
|


Bir yılbaşı gecesi rüyası
Rüyadaki küçük kız öğütledi: Kadın yeni yılda rüya yazmaktan vazgeçmeliymiş. Özlediği hayatın rüyasını görmek yerine, "Ne çıkarsa bahtıma" diyerek uyumalıymış
WASHINGTON
Rüyasında ne göreceğine önceden karar vermeyi adet haline getiren kadın, çocukluktan beri yaptığını yaptı ve sinopsisi kafasında şekillendirdikten sonra, karelerin doldurulmasını uykudaki bilincine bırakıp yattı.
Yılbaşı gecesiydi.
Kendi hesabına, biraz hoş beş, biraz twist... biraz hindi, biraz samba... biraz balon, biraz kumar, biraz şampanya... ve nihayet biraz slow, biraz flört, biraz çikolatalı pasta...diye akıp giden partiden, ağzındaki son çatalın kremasını iyice yaladıktan sonra, geldiği gibi yapayalnız çıktığında, gün doğumuna az kalmıştı.
Ayaza aldırmadan arabanın penceresini yarıladı. Hangi dilde olduğunu bir türlü çıkaramadığı, ama sesleri derin ve genizden, her haliyle Ortadoğuluyum diyen o esrarlı şarkıyı kafasında döndürerek, şeritlerini şaşa şaşa ilerleyen yılbaşı sarhoşlarının arasından, nereye gideceğini çok iyi bilenlerin, tabelalara, çıkışlara aldırışsız hakimiyeti içinde otoyolu yutmaya başladı. Eve gidiyordu; sıcacık bir duş alacaktı, beyaz vücudu sosis gibi pembe pembe olunca yatağa girecek, yılın ilk rüyasında, kendisine adam gibi bir adam bulacaktı.
Direksiyondayken sanıyordu ki, bu işler geçen yıllardaki gibi kolay olacak. Karşısına bir türlü çıkmayan ısmarlama aşklar, rüyalarında çalacaklar kapısını, her gece yeni bir macerayı paylaşacaklar onunla.
Olmadı. Kırk küsur yıllık geleneği, 2002’nin ilk uykusuna uymadı. Ortadoğulu o şarkıda, büyük elleriyle belini kavrayarak kendisini, salonun bir ucundan diğerine salındıran ve sonra dans bitiminde, bir kuru "İyi yıllar" ile, köşedeki koltukta uyuya kalmış çocuğunu omzuna atarak partiden ayrılan esmer adam, boyu biraz daha uzamış, yaşı da, çocuğunun daha doğmadığı günlere gerilemiş halde, rüyasına gelmedi.
Onun yerine, gözlerini aklarını göstererek döndürmeyi pek seven, saçları kır, yüzü ihtiyar, parmakları gencecik bir piyanist uğradı. Ahmad Jamal’dı bu.
İki gece önce, Washington’un en sevdiği caz kulübünde, Jamal’in piyanosunun yanı başında oturmuştu. Tanımadığı bir kadınla paylaştığı küçük yuvarlak masaya dirseğini dayayıp hiç kıpırdamadan yolculuğa çıkmıştı. Jamal’in hayatı kah ciddiye kah tiye alan müziğine binmiş, "Ver elini Baton Rouge", "Ben geldim Savannah" diye diye ufaktan bir Amerika turu atmıştı.
Blues Alley’de Jamal’i dinlemek, en güzel yılbaşı hediyesiydi, biliyordu. Yine de kulüp çıkışı, bir vitrinde gözüne takılan ve ertesi gün, epeyce para bayılarak aldığı koyu kırmızı elbiseden heyecan duymuş, yılbaşı partisi için sırtına geçirdiği elbisenin ince askılarına gizli umutlar bağlamıştı.
Jamal’in ardından, kulüpte masasını paylaştığı, ama kaçamak birkaç süzme ve bir-iki nezaket cümlesi dışında iletişim kurmadığı kadın girdi rüyasına.
Kuğu boynunu güzel taşıyordu, kısacık saçları ve uzun gümüş küpeleriyle pek seyirlikti. Arkadaşmışlar meğer; kadın, ikisinin de iyi tanıdığı bir adamdan çok çekmişti, anlatıyor da anlatıyordu. Adamın, ailesini bırakıverip bir taze macera peşinde Kaliforniya’ya göçüşünü, içinden "Ben bu hikayeyi bir yerden biliyorum" diyerek dinledikten sonra, terk edilen annenin, masa komşusu olduğunu anladığında koptu film.
O geceki üçüncü ziyaretçisi, çilli bir kız çocuğuydu. "Belki de, esmer adamın omzuna vurduğu çocuktur, uvertürüdür rüyamın, babası arkadan gelecektir" diye umutlandıysa da, nafile. Çilli kız, bilmiş bilmiş "Kırk beşindesin artık, bırak rüya mühendisliğini" diyordu ona. Tanıdık bir hali vardı.
Yeni yılda, rüya yazmaktan vazgeçmeliymiş. Özlediği hayatın rüyasını görmek ve giderek uyku halini, uyanıklığa tercih eden bir kadına dönüşmek yerine, "Ne çıkarsa bahtıma" diye yatmalıymış uykuya. Uyandığında ise, planı yapılıp rüyası kurulanda değil, her gün olanda bitende, elle tutulan gözle görülende bulmalıymış hayatın tılsımını.
Yalnızlığına öfkelendikçe yalnızlaşmaktan silkinmeliymiş. Hayatın kendisiyle aynı masaya düşürdüklerine daha yakın davranabilirmiş mesela. Daha fazla caz dinleyebilirmiş. Çıkıp Savannah’ya gidebilirmiş. Vesaire vesaire...
Yılın ilk ikindisinde, gözlerindeki uykuyu yıkamaya çalışırken, çilli yüzünü aynada görür görmez hatırladı rüyasını. Yılbaşı partisinin ev sahiplerine telefon edip o Ortadoğulu şarkının kimin nesi olduğunu sormaya karar vererek kapadı musluğu.
Yazara e-mail
PAZAR


"Solcular tutucu oldu, artık sadece ilericiyim"
Hedef, genç dinleyiciler
Albüm yapma kılavuzu
"Cadde" gençliğinin kulübü
‘Ecevit astrologa danışsın’
Bilginin "lüzumsuz"u var mıdır?
Eczane müze oldu
Fotoğrafın ustalarından 2002 takvimi
Donu düşük 2001
Pairet’nin lezzetli deneyleri
Rakı, şaraba karşı!
Nisyan günlerinde çocuklar
DVD / Selim BOY
Klasik müziğin yeni çehresi
Beyoğlu’nun ‘Zarifi’
Para devlerinin aşkı
Kahkahalarla dolu 2002
Kudüs’ten görünümler
La Befana
Bir kitap öyküsü
Bir yılbaşı gecesi rüyası
SAYFA BAŞI

|
|

|