
|


Başkentte esen havanın olumlu tarafı...
Ankara'nın siyaset ve diplomasi kulisinde, askeri odaklarında şöyle bir hava dikkati çekiyor: Türkiye kritik bir yıla girdi; eğer 2002 başarıyla atlatılırsa, Türkiye'nin önü gerçekten açılır.
2002'yi kritik yapan nedir?
Başarıdan ne anlaşılır?
Bu yılın en netameli konularının başında Avrupa Birliği geliyor. Ancak AB deyince, bunun içine tabii Kıbrıs da, demokratikleşme de giriyor.
Türkiye eğer en geç bu yılın sonunda, AB ile üyelik müzakerelerinin ne zaman başlayacağına dair kesin bir tarih alırsa, yani müzakere eşiğini atlarsa, çok önemli bir başarı elde edilmiş olur.
Üst düzeyde bir Dışişleri yetkilisinin deyişiyle:
"Yıl sonuna kadar AB ile müzakere eşiği atlanınca, kesin tarih çıkınca, işte ancak o zaman Türkiye'nin Avrupa yolu geri dönülemez bir nitelik kazanmış olacak."
AB ile ilişkilerin rayında gidebilmesinin öncelikli koşullarından biri malum:
Kıbrıs'ta çözüm!
Bu açıdan şimdilik iyimser bir hava esiyor. Taraflar temkinli. Kıbrıs'ı torpilleyecek gelişmeler muhtemel görülmüyor.
AB ile hedefin yıl sonuna kadar vurulmasının bir yolu da, 'Kopenhag kriterleri'nden, yani demokratikleşmeden geçiyor. Bu alandaki dikenli konulara gelince:
İdam cezası...
Olağanüstü Hal'in kaldırılması...
Anadilde radyo - televizyon...
İfade özgürlüğünün genişletilmesi...
Ölüm cezasındaki güçlük MHP'den kaynaklanıyor. Başkentte konuyla doğrudan ilgili güvenilir bir kaynak şöyle dedi:
"Ölüm cezasının kaldırılmasında Öcalan'dan dolayı MHP'nin içinde güçlük var. Ancak, günü geldiği zaman Devlet Bahçeli'nin devlet adamlığının gereği olan isabetli kararı vereceğine inanıyoruz."
Nitekim Başbakan Ecevit'in açıklamaları da bu doğrultuda. İdam cezasının 2002'de kaldırılacağını umut ediyor.
İfade özgürlüğünün genişletilmesiyle ilgili yasal düzenlemelerin ise ince formülasyonlarla yapılması bekleniyor. Ancak, Güneydoğu'nun bazı illerinde Olağanüstü Hal'in kaldırılması ve anadilde, yani Kürtçe radyo - TV konularında hala soru işaretleri var. Fakat engellerin aşılmaz olmadığı da belirtiliyor Ankara'da...
2002'nin başarısı elbette 'ekonomik program'ın titizlikle uygulamasına da bağlı. Ama IMF'ye endeksli olarak giden bu alanda büyük sorunların çıkmasına ihtimal verilmiyor.
ABD ile ilişkiler bir başka önemli konu başlığı. Bu açıdan Başbakan Ecevit'in gelecek haftaki Washington ziyareti bir dönüm noktası niteliği taşıyor. Ziyaretin gerçekten başarılı geçmesi için ortamın tümüyle hazır olduğu söylenebilir. Aksi de beklenmiyor zaten...
Başkentte hükümetin, Dışişleri'nin, askeri çevrelerin tepelerinde bir söylem ve zihniyet değişikliğinin izleri kendini belli ediyor. Avrupa Ordusu ve Kıbrıs'ta uzlaşma yolunu zorlayan tavra da bu değişim damgasını vurdu denebilir. Irak'la ilgili son açıklamalarda da bunun izleri var.
Kendine güvenen, fazla gürültü patırtı yapmayan, ya hep ya hiç tutumu yerine uzlaşma kapılarını öngören, aynı zamanda 2002 yılı için resmin bütününü hesaba katan bu değişimde Dışişleri Bakanlığı'nın özellikle son dönemdeki payını teslim etmekte yarar var.
Dışişleri Bakanı Cem'in deyişiyle Türkiye'nin elinde bu yıl için diyalektik bütünlüğü olan bir paket var. AB, Kıbrıs, demokratikleşme, ekonomik program, ABD... Bütün bu konular birbirlerinden tabii ki kopuk değil, bağlantılı. Birindeki olumlu ya da olumsuz gelişme, diğerlerini etkileyebilecek.
Ankara bunun farkında.
Resmin bütününü görüyor.
Nasıl bir Türkiye? Eğer kritik 2002 beklendiği gibi atlatılırsa, yıl sonunda çok daha başka bir Türkiye çıkar karşımıza.
Kıbrıs'ı çözmüş, demokratikleşme adımlarını atmış, Avrupa yolunu sağlam kazığa bağlamış, ekonomisi büyüme rayına girmeye ve enflasyonu düşmeye başlamış, ABD ile stratejik ortaklığının ekonomik ve ticari boyutuyla ilgili gerçekçi bir model oluşturmuş, kendine güvenen, morali düzelmiş bir Türkiye...
Neden olmasın?
Bugünkü bütün çelişik görüntülere, olumsuzluklara rağmen şimdilik genel gidiş olumlu...
h.cemal@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|