
|


"Dünyanın hiç bir yerinde.."
Bizde, eleştiri veya övgü amaçıyla ahkam kesmeye "Dünyanın hiç bir yerinde.." diye başlamak pek hoşlanılan bir yöntemdir. Yöntemi kullanan, aslında, kendi yöresinin dışındaki dünyayı sadece sinemada veya televizyonda görmüş olsa bile..
Ne gam! Lafa böyle girmek ona ayrı bir ağırlık vermektedir. İçinden geçtiğimiz "karlı kış"ta da bunun örneklerini görmekteyiz. Bazılarına göre "dünyanın hiç bir yerinde" vatandaş, "iki karış kar yağdı" diye öylesine perişan edilmez. Diğerlerine göre ise "dünyanın hiç bir yerinde" aniden bastıran bu şiddette bir afete karşı yöneticiler daha iyisini yapamazlar.
Bir akşam Washington'a kar yağdı. O zamanki TÜSİAD Başkanı, sevgili arkadaşım Ali Koçman ile birlikte - bütün dostları gibi onu ben de ne kadar arıyorum - Amerika'daydık. O, Türk - Amerikan Derneklerinin yıllık toplantısında; ben, Milletlerarası İlişkiler Konseyinin düzenlediği bir panelde konuşmak üzere davetliydik. Sonra beraberce New York'a geçecek, orada bir kaç gün kalacak, Türkiye'ye dönecektik. Ali, benden bir gün önce New York'a gitti. Ben ertesi sabahki uçakla gidecektim ve otelde buluşacaktık. Washington'a kar o akşam yağdı. New York'a ve başka yerlere de yağmış. Bütün hayat felç oldu. Günlerce.. Hava alanları kapandı, uçaklar kalkamadı, tren seferleri durdu. Ancak iki gün sonra Amtrak ekspresi işledi. Fakat istasyona nasıl gidecektim? Bütün şehir diz boyu kar altındaydı. Taksi yoktu. Bir arkadaşımı buldum. Zincir taktığı arabasıyla gelip beni aldı. Bin zahmetle kendimi trene, onunla New York'a attım. Durum orada da aynıydı. Taksi bulmak meseleydi. Otelimiz iki adımlık yerdeydi ama, ender taksiler de karaborsada.. Bir tanesini ayarladım, şoför 10 dolar istedi. "peki" dedim, tabii. Fakat arkadan "Ceyar tipi" biri belirdi. Ben daha laf söyleyemeden, 20 dolar verdi ve bindi gitti.
* * *
Bir akşam da, Paris'e kar yağdı. Bir tek akşam. Arkadaşlarla sol kıyıdaki Ile des Porquerolles lokantasına girerken hiç bir şey yoktu. Çıktığımızda etraf bembeyazdı. Bir gece klübüne gidecektik. Gittik. Otelimizin bulunduğu Champs - Elysees'ye döndüğümüzde kar devam ediyordu. Etesi sabah durmuştu ama dona çekmişti. Onbeş gün kaldırımlardan sökemediler. Düşen düşene.. Onbeş gün sonra askeri getirdiler, onlar temizlediler.
"Dünyanın hiç bir yerinde.." karlı kış böylesine - ve ani - bastırınca, onunla başa çıkılmıyor. Ama bu, madalyonun sadece bir yanı.
"Türk işi"
O yana bakılınca "Düyanın hiç bir yerinde.." değil, "Böyle olur, bizim Türk işi.." demek lazımdır. Çünkü, belediyeler Türk; toplum Türk. Başka ne olacaktı? "Erozyon dede" diye bilinen Hayreddin Karaca'nın "Kimse kendi karını kürümüyor" şikayeti haksız mıdır? Ama belediyelerin de görevlerini yaptıklarını kim söyleyebilir? Zaten ne zaman yapmaktadılar da şimdi, kar bastırınca yapacaklardır? Böyle başa, böyle traş! Siz belediyelerin "iyi şehircilik hizmeti vermeleri için" mi seçildiklerini sanıyorsunuz? O zaman, bunlardan çoğunun, bulundukları yerde ne işleri var? Şimdi, perişan olmuş asfaltlar TV ekranlarında gösterilip duruyor. "Dünyanın hiç bir yerinde" değil ama ileri toplumların yaşadıkları hiç bir yerde böylesine "hırsızlama asfalt"a belediyeler göz yummadıklarından dolayıdır ki oralarda böyle manzaralar görülmez. Birikmiş kar yığınlarının içine bakınız: Hepsi sevgili vatandaşlarımızın attıkları çöplerle dolu.
Onun için, gelin, meslekdaş dostlarım, birbirimizi "kara gözlüklü", "pembe gözlüklü" diye suçlayıp boşuna kalp kırmayalım. Burası Türkiyedir, Türkiyede Türkler yaşarlar.. ve böyle yaşarlar.
SAYFA BAŞI

|
|

|