
|


Yasaklamakla sorunları çözemeyiz
Eğer bilen varsa lütfen bana anlatsın.
Devletimizin bir tutkusu var. Tehlikelere, hukuka dayandırdığımız yasalarla karşı koymak yerine, toptan bir yasaklamaya gidiyoruz. Eleştiriler ve baskılara rağmen uzunca bir süre direniyoruz. İç ve dış baskılara dayanılamayacak noktaya gelindiğinde, yelkenleri suya indiriyoruz.
Neden?
Devleti tehdit edecek gelişmelere karşı yasalarla mücadele etmek yerine, neden bu şekilde hareket ediyoruz?
Acaba yasalar uygulanmadığından dolayı mı?
Adalete politika karışmasının
önüne geçilemediğinden mi?
İnsan haklarına saygı duyulması gerektiğini de bir türlü içimize sindiremiyoruz.
Eksikliklerimizin dışa yansımaması için de sürekli bir yasaklama ve kısıtlama politikası uyguluyoruz.
Neden?
Kendimize güvenmek ve varsa eleştirileri konkmadan göğüslemek yerine, neden hâlâ direniyoruz?
Son haftalarda ardı ardına garip gelişmeler yaşanıyor. Doğrusu gerekçelerini sağlıklı bir mantığa oturtamıyorum.
Örneğin, Uluslararası Af Örgütü Ankara’da şube açmak istemiş ve gazetelerde çıkan haberlere göre, İçişleri Bakanlığı tarafından reddedilmiş.
Uluslararası Af Örgütü (UAÖ), geçtiğimiz yıllarda Türkiye’yi insan hakları konularında en çok eleştiren kuruluşlardan biriydi. Acaba bundan dolayı, yani cezalandırmak için mi bu şekilde hareket ettik?
UAÖ, uluslararası kamuoyunun en prestijli ve raporları en fazla dikkate alınan kuruluşlarından biridir. ABD Kongresi’nin nice kararları dahi bu örgütün raporlarına dayandırılır. Uluslararası medya, herkesten çok onların sözlerine inanır.
Yoksa korktuk mu?
Anayasa değişikliği yapmamıza rağmen, hâlâ işkence ve temel insan haklarına tam uyum sağlayamadığımızı saklamak mı istiyoruz? Af örgütü şube açmazsa, bu suçlamalardan kurtulacağımızı mı sanıyoruz? Oysa şube açılsa, buraya gelecek yetkililere sorunlarımız daha iyi anlatılamaz mı?
Diğer bir önrek, BBC ve Almanya’nın Sesi (DW) radyolarının Türkçe yayınlarının RTÜK tarafından yasaklanması. Hem de önce durdurup, sonra serbest bırakıp, ardından tekrar yasaklamak gibi, garip bir uygulamaya başvurularak bunun yapılması...
Yasal gerekçenin temelinde, ileride bölücü Kürt veya şeriat yanlısı radyoların, bunları örnek gösterip yayın izni isteme olasılığı yatıyor. Oysa, yasalar son derece açık. Bölücülük veya şeriat propagandası yapan anında kapatılır. RTÜK, olasıklara dayanıp yasak koyarak hangi mantığa hizmet etmiştir acaba? BBC ve DW’nin Türkiye’nin politikalarına ters düşecek yayınlarını şimdiden susturmak için yasayı kendilerine göre yorumlayarak ne kazanmıştır? Türkiye’nin hiçbir eleştirisel yayına hazır olmadığını göstermenin ötesinde, bir yerde devlete dolaylı olarak uluslararası alanda zarar verdirerek ne kazanmıştır?
Daha çok örnekler var.
Savcılar, Türkiye Komünist Partisi’nin adındaki KOMÜNİST kelimesinin çıkartılması için, bu partiye uyarı yapılması istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuşlar.
Bravo doğrusu.
Türkiye’de bazıları soğuk savaşın artık bittiğini, komünizmin yok olduğunu, Sovyetler imparatorluğunun yıkıldığını, daha da önemlisi eski komünist Rusya’nın şu sıralarda ABD ile ittifaka yanaştığını, NATO’ya davet edildiğini hâlâ bilmiyorlar.
Bunun adına cehalet denmez de ne denir? Eğer hâlâ komünistlerin görüldükleri yerde tutuklanmasını öngören eski yasalar yürürlükte tutuluyorsa, buna vurdumduymazlık denmez de ne denir?
Güneydoğu sorununu rayına oturtabilmek için çaba harcamak ve insanların seslerini TBMM’ye taşımalarına yardımcı olmaya çabalamak yerine, HADEP’i kapatmaya çalışmanın, tekrar gerilime yol açacağını kimseler düşünemiyor mu?
İnsanların görüşlerini açıklamalarından neden korkuyoruz?
Eskiden, terörü önleme gerekçesi vardı. 11 Eylül’den sonra, kime terörist denileceği de artık açıkça ortaya kondu. Terör hareketini konuşmaları veya eserleriyle teşvik eden, örgüt kuran, eyleme katılan veya kışkırtanların dışında kalanlara, özellikle de görüş açıklamakla yetinenlere artık terörist denmiyor...
Duyurulur...
Galiba bizi yönetenler hâlâ bu olgunun da farkında değiller.
Bir öğrenseler, biz de rahat edeceğiz, onlar da...
mbirand@attglobal.net
SAYFA BAŞI

|
|

|