
|


Washington eski büyükelçisi Nüzhet Kandemir, Ecevit’in ABD gezisi öncesi dış politikayı yorumladı
ABD, Ecevit’le Kıbrıs’ı konuşur
Kandemir’e göre, "daveti yapan ABD’nin gündemi, Irak değil, Kıbrıs ve Türk - Yunan ilişkileri. Kıbrıs’ta nihai sonuca gidilecek bir formül üzerine çalışılacak." Kandemir, "ABD politikasında rastlantılara yer yok. Takvim gayet güzel ayarlanmış" dedi
SOHBET ODASI Derya SAZAK
ABD yönetimi Irak ile ilgili olarak bugün ne yapar? Irak’a müdahale konusunda basında çıkan tüm spekülasyonlara rağmen benim izlenimim, Amerikan yönetimi henüz kesin kararını vermiş değildir. Baba Bush’un Ulusal Güvenlik Danışması Brent Scowcroft bile Irak’a saldırmanın yanlış olacağını söylüyor. Sayın Ecevit Washington’a gidiyor ve henüz bir karara varamamış ABD yönetimi Türk başbakanına ‘senden şu beklentilerim var diyemez’ gibi geliyor bana. Afganistan harekatı da Irak için ölçü olamaz. ABD, Saddam rejimini devirmek istiyorsa ikinci Körfez harekatını göze almalıdır. 300, 350 bin askerini göndermelidir.
Siz Bağdat’ta 4 yıl büyükelçilik yaptınız, Saddam savaşta uğradığı ağır yenilgiye karşın nasıl ayakta kalabildi; üstelik 10 yıldır ambargo altında yaşayan halkın şimdiye kadar çoktan isyan etmesi gerekmez miydi? Saddam başından beri muhalefet cephesinin oluşmasına meydan vermemiş bir lider, partiye ve orduya hakim, Arap milliyetçiliği gibi fevkalade bağnaz kitleye hükmediyor. Saddam evet bir diktatör olarak ortaya çıkmıştır ama halkın sosyal yaşantısıyla da yakından ilgili birtakım kararlar almış ve bunları da uygulamıştır.
Darbeyle devrilmesine ne diyorsunuz? Bir muhalefet cephesi olsa, sivil toplumdan ya da silahlı kuvvetler içinden alternatifi çıkabilir. Böyle bir organizasyon yok. Böyle bir şeyi istihbarat edindiği andan itibaren onların kellesi gider.
Diplomasideki kırk yılın birikimiyle Ecevit’in ABD gezisi öncesinde nasıl bir değerlendirme yaparsınız? Bu sorunu Saddam - Türkiye şekline dönüştürmemek gerekir. Eğer bir Irak olayından bahsediyorsak, bu iş Saddam’ın da ötesine geçen bir olaydır. Irak’taki durumla mücadele edilecek ve orada demokratik, laik ve Batı aleminin kabul edildiği ölçülerde bir toplumun ortaya çıkması sağlanacaksa, bu her açıdan yapılacak çalışmalar vasıtasıyla olur. Sadece kitle imha silahlarını kontrol etmek için BM eksperlerine müsaade etmiyorlar gerekçesiyle Irak’ın üzerine saldırmak ve orada Irak rejimini devirmek için bir karışıklık çıkartmak hukuka da uygun değil. BM kararları bundan evvelki durumla ilgilidir. Körfez Savaşı’nda olduğu gibi ABD’nin arkasında bir koalisyon mevcut değil. Türkiye kendi parametrelerini belirledikten sonra, kimsenin hatırı için ulusal çıkarlarını riske etmemelidir. Saddam için kendimizi ateşe atmayalım.
Eğer Irak terörizme doğrudan yardım ediyorsa bununla ilgili olarak elde kesin deliller var ise veya Irak’ın komşuları üzerinde birtakım hareketleri kesin kes ortaya çıkıyor ise tabii ki bunun mücadelesi yapılır, yani biz Saddam’ın avukatlığını üstlenmeyiz.
Ecevit’in ziyaretine geçelim, Türkiye bu geziden ne beklemeli? ABD’nin beklentileri nedir? Çünkü davetçi ülke onlar olmuştur. Daveti yaparken benim kanaatim, Irak’tan ziyade Kıbrıs ve Türk - Yunan ilişkilerini birinci derecede ön planda tutmuşlar ve gündemlerine koymuşlardır. Ecevit’ten önce Yunanistan Başkanı Simitis Washington’a gidiyor. Kıbrıs’ta 16 Ocak’ta Denktaş Klerides görüşecekler. ABD yönetiminde hiçbir şey rastlantıya bırakılmaz, takvim gayet güzel ayarlanmış. Karar alma aşamasına gelmek için bu kararın alınmasında rol oynayacak en üst düzeydeki aktörler de oraya toplanmış ve artık çözüm yolları araştırılacaktır. Kıbrıs’ta nihai sonuca gidilecek bir formül ortaya çıkarılmasına çalışılacak.
Kıbrıs’ta çözüm formülü ne olabilir? Biz şimdi yeni bir formülle ortaya çıktık. Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti diyoruz. ABD gibi Birleşik Kıbrıs Devleti. Adada yan yana yaşayacak iki bağımsız toplumun dışarıya karşı tek devlet olarak temsil edilecekleri, içlerinde büyük ölçüde otonomi içinde olacakları bir formül. Eğer Denktaş ile Klerides uzlaşmaya varabilirlerse kalıcı ve iyimser çözüme ulaşılabilir.
Ekonomik sorunlar ne olacak? Sayın Ecevit keşke ilk sözü alan taraf olsa da, Kıbrıs ve Irak’tan önce Türkiye’nin ekonomik beklentilerini Bush’a açsa. Ekonomik konularda sonuç almak çok daha önemli.
Türkiye 11 Eylül rüzgarını nasıl arkasına alabilir? Türkiye’yle Amerika’nın siyasetleri fevkalade örtüşüyor; 11 Eylül’den sonra stratejik işbirliği çok daha fazla kendini gösterir oldu. Türkiye’nin bugüne kadar Batı dünyası açısından düşünüldüğünde özellikle Avrupa Birliği nezdinde kabul ettiremediği birtakım savlarını bu kez ABD kanalıyla benimsetmesi imkanı doğmuştur denilebilir.
Özal’ın ‘Irak alerjisi’ eskidir
Sayın Kandemir siz, Özal ve Demirel’in Cumhurbaşkanlığı döneminde 9 yıl Türkiye’nin Washington Büyükelçisi’ydiniz, Körfez Savaşı öncesinde Bağdat’ta görev yaptınız, 11 Eylül ertesi gelişen Türk - ABD ilişkileri çerçevesinde Başbakan Ecevit’in önümüzdeki hafta çıkacağı geziyi değerlendirir misiniz? Yeni bir Irak operasyonu gündemde ve Ecevit 16 Ocak’ta Bush’la görüşecek. Körfez krizinden itibaren 1990’lardan sonra gelişen olaylar Türkiye’nin ABD için, bulunduğu bölgede son derece önemli bir ülke olma sıfatını giderek kuvvetlendirmiştir. ABD’de bir ülkenin önemi Amerika’ya getireceği faydalar ve elde edeceği menfaatlerle ölçülür. Yani ABD bir dünya devleti olarak eğer o ülkenin dosyasını aktif bir şekilde bürokrasinin çeşitli kademelerinde göz önünde tutarsa, ilişkilerin gelişmemesi için hiçbir neden kalmaz. Ancak maalesef bu dosyalar çok çabuk diğerlerinin altında kalabilir ve istenen sonuçlara varmak bazen mümkün olmayabilir.
Türkiye dosyası Beyaz Saray’da 11 Eylül nedeniyle herhalde masanın en üstünde duruyor olsa gerek. 11 Eylül’den sonra özellikle terörizmle mücadele çerçevesinde Türkiye’nin oynayacağı rol ABD için ön planda gözüküyor.
Ne dersiniz, Afganistan’dan sonra sıra Irak’a gelecek mi? Körfez kriziyle günümüzün koşulları birbirine ne ölçüde benziyor? 1990 şartlarıyla bugünkü olayların tam benzediği söylenemez. ABD, Körfez’de Irak’a karşı çok kuvvetli bir koalisyonun peşindeydi ve Ankara’nın rolü son derece önemliydi. Ağustos başında ben Türkiye’deydim ve Irak orduları Kuveyt’e girdiği gün rahmetli Özal’la Okluk Koyu’nda bir saati aşkın görüşmemiz olmuştu. Özal ABD’nin Irak’ı oradan çıkaracağına ve Saddam Hüseyin rejimini değiştireceğine inanıyordu.
Özal, Saddam tehdidini ilk gören devlet adamıydı; siz Bağdat’ta büyükelçilik yapmıştınız ve Turgut Özal o dönemde başbakandı, 1983’te Irak lideriyle görüşmesinde siz de bulunmuştunuz. Özal’ın Saddam’a tepkisi nereden kaynaklanıyordu? Rahmetli Özal’ın Saddam’a karşı alerjisi diyeceğim, daha kendisi DPT Müsteşarı olduğu yıllardan başlamış. 1979 - 80 yılları sanırım, Türkiye’nin çok zor ekonomik bir dönemden geçtiği sırada bir tanker petrolü borç olarak Irak’tan alabilmek için kendisi üst düzeyde bürokratik bir heyetle Bağdat’a gitmiş ve Saddam’dan parayı peşin görmedikçe bu tankerin doldurulamayacağı cevabını almış zamanında. Bu onda son derece derin izler bırakmış.
Nüzhet Kandemir: Irak, Türkiye’ye düşmanca davrandı
Özal Tahran’dayken Irak füze yağdırdı!Başka bir olayda, Turgut Bey Tahran’da bulunduğu sırada Saddam’ın Tahran’a füze yağdırması olmuş, o da ilişkilerindeki düşmanlığı artırmış olmalı. Yanılmıyorsam 1986 yılıdır. Özal Tahran’ı ziyaret ediyordu. Irak bir gecede Tahran’a 17 Scud 1 füzesi fırlattı. Sadece füze saldırısında bulunmakla kalmadı, ayrıca Irak uçakları Tahran ve civarını gece boyunca bombaladılar. Özal bu durumu haklı olarak Türkiye’ye karşı düşmanca bir hareket olarak değerlendirdi.
Oysa Ankara iki ülkeye karşı "aktif tarafsızlık" politikası uyguladı İran - Irak savaşında... Siz Bağdat’ta aynı zamanda İran’ı da temsil ediyordunuz. Evet savaşan iki ülkenin diplomatik ilişkileri kesikti ve Bağdat’ta ben aynı zamanda İran’ı büyükelçi olarak temsil ediyordum. İran Büyükelçiliği’ne Türk bayrağı çekilmişti. Tahran’daki büyükelçimiz ise Irak’ı temsil ediyordu. İki ülke de Türkiye’ye güven duyuyordu.
Özal’ın Bağdat gezisi nasıl geçti, Saddam Hüseyin’le kerhen mi el sıkıştılar, yoksa sıcak mıydı 198O’li yıllardaki ilişkileri? Turgut Bey o zaman başbakandı; Özal’ı Bağdat’ta çok büyük bir merasimle karşıladılar. Irak protokolü açısından düşünüldüğünde işte Kral Hüseyin veya Suudi Kralı’na yapılan tören neyse aynen ve hatta fazlasıyla karşıladılar.
Krallar gibi. Kral gibi karşılandı denebilir. Ve gerçekten de öyle oldu, kendisine özel misafirhane ayrıldı. Saddam’la buluşmalarına gelince, protokoler, el sıkışmanın ardından oldukça resmi havada bir görüşme cereyan etti. Gayet diplomatikti. Herhangi bir meydan okuma falan olmadı. Özal, bölgesel değerlendirme yaptı. Türkiye’nin ekonomik açıdan yaptıklarını anlattı. O yıllarda Irak ve Suriye ile su meselesi vardı. Atatürk Barajı’nın yapımında Irak aleyhte çok büyük uluslararası kampanya yürütmüştür. İsviçre bankaları Irak’ın da baskısıyla Türkiye’ye verilecek kredide tereddüte düşmüşlerdir.
Irak’taki etnik bölünmeden kaygılıydımKörfez krizine gelirsek, Özal Saddam’ı devirmek için açık tavır aldı; siz o sırada Washington büyükelçisi olmanıza karşın sanki bu politikayla mutabık değilmişsiniz gibi bir izlenim doğdu. Neden? Okluk Koyu’nda yaptığımız görüşmede ben rahmetli Özal’a ABD Dışişleri Bakanı James Baker’ın Ankara’ya geleceğini ve Türkiye’nin Irak’a karşı yaptırımları yerine getirmek durumunda kalacağını, ancak bunu yaparken de Amerika’dan taleplerini açık seçik belirtmesini önerdim. Çünkü açıktı ki; Türkiye böyle bir savaştan ekonomik olarak çok zararlı çıkacaktı ve ABD’den bir nevi garanti istemesinde hiçbir sakınca yoktu. O zararın da bir yerde telafisi gerekecekti.
ABD’nin Türkiye’den büyük beklentileri vardı ve bu beklentiler yerine getirilmeden de Körfez planlarını uygulama safhasına koyması mümkün değildi. Ancak zannediyorum ki rahmetli, Amerikalılara büyük bir güven içerisinde hareket etti ve uluslararası planda da ABD istemeden gerekli önlemleri almış bir ülke imajını vermeye çalıştı. Petrol boru hattını kapattı. Onun Amerika’ya olan aşırı güveni, benim de ABD gibi büyük bir ülkenin beklentileri karşılandıktan sonra biraz rehavet içerisine girip kendini çok fazla zahmete sokmayacağı kanaatim birbiriyle çatıştı.
Siz Saddam’ın kolay lokma olmadığını, hemen devrilmeyeceğini de söylemiştiniz. Doğrudur, Amerikan Basın Mensupları Derneği’nde yaptığım bir konuşmada Körfez Savaşı’nın sonunda Irak’ın toprak bütünlüğüne ve bağımsızlığına riayet edilmesinin şart olduğunu söyledim. Biraz şey yarattı.
Ankara’da kıyamet koptu... O sırada Saddam gidecek, Irak ne olursa olsun isterse parçalansın havası vardı. Ben etnik bölünmeden ‘ucu Türkiye’ye dokunur’ diye kaygılıydım.
Özal, Kürtlerle yumuşama istiyorduÖzal, Musul Kerkük’e girilmesinden yanaydı. Savaş sonrası federasyonu tartışalım diye Iraklı Kürtlere destek oldu. Siz ABD yönetimiyle yapılan resmi görüşmelerde Turgut Bey’den federasyon önerisi duydunuz mu? Büyükelçi olarak çok yakınındaydınız. Hayır, benim bulunduğum toplantılarda bu mesele açılmadı. Amerikan yönetimiyle görüşmelerde Kuzey Irak’ta bağımsız bir Kürt devleti kurulmasından falan bahsetmedi; yalnız Turgut Bey’in kafasında Kürtlerle bir diyalog sürecinin başlatılması ve bu yumuşamanın Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı PKK terörüyle mücadeleye son vermek açısından katkısı olacağı fikri vardı.
Beyaz Saray’da 1990 sonbaharında yapılan Özal - Bush görüşmesine Dışişleri Bakanı Ali Bozer alınmayınca istifa etmişti? Oval Ofis’teki görüşme baş başa yapılacaktı. Şimdi Moskova Büyükelçimiz olan Nabi Şensoy not tutacaktı, biz yan odada bekliyorduk, o arada James Baker da girmiş. Ali Bozer unutulmuş, muhtemelen Özal da ‘ya ne oldu benim bakanıma’ diye sormak gereğini hissetmemiş.
Savaş çıkmak üzere ve Türkiye Dışişleri Bakanı hükümeti temsilen ABD Başkanı ile görüşmeye alınmıyor. Ne konuşulduğunu bilmiyor. Siz Washington Büyükelçisi olarak Beyaz Saray’da Özal ile Bush arasında neler geçtiğinin tutanağını sonradan okudunuz mu? Bakın normalde bunun kaidesi not tutacak olan arkadaşın zabıtları kağıda döküp başbakanın ya da cumhurbaşkanının da onayını aldıktan sonra bunların arşivlere girmesi şeklindedir. Ancak bunların bir kısmı cumhurbaşkanlığı arşivlerine girer ve tekrar büyükelçiliğe intikal etmeyebilir.
Siz de büyükelçi olarak neler konuşulduğunu bilmiyorsunuz. Orada baş başa yapılan ve Nabi Şensoy’un not tuttuğu görüşmenin zabıtlarını ben şahsen görmedim. Aslında normali, bunların Büyükelçiliğin de arşivine girmesi şeklindedir.
1991’de savaştan sonra Özal ile Bush arasındaki Camp David buluşmasının tutanakları var mıdır? Evet, benim de katıldığım resmi görüşmelerinin tutanağı vardır.
Siz Başkan Bush’la yapılan geniş katılımlı toplantıda Özal’ın söz vermesi üzerine, Saddam’la ilgili Bağdat izlenimlerinizi anlatmışsınız? Neler sormuştu ABD Başkanı? Ben Saddam’ın savaş tecrübesi üzerinde durdum, Cumhuriyet Muhafızları’yla başa çıkmak için kara kuvvetleri dahil geniş çaplı bir askeri harekat planlanması gerektiğini söyledim. Özal, Saddam’ın fazla direnç gösteremeyeceği kanaatini taşıyordu. Başkan Bush da Saddam’ın ne kadar dayanabileceğini merak ediyordu.
SİYASET


ABD, Ecevit’le Kıbrıs’ı konuşur
Ulusal seferberlik şart
Fiyatlar inmeden faturayı kesti!
Ankara'da bunlar konuşuluyor
İdamlar infaz edilsin
Tantan yeni parti kuruyor
SAYFA BAŞI

|
|
|