruk’la iç politika turu
SOHBET ODASI
Aralık rejim varDemokrasi tramvayında ön sıralarda bulunmuş olan Cindoruk, Türkiye’nin yeni Avrupa’nın dışında kalacağını, AB normlarına uygun demokratik Cumhuriyet’i kuramadığımızı söylüyor
Derya SAZAK
Demokrasi tramvayında geçen 50 yılın ardından anıları yazmaya sıra geldi mi? Politika bir hayat tarzıdır, emekli olana da rastlamadım. En azından zihnen politikaya devam edersiniz.
Krizler gibi siyasetçiler de süreklilik gösteriyor. Kriz aslında siyasi. Türkiye’ye yeni, çözüm üreten bir anayasa lazım. Ama korkularımız buna engel. Siyaset perakendecilik kaldırmaz, Atatürk, devrimleri eşzamanlı yapmış cesur bir devlet adamıdır. AB’yi ele alalım. Gümrük Birliği’ne gidiyorsunuz, Kopenhag kriterlerini niye kabul etmiyorsunuz? Ama bakınız gözden kaçırdığımız bir şey var: Genelkurmay - Mesut Yılmaz çatışması.
Ulusal güvenlik sendromu tartışmasından mı söz ediyorsunuz? Evet. Ne Mesut Yılmaz’ı kınamak, ne de Genelkurmay’ı karşıma almak isterim. Ben 7 Ağustos 2001 tarihli bildiriyi, Cemal Gürsel’in Adnan Menderes’e yazdığı mektuba benzettim. 27 Mayıs 1960 öncesi, dönemin Başbakanı’na verilen mesajda Celal Bayar’a duyulan tepki dile getiriliyordu. Milli Savunma Bakanı Ethem Menderes’in Gürsel’in mektubunu Adnan Bey’e vermediği Yassıada’da ortaya çıktı.
Mesut Yılmaz’a verilen yanıtla nasıl paralellik kuruyorsunuz? Burada muhatap bence Mesut Yılmaz değil. İçeriği 28 Şubat’tan da ağır. Mesut Yılmaz’ı bahane edip, Silahlı Kuvvetler Türkiye’nin iyi yönetilmediğiyle ilgili şikayetlerini bildirdi. Bakın, Genelkurmay’ın açıklamasından okuyorum: ‘Soygun düzeni adeta normal bir davranış haline gelmiştir.’ Başka bir şey deniyor; ‘Ülke içinde siyasi istikrar, kişisel ihtiraslar nedeniyle bir türlü sağlanamıyor.’ İşte tamamen Cemal Gürsel’in mektubu bu. Aynen, o da Bayar’ı kötülüyordu.
Ordu ne mesaj vermek istemiş olabilir? Siyasetçiler şunu gözden kaçırmasın: ‘Çağdaşlık, evrensellik ve ilericilik anlayışları, kendi yarattıkları paradigmalar ile sınırlı kişilerin ulusu aydınlık yarınlar yerine, belirsiz karanlıklara götüreceği ve bunun geçmişte de pek çok örneklerinin bulunduğu bir gerçek.’ İşte bu Türkiye’de yapılan bütün darbelerin, muhtıraların gerekçesidir. Bu bir tehdittir. Tabirlerde, bütün muhtıraların kelimeleriyle aynı. Şimdi TSK’nın bu tebliğini tercüme ederek okuyan bir AB yetkilisi, ordunun Kopenhag kriterlerine karşı çıktığını anlar.
Nasıl? Türk ordusu Ankara kriterleri koyuyor. Ankara kriterlerine uymazsanız ben buna karşı çıkarım hatta gerekirse müdahale ederim diyor. Bu arada şeriatçılıkla ilgili hüküm var zaten 28 Şubat’ta bunu yapmıştı.
Ancak bu tartışmadan sonra bir Anayasa değişikliği gerçekleşti, orada kısmen de olsa bazı iyileştirmeler yapıldı. MGK’da sivil üye artırıldı. Bence 7 Ağustos bildirisi siyasetçi inisiyatifini kesmiştir, Meclis de buna uymuştur. TBMM, milletlerarası hukukun milli hukuk üstünde yorumlanabileceği ve algılanabileceği maddesine güvenmediği için oy vermedi. AB’ye girecekseniz 80 bin sayfalık bir hukuk normu var. Bu hukukun içinde yeni bir egemenlik kavramı var. Dünyanın en sağlam paraları euro karşısında ocak ayından itibaren geçerliliğini kaybediyor. Yepyeni bir Avrupa doğuyor.
Türkiye yeni Avrupa’nın dışında mı kalacak? Korkarım öyle, Meclis’in Anayasa değişikliği estetik. Bunların Kopenhag kriterlerini karşılamadığı İlerleme Raporu’nda görülüyor. Yeni demokratik bir anayasa şart. Türkiye, AB normlarına uygun, demokratik Cumhuriyet’i kuramadı.
Rejim demokratik değil mi? Türkiye’de aralık rejim var. Sonuçta bir seçim yapıyorsunuz ama daha sonra sivillerin bıraktığı boşlukta 28 Şubat’ta olduğu gibi askerler sizi yönetiyor. Ben ‘de Gaullecü’ çözümden yanayım. Fransa’yı örnek alabiliriz, yarı başkanlık sistemine geçilmeli. MGK da Cumhurbaşkanı’na bağlanmalı, 3 - 4 ayda bir toplanmalı. Genelkurmay Başkanı da NATO’daki gibi Savunma Bakanlığı’na bağlanmalı. Aralık rejimden başta türlü çıkılamaz.
Köklü bir yapısal değişiklikten yanasınız, partiler ve seçim yasaları da buna dahil mi? Daha ileri gidiyorum, dünyanın pek çok ülkesinde siyasi partiler kanunu yok. Haydi kaldıralım siyasi partiler yasasını. Bugün parti içi demokrasiden söz edilebilir mi? DYP’de benim başıma geldi, ihraç edildiğimi TV’den öğrendim. O parti bugün demokrasi mücadelesi veriyor!
Merkez sağda yeni yapılanma olacak mı, Demirel parti kurabilir mi? Sayın Demirel ABD’nin Afganistan’daki siyasetini izliyor, Türkiye’nin kötü yönetilmesinden sorumlu olanları, ikiz kuleleri yıkanları bombardıman ediyor. Demirel mahzendeki eski şarap gibi değerini koruyor. Eski siyasetçileri yok saymak yanlıştır, hele böyle yeni siyasetçiler oldukça!.. Bana göre Türkiye Demirel’den danışman gibi faydalanmalı.
Özal, ‘savaş bir haktır’ derdiSayın Cindoruk siz Özal’ın son döneminde Meclis Başkanlığı görevinde bulundunuz, Cumhurbaşkanlığı’na vekalet ettiniz, ölümünden önce Köşk’teki temaslarınızda Turgut Bey size Körfez krizinde kaçan fırsattan, Musul Kerkük niyetinden bahseder miydi? Rahmetli Özal, Körfez Savaşı’ndan söz etmeyi severdi; bir defasında bana ‘Körfez harekatı benim senaryomdu, Amerika onu uyguladı’ dedi. Tabii o zaman (1991 - 93) hadise yatışmış olmasına rağmen Türkiye’nin hala Musul üzerindeki haklarını alabileceğini söylüyordu. Haritayı açar, ‘Sağ olsun Demirel de bizim Hariciye’de askerler buna katılmıyorlar’ diye yakınırdı.
Sizce bir Kuzey Irak planı var mıydı? Musul Kerkük meselesine inanıyordu. Silopi ile Suriye’nin arasında dağ, tepe yok 30 - 40 kilometrelik düz bir alan geçilerek yapılacak bir askeri harekatın çok kısa bir sürede Basra Körfezi’nde biteceğini söylüyordu. Bana bunları anlatınca Musul’u Lozan’ın dışında tutmamıza karşın, Milletler Cemiyeti’nde kaybettiğimizi hatırlatarak, petrol gelirinden de 500 bin sterlin karşılığı vazgeçtiğimizi, dolayısıyla Irak’ın Kuveyt’i işgaline BM tarafından savaşla son verildiği bir dönemde, Musul Kerkük konusunda hukuki bir meşruiyet bulamayacağımızı söyledim. Ne dedi biliyor musunuz: ‘Savaş bir haktır, hukuk dinlemez!’
Özal’ın Güneydoğu ve Kürt sorununun çözümü için kullandığı "federasyonu tartışalım" sözü vardı, onu nasıl yorumluyordunuz? Şimdi devlet stratejisi olarak düşündüğünü sanmıyorum. Bu fikri ortaya atıp tartışmaya açmak istediğini zannediyorum. Israrcı olmadı hiçbir zaman. Ya da benim bildiğim üst düzey ortamlara da getirmedi.
Özal’ın ölümünden önce size de açtığı bir Kürt planı varmıydı, çünkü aile çevresi sonradan ani ölümüyle ilgili kuşkularda buna bağlı bir zehirlenme olasılığını dile getirdi. Sanıyorum Turgut Bey’i hastanede son görenlerden birisiydiniz. Şimdi Kürt meselesinde Özal barışçı metodlar arıyordu. Ben Özal’ın Kürtçü olduğunu söyleyenlere hiçbir zaman katılmadım. İnsancıl çözüm arıyordu. Bence Apo ve PKK’nın en büyük yanlışı şiddete başvurmaktı. Şiddete başvurmasalardı pek çok haklar elde edebilirlerdi. Suriye’den himaye görmeseler bu kadar uzamazdı, ABD’nin baskısıyla sonunda Apo’yu paketleyip teslim ettiler. Operasyonu Amerika tanzim etti, bugün de Bin Ladin’i Afganistan’dan çıkartırsanız kimse almaz, yakalanır.
Özal’ın 1993 Nisan’ında tam da Kürt meselesini çözmeye çalışırken kuşkulu biçimde öldüğüne inanmıyorum. Sağlığı zaten iyi değildi.
Hastaneye kaldırıldığı zaman eşi ve kardeşleri oradaydı. Başta Semra Hanım, aileden hiçkimse otopsi yapılsın falan demedi. Ben kesinlikle bir zehirlenme olduğunu sanmıyorum.
Demirel, başbakan olarak kalmalıydı...Anılara dönelim, 1987 referandumu gecesi Demirel’e gidip emaneti teslim etmeniz hata değil miydi? Benim açımdan hata olarak görülebilir ama Türkiye açısından doğruydu. Demirel’in 80 ihtilalinde siyasi hakları alındı. Doğru Yol, Adalet Partisi’nin devamı değil ta kendisidir. Ben söz vermiştim; Yasaklar kalkınca emaneti sahibine bırakacaktım. Süleyman Bey önce geri almak istemedi, hatta bana kızdı ama seçime Demirel’le girersek oyumuzun artacağına inanıyordum. Haklı çıktım.
1993’te Özal’dan sonra niye Cumhurbaşkanlığı’na aday olmadınız, ikinci kez Demirel’in yolunu açtınız, şans tanıdınız. Oysa halk Demirel’e 1991 seçimlerinde ülkeyi yönetme görevi vermişti, ‘arkama bakmam’ dedi ve Çankaya’ya çıktı. Türkiye 90’lardaki hataların bedelini bugün çok ağır ödemiyor mu? Turgut Özal ve Demirel genel başkan ve başbakan kalsalardı, Türkiye bugün daha iyi yerde olabilirdi. Mesela, Özal pişmandı. Bir gün bana dedi ki, Güneş Taner beni dinleseydi Süleyman Bey 91 seçimini kazanamazdı. ‘Başbakan olarak kalsaydım o zamanki ekonomik hatalar olmazdı.’ Özal Çankaya’ya sığmadı, ölmeseydi Cumhurbaşkanlığı’nı bırakıp yeni parti kuracaktı.
Özal’ın yerine siz niye aday olmadınız, Meclis Başkanı olarak güçlü bir desteğiniz vardı, Demirel’le görüşüp mü karar verdiniz? Evet, Demirel cumhurbaşkanlığını istedi, o sırada Özal’ın cenaze törenine gelen devlet başkanlarını uğurluyorduk, konuyu ben açtım Demirel’e ‘Eğer adaylığınızı koyacaksanız bunu hemen açıklayın baskılar var üzerimizde’ diye... Tepkisi ‘Öyle mi düşünüyorsun?’ oldu. ‘Yapalım o halde’, dedi.
Siz de çekildiniz? Demokratik teamül onu gerektirir, partinizin lideri cumhurbaşkanı adayı olmak istiyor, siz de Meclis Başkanı’sınız. Mesut Yılmaz ve Erbakan destek vermek istediler, siyasi ahlaka uymazdı.
Demirel’in Çankaya’ya çıkarken DYP genel başkanlığını ve başbakanlığı size önermesi etiğe uygun düşmez miydi? Siz aday olsanız Çiller kazanamazdı. Cumhurbaşkanına rağmen başbakanlık yapmak Türkiye’de mümkün değil. Olmamıştır. Yani şunu demek istiyorum; kavgayla gürültüyle yaparsanız o ülkeye zarar verirsiniz. Türkiye hep başbakan - cumhurbaşkanı kavgalarından çekti. En son işte Anayasa atışmasında Bülent Ecevit, ‘Efendim çok güzel bir hatıra bu Anayasa’yı cebime koyuyorum, saklayacağım’ dese belki hiçbir hadise olmayacak. Ama o da çıkıp dışarıya söylediği zaman bu kavga başladı ve o kavga bitmez.
Demirel kimi istiyordu, tercihinin Çiller olmadığı kongreden sonra görüldü. Demirel Dalan’ı istiyordu, İsmet Sezgin ikinci tercihiydi. Bana söylediği şu oldu: ‘Sen Meclis başkanı kal. Ben siyaseti tanzim edeceğim. İşte 50 ile 60’ın arasında Demokrat Parti’nin yakaladığı imkanı yakalayacağız, TBMM başkanı, başbakan, cumhurbaşkanı aynı partiden! Böylece uyumlu bir Türkiye ortaya çıkar’ diye düşünüyordu.
Sizi niye istemedi? Onu Sayın Demirel hatıralarında yazacak.
Efendim, siyasette yenilenme niye olmuyor, seçim kaybedip giden parti başkanı örneği niye yok? Ben varım. 1999 seçimleri sonunda bıraktım. Siyaset defterini kapattım. Erdal İnönü, Ferruh Bozbeyli, Ekrem Alican aklıma gelen başka örnekler. Darbeler olmasa, kuşaklar siyasetten engellenmese, partiler demokratik yapıda gelişseler, yeni liderler çıkabilir. İdeali odur.
SİYASET


SOHBET ODASI
Mumcu coştu bir kere...
Ankara'da bunlar konuşuluyor
SAYFA BAŞI

|
|
|