
|


Vakıfbank da yok artık, sakın batmayın!
Vakıfbank’ın özelleştirilmesi için hafta içinde yeniden düğmeye basıldı. 18 Şubat’ta ön eleme var. Çünkü mali sektörün yeniden yapılandırılması için Dünya Bankası’ndan gelecek kredinin 1 milyar 350 milyon dolarlık 3. tranşının (şubat sonu) olmazsa olmaz koşullarından biri bu.
Benim merakım, Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan’ın orkestra şefliğinde ve Romanya hükümetinin ısrarı bahane edilerek Vakıfbank’tan Bayındır Grubu’nun Romanya’daki bankasına doğrudan ve dolaylı olarak aktarılan toplam 70 milyon doların akıbeti.
Zira daha birkaç hafta önce Vakıfbank’ın Romanya’daki bankayı tümüyle satın alacağına ilişkin, insana pes dedirten haberler gazetelerde yer almıştı. Son durumu Romanya’dan kurcalamaya çalıştım. Neyse ki Banco Turco Romana’nın Vakıfbank’a satış işlemi son imza aşamasına kadar geldiği halde, tamamlanamadan bu özelleştirme işi devreye girmiş.
Hatırlayacaksınız hükümetimiz, Banco Turco Romana’ya 45 milyon dolar göndermekle de yetinmemiş, Yatağan - Yeniköy ve Kemerköy santrallarının işletme hakkının 35 milyon dolara Bayındır’dan Vakıfbank’a apar topar devrini sağlamış, parayı da derhal Romen tasarruf sahiplerinin haklarını korumak! üzere Bükreş’e yollamıştı!
Ama daha sonra anlaşıldı ki, Bayındır bu 3 santrala devir hakkı için tek kuruş ödememiş, hatta bu yüzden santralların işletme hakkı halen TEAŞ’ta. Anlayacağınız Bayındır, olmayan işletme hakkını Başbakan Yardımcısı Özkan’ın yardımlarıyla Vakıfbank’a devredivermiş!
Neyse ki Hazine kendisinden ısrarla istenen "garantörlük" yazısını vermeyi reddetti, ama 35 milyon dolar da Bayındır’a gittiğiyle kaldı.
Vakıfbank’tan Bayındır’a Romanya bahanesiyle giden son 70 milyon doların bu durumda Vakıfbank’tan Bayındır’a verilmiş kredi olarak görünmesinden başka çare kalmıyor. Yani Hazine garantör olmadı ama kabak maalesef yine biz vergi mükelleflerinin başına patladı.
Fatih Altaylı köşesinde yazmıştı. Vakıfbank Bayındır’dan 96 milyon dolarlık alacağı için icra takibinde diye. Bayındır bu 70 milyon doları da ödeyemeyeceğine ve Vakıfbank da bu yüklerle özelleştirilemeyeceğine göre...
İçimden geldi. IMF’ye ve Dünya Bankası’na teşekkür etmek istiyorum. Kamu kaynaklarının Romanya’daki banka benzeri yerlerde hükümetimiz marifetiyle çarçur edilmesi yolunu tıkadıkları için.
Sağlık poliçelerinin dörtte üçü İstanbul’da Geçtiğimiz günlerde bir sohbette sigorta sektörü masaya yatırıldı. Ülkemizde bir türlü gelişemeyen bu sektör, önce depremden darbe yedi. Şimdi de ekonomik krizden ve devlet harcamalarındaki zorunlu kısıntıdan...
Sağlık sigortası da bu durumdan nasibini aldı elbette. Çocuklarının okul taksidini ödeyebilmek için sağlık sigortasını yarıda kesmek zorunda kalan dostlarım var. Ama asıl önemlisi, şirketlerin geçmiş yıllarda yaptırdıkları sağlık sigorta poliçelerini, süresi dolduğunda yenilememeleri.
2 yıl önce kesilen sağlık poliçelerinin toplamı 700 bin adetmiş. Bu yıl bu rakamın 400 bin adede düşmesi bekleniyor. Çok ciddi bir tırpan. Ama zaten bu 700 bin poliçenin dörtte üçü İstanbul’da kesilmiş. Anlayacağınız sağlık sigortası koskoca Türkiye’nin değil, sadece İstanbul’un hizmetindeymiş.
Şimdiyse İstanbullular da sağlık sigortasından yoksun kalıyor. Yenilenenlerin de kapsamı daraltılıyor.
Aslında bu alanda zaten kısır bir döngü var. Sigorta şirketiyle anlaşmalı hastanelerin çoğu, sağlık sigortası olan hastayı yolunacak kaz gibi görüyor. Hasta sözgelişi 200 milyona sigorta yaptırmışsa, en az 1 milyar liralık hizmet alma telaşında gereksiz ameliyatlar için bile bıçak altına yatabiliyor. Zaten rekabet nedeniyle gereksiz yere fiyat kırmış olan sigorta şirketi ise poliçelerden sağladığı gelirin çok üstünde harcamalar önüne konduğunda, sadece gereksizleri değil, bazen gerekli ve haklı olanları da ödememek için bin dereden su getiriyor.
Özetle hasta - hastane - sigortacı arasındaki güven sıfır.
mtamer@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|