08 Ocak 2002 Salı


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  SERİ İLAN  

 




Derviş 2. adamlığı tercih ediyor...

     emal Derviş’in Türkiye’ye gelişini hepimiz hatırlarız.
     Aman Allah’ım, neydi o günler...
     Başbakan Ecevit ile Cumhurbaşkanı kavga etmiş, zaten kapıda bekleyen ekonomik kriz ateşlenmiş, dolar fırlamış, Ankara panik içinde, kimse ne yapacağını bilemiyordu ve kamuoyu dehşete düşmüştü.
     Koalisyon tam bir şaşkınlık içindeydi.
     Başbakan dağılmış.
     Bahçeli, her zamanki gibi suskun veya eski klişelerden öteye gitmeyen hamasi konuşmalar yapıyor.
     Mesut Yılmaz, durumun vahametini görüyor, ancak hareket edemiyordu.
     Artık Ecevit’in mi aklına geldi, yakınlarında bulunan birileri mi söyledi veya IMF mi önerdi bilemiyoruz, ancak Başbakan’ın davetiyle Washington’dan kurtarıcımız geldi.
     Beyaz atının üstündeki prensin adı Kemal Derviş idi.
     Gerçekten de her hali, her davranışı, konuşması, insanlara muamelesiyle tam bir prens. Ankara’nın kaba havasına incelik getirdi.
     Kamuoyu prense inandı ve giderek benimsedi. Doğruları söyledikçe,
     daha da yapıştı.
     
     Derviş, şimdiye kadar kimsenin ulaşamadığı bir güvenilirlik reytingi kazandı.
     Kısa sürede, hemen herkesin gözünde Türk siyaset dünyasına yeni bir liderin geldiği izlenimi doğdu.
     Kemal Derviş’in etrafındaki kısıtlı bir çevre bu izlenimi giderek güçlendirdi. Sabırsız bir toplum olduğumuz için de Derviş’e hemen yeni roller biçtik. Liderlik sorununu aştığımız gibi, parti aramaya başladık.
     Derviş’in sosyal demokrat geçmişi ve Ecevit ile yakınlığı nedeniyle, onu hemen DSP’nin başına layık gördük. Ecevit zaten yaşlanmış ve gelecek seçimlere katılma olasılığı çok düşük görülüyordu. DSP liderliğini de Derviş’ten iyi kimseler dolduramazdı. Zaten Ecevit de DSP’ye katılması için çağırıda bulunmuştu. Eğer bu senaryo tutmaz veya parti içi dirençler nedeniyle çok zorlanılırsa, Derviş için ANAP da biçilmiş kaftandı. Mesut Yılmaz ile dünyaları farklı değildi. Partinin dilinden anlıyor, ANAP’lılar da ona daha yakın hareket ediyorlardı. Eğer bu iki olasılık gerçekleşmezse, Derviş tek başına da bir parti kurabilirdi. Hatta İstanbul iş çevrelerinin yeni bir oluşum için kolları sıvadıkları, para dahi topladıkları konuşuluyordu.
     Prens, ekonomiyi ele aldığı gibi, ileride siyaseti de kontrolüne alacaktı. Kamuoyu eski liderler ve eski düzene öylesine kızgın ve bıkkındı ki prensini tercih ediyordu.
     Derviş bütün bunlar tartışılırken, hiç ağzını açmadı ancak, uzunca bir süre bu söylentileri de yalanlamadı. Bu dönemde hem DSP, hem de ANAP’ta çok spekülasyon yapıldı. Liderler, kendi oyun alanlarına yeni, genç ve çok prestijli bir kişinin ortaya sürülmesinden çok rahatsız oldular.
     Ancak aradan geçen aylar bazı şeyleri değiştirdi. Daha doğrusu Kemal Derviş, ekonomiyi düzlüğe çıkartmadan politikaya girmenin büyük bir dezavantaj olacağını gördü. Partilerin dışında kaldıkça daha rahat hareket edebiliyor ve daha inandırıcı olabiliyordu. Ayrıca, Türkiye’de uygulandığı şekliyle bu tip bir siyaset ortamında liderliğe soyunmanın -hiç değilse bu aşamada- akıllıca bir şey sayılmadığını görmüş olacak ki kendini tamamen geriye çekti. Siyaset laflarını durdurdu.
     Şu sıralarda daha da ileri gidip, siyasete girme niyetinin olmadığını söylüyor.
     Geçen hafta TRT’deki söyleşisinde,
     bu yaklaşımını tekrarladı.
     Ankara’daki hava da çok değişmiş durumda.
     Ekonomik önlemlerin tutmaya başladığı izleniminin yaygınlaşması ile birlikte, Derviş’in tam aksine kollarını sıvayacağını ve politikaya göz kırpmasını bekleyenler, tam aksiyle karşılaştıkça rahatlama havasına girmişler.
     Ancak yine de dikkat etmekte yarar var.
     Derviş belki liderlik konumunun getirdiği yükü kaldırmakla ilgilenmese dahi, siyasetin tamamen dışında kalması da beklenmemelidir. Prens hâlâ gireceği herhangi bir partiye önemli prestij ve oy taşıyacak bir isimdir. Acele edip onu siyaset hesaplarından silmek çok hata olur.
     Seçimlerin 2003-2004 yıllarına kaldığı izleniminin yoğunlaşmasından dolayı arayışlar şimdilik hızını kaybetmiş gibi görünüyor. Ancak unutmamak gerekir ki burası Türkiye ve her an dengeler tepetaklak olur, her şey değişiverir. Derviş’in kamuoyundaki prestiji de eskisi kadar olmasa dahi, hâlâ nice lideri çifte katlayacak kadar yüksek. Üstelik beyaz at da sahibini bekliyor...
     
     mbirand@attglobal.net
     




 SAYFA BAŞI 





Taha AKYOL
'Bedevi'nin kültür düşmanlığı

Melih AŞIK
Çocuk ve bilim

Fikret BİLA
Ödeme gücü...

Hasan CEMAL
Ecevit tarihe nasıl geçebilir?

Güneri CIVAOĞLU
Köprüde hüzün

Can DÜNDAR
Solda yüzük kardeşliği

Abbas GÜÇLÜ
Üniversitenin huzurunu kaçıranlar

Sami KOHEN
Irak seçenekleri

Mehmet Y. YILMAZ
Gökçek’lere layık olan toplum

Meliha OKUR
Poyraz sert esti

Tuncay ÖZKAN
Çankaya’nın ilk yolsuzluk operasyonu

Derya SAZAK
Sağlar’dan son çağrı

Meral TAMER
27 bankadan 9 bankaya inen denetçi

Güngör URAS
Kılıç bazı kafaları kesebilir

Serpil YILMAZ
Amerika’ya gitmeden mönü belirdi: ‘Kılıç Balığı’

M. Ali BİRAND
Derviş 2. adamlığı tercih ediyor...

© 2002 Milliyet