
|


Sahiden acıların sahiden sesleri:
Arabeskin kadın halleri...
Kimi kadınların içinde derbeder bir kadın uyur. Çok sevmiş, ağlarken boyaları akmış, hayatın iki yakasını bir araya getirememiş bir kadın... Efkâr erbabı bir kadın bir şarkı söylerse sahiden, çıkar ortaya o zaman...
Aylar önceydi. Kanal D’de alçakgönüllü bir haberdi. Eski "star", "kayıp zamanın peşinden" gidilip bulunmuştu. Kirasını ödemek için bir taşra kentinde düşük bir gazinoda şarkı söylüyordu. Tabak çanak gürültüsünde, büyük gazinolardan kalma jestlerini tekrar ediyor; pavyon müşterisine eski Maksim beyefendilerine okur gibi okuyordu. Issız bir parkta, zengin günlerden kalma kürkünün içinde kaybolmuştu, sesi titriyordu. Haberin sonunda, ıssız bir parkta "Sürünüyorum" şarkısını söylemişti:
"Ne bir sevenim var / Ne seven bir kalbim / Ayaklar altında sürünüyorum"
Sahici söz vurucudur Sahici olan her şey gelir bulur sizi. Donakalırsınız. O kadar gürültünün orta yerinde olsa bile sahici ise söz, ne kadar kısık çıksa da sesi, vurur kalbinizi. Gülden Karaböcek de öyleydi. Aylar sonra, geçen gece yine Kanal D’de, bu kez bütün o hazin halini örtüp neşeli bir Karadeniz türküsü söylemeye çalışırken, herhalde herkesin aklına takılmış olmalı ki o sahici ses, yeniden istendi "Sürünüyorum". Sazsız, müziksiz, gözünü kapatarak, programın abartılı neşesini kırarak, yeniden söyleyiverdi:
Koy kalbini masaya! "Bir gün değil sana / Her gün yalvardım / Duymadın sesimi / Sürünüyorum!"
Gülden Karaböcek söylemeseydi eğer, mesnetsiz bir arabesk olabilirdi şarkı. Ama işte sahicilik yine isabet kaydetmişti.
Sahne kadınları arasında uzun bir efkâr tarihi vardır. O-of-oof! Birinin bıraktığı yerden alır bir yenisi. En eski arabesk kraliçesi Esengül’ün "Beni seviyorsan içeceksin, adımı sorma arkadaş" deyişindeki eyvallahsızlıkla başlar bu tarih. Sonraki efkâr erbabı kadın Bergen’dir. Yüzünün ortasında şarkılarındaki hayatı yaşadığının ispatı yarasıyla... Gülden Karaböcek de ekiptendir; jilet kesiği gibidir sesi. Yıldız Tilbe’yi de en sevdiğimiz yapan mahkeme çıkışında bağıra bağıra şarkı söylemesi ve hayatın sarkan astarını bir türlü düzeltememesi değil miydi? Şimdiki zamanda da küçük sesiyle söylediği şarkılarla Göksel değil midir içimizin en dibine saklanmış arabesk hallerin yeni refâkâtçisi?
"Senin de saçına karlar yağacak / Senin de gözüne yaşlar dolacak / Elbette kalbini biri yakacak / Beni anacaksın günün birinde"
İçinizdeki derbeder kadın "Star" olmak değil de, sanki sahiden derin bir yaranın sahiden intikamını almaktır dertleri. Bu yüzden kalp delicidir şarkı söyleyişleri. Eğlendirmek değil, kalplerini çıkarıp masanın üzerine koymaktır işleri. Beceriksiz neşeleri ve yüzlerinde boyandıkça belirginleşen hayat kesikleri; onlardadır kadınlığın en uvertür halleri...
Sesleri çağırır kimimizin içinde gizlenen derbederleri...
Kimi kadınların içinde derbeder bir kadın uyur. Rezil rakılar içmiş, hayata hep uvertür olarak çıkmış, sigarayı kolunda söndürdüğü de olmuş, çok sevmiş, kavuşsa bile kavuşamamış, ağlarken boyaları akmış, hep yeniden başlamak istemiş, tam gidecekken çekip vurulmuş, ölürken özür dilemiş, çıplak ayaklı cesedi köprü altında bulunmuş, hayatın iki yakasını bir araya getirememiş bir kadındır bu. Öyle her zaman çıkmaz ortaya. Ancak sahiden efkâr erbabı bir kadın çıkacak da, bir şarkı söyleyecek sahiden, ancak o zaman...
ecetem@hotmail.com
SAYFA BAŞI

|
|

|