
|


Hem mazlum hem zalim: İbrahim Tatlıses
"İmparator" niye ağlamaktadır mümkün olan her fırsatta? Çünkü her muktedir erkek ara sıra bir kadının elinden ölmek ister. İnsan olduğunun bu son kanıtını da kaybedince... Kim bilir? Belki de bu gözyaşları, zulmün ılık bir intikam için sahibine geri dönmesidir
Her ne kadar acıklı şarkılarını söylerken yüzü, müziğe "duygu katmak" için o eski, "saf" günlerine dönmek çabasıyla kıvransa da olmuyor elbette; arabeskin ezik halleri bir "patronun" yüzünde kendine sığışacak bir yer bulamıyor. O sızıyla alın buruşturmalar, derin acılar içinde göz kısmalar nafile bir arabesk atmosfer yaratma girişimi olarak hep yarı yolda kalıyor. İktidar yüzünü terk etmiyor. Belki de o yüzden ne sesi eskisi gibi sızıyla tınlıyor ne de söylediği şarkılar yalan dolan olmasına rağmen insanın kanına dokunabilen o gizli tadını taşıyor artık. İbrahim Tatlıses işte bu yüzden, son günlerde sık sık sahnelerde, ekranlarda ve mümkünse her fırsatta ağlıyor: Şarkılarıyla arasına giren iktidar yokmuş gibi yapmak için kıvranırken, her seferinde tökezlediğini görüyor. İktidar etine işlediği için ezilmişlerin şarkısı onu terk ediyor artık. Eğer o ağlamalar sırasında çektiği bir acı varsa hakikaten, İbrahim Tatlıses içindeki mazlumun bir zalime dönüşünü izlemenin acısını çekiyor. Belki de artık içinde sevecek, kollayacak, paylaşacak, şarkılarla dillendirecek bir mazlumun kalmadığını, büsbütün bir "patrona" kestiğini görüyor. Belki kendi pervasızlığından korkuyor artık. Çünkü güç, geri döner mutlaka; sahibini vurur nihayetinde... Olup biten bu mu yoksa?
Yanık bir bağrın kısa tarihi "Ölürsem kabrime gelme istemem" diye bağıran adam nasıl da beceriksiz dokunurdu kadınlara. Eski bir hayalin gerçekleştiğine inanamaz gibi olurdu hep yüzü; büyük bir olasılıkla rol değildi bu. O günlerde herhalde yanık bağrını göstermek için açılırdı düğmeler; pervasızlıkla pek ilgisi yoktu. Derken "şirketindeki" kadın şarkıcıların onun yanında durabilmek için acınası taklalar attıkları eğlencelerde kollarını iki yanında duran bütün kadınları kavramak için kaldırdığında açılan gömleğinden görünen artık yanık bağrı değildi. Doğrusu yanık bağırların da modası geçmişti. Artık "Devlerin aşkı büyük olur" aromasına batırılıp çıkarılmış bir ayrılık sırasında magazin muhabirlerine daha az konuşmak bile "pek klas" bir davranış sayılıyordu. "Büyük Pespayelikler Kumpanyası"nın "İmparatoru", tıpkı bir imparatorluk gibi dağılıyordu aslında: Fetihlerin peşine düşüp ait olduğu tek yer olan anayurdundan, anayurdu olan o yanık bağrından fazla uzaklaşarak... Belki de zaten bütün imparatorluklar kendilerini imparatorluk olarak adlandırdıkları anda yıkımı da çağırıyorlardı; kendilerini taşıyamaz hale gelmiş, kendi güçlerinden yorulmuş oldukları için belki de...
Kadın elinden ölüm gereksinimi İbrahim Tatlıses’in "huysuz gözde" rolüne çıkan Dansöz Asena nedeniyle söylediği "Beş yıldır kadın dövmüyorum" cümlesinde bir şey vardı. Berbat olduğu kadar acıklı bir şey. Kadın dövmek için gün sayan bir adamın rezilliğinden, kadın dövmediği günleri sayan bir adamın zavallılığından öte bir şey.
Bu, nicedir bir kadının elinden ölmemiş bir adamın kendi pervasızlığı içinde boğuluşu gibi bir şeydi sanki. Çünkü kudret sahibi erkekler, ara sıra bir kadının ellerinden ölmezlerse kafalarını duvarlara vuran tuhaf çocuklara dönüşürler. İnsan olduklarını hatırlamaları için iktidarlarını umursamayan bir kadın gerekir onlara, yoksa mahvolurlar. Böylece dönüşürler onu terk eden insanlığından, insanlığa daha çok zulüm ederek intikam almaya çalışan bir imparatora... Nasıl yani? Şöyle: Sevecek bir kadını olmadığı için bütün kadınları dövmeye çalışan bir imparator gibi...
Aslında her imparator ara sıra da olsa ve mutlaka kısa bir süreliğine öksüz bir çobana dönüşmek ister. Bunun olmayacağını görünce de kalabalıklar ortasında ağlar, ağlar... Kim bilir? Belki de zulüm sahibine intikam için böyle ılık ılık geri döner. n
ecetem@hotmail.com
SAYFA BAŞI

|
|

|