15 Ocak 2002 Salı


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  SERİ İLAN  

 




‘Benimle geleceksin!’

Nâzım,1952 yılında aniden fenalaşınca hastaneye kaldırıldı. Onu Dr. Galina'ya teslim ettiler. Üç ay süren tedavinin sonunda Nâzım can yoldaşı olan doktoruna şöyle dedi: "Benimle geleceksin!"

     Doktor sevgilisi Nazım'ı anlatıyor - 1
Can Dündar


     1952 sonbaharıydı. Nâzım, yüreğinde dayanılmaz bir sızıyla geldi Moskova'ya... Barvikha kalp hastalıkları devlet hastanesine sevk ettiler. İlgili bölümün başkanı Galina Gregoryevna Kolesnikova idi. Nâzım'la koridorda karşılaştılar. "Lanet olsun sevgili dostum, hastalandım" dedi şair... "Merak etmeyin, tedavi ederiz" dedi doktor... Ve ünlü hastasını hemen yatırdı. 3 aylık tedavi süresince yakınlaştılar. Uzun sohbetler, Barvikha Parkı'nda yürüyüşler, saatlerce dertleşmeler...
     Nâzım konuşkandı. Uzun geceler boyunca Galina'ya kendisini, hayatını, sağlığını anlattı. Galina Nâzım'ın yanından ayrılır ayrılmaz da odasına kapanıp, konuştuklarını kağıda döküyordu. 3 ay dolduğunda Nâzım, doktoru Galina'ya tekliften çok direktif kokan bir sesle şöyle dedi: "Benimle geleceksin."
     
     Kadınlar ona hayrandı
     Gerisini Galina anlatıyor: 16'sından 80'ine kadar bütün kadınlar aşıktı Nâzım'a ve ben de istisna değildim. Ben de aşık olmuştum. Ama ona eş olmak benim için çok zordu; çünkü onun zaten bir eşi (Münevver) vardı. Benden önce 6 eşi ve 1 oğlu olmuştu. Başkasına ait bir mutluluğu çalmak istemiyordum. Prestijli bir işim, emrimde pek çok doktor ve Barvikha'da bir dairem vardı. Başka ne lazımdı ki? Ondan 17 yaş küçüktüm. Korkuyordum ve kararsızdım. Bir türlü 'Evet' diyemiyordum.
     
     Daçaya taşındık
     Bir gün 'Nâzım Hikmet sizi çağırıyor, kendisini kötü hissediyormuş' diye telefon geldi. Merkez Komite'den bir araba verdiler bana. O araba kıtlığında, sadece yöneticilerin binebildiği bir arabaya biniyordu. Nâzım'a geldim. Salon kadınlarla doluydu. Her biri Nâzım'ın kendisi için bir rol yazmasını ya da senaryo yazarken asistan olarak yanına almasını istiyordu. Onun hasta ve aç olduğunu düşünmüyorlardı bile. Onu muayene ettim.
     - ‘Kahvaltı yaptınız mı’ diye sordum.
     - ‘Hayır’ dedi.
     Bayanlardan özür dileyerek, sofra kurdum. Taze salatalık, domates, balık vs... Onu doyurdum. İyileşti, neşesi yerine geldi. Tekrar bayanların yanına döndü. Ona kızmadım. Nâzım'ın bu hastalıkla yalnız yaşayamayacağını anlamıştım. Çok misafiri vardı, ama onu kimse düşünmüyordu. İşim bitince 'Görüşürüz' dedim ve çıktım. Artık kendi isteğimle onun doktoru olmuştum.
     Sonunda Nâzım'a Peredelkino'da 2 katlı bir daça tahsis edildi. Galina'yla beraber oraya taşındılar: "Nâzım'ın parası yoktu, benim maaşım da çok azdı. Ve daçada ne doğal gaz, ne elektrik vardı. Sadece şık bir ev ve mükemmel restore edilmiş duvarlar... Ben o zaman kendi birikimlerimden 400 ruble ortaya koydum. Boş duvarlar arasında yaşamaya başladık. Sonra Simonov'dan 11 bin ruble borç aldık. Nâzım mobilya sipariş etti. Daçayı zevkine göre döşedi. Nâzım'a çalışması için meşe bir masa ve gaz lambaları aldım. Yavaş yavaş ev işlerine giriştim. Evin hanımı olmuştum ister istemez".
     
Hakkında tek şiir yazılmayan kadın
     Serin bir temmuz sabahı bir Rus uçağıyla Moskova'dan Urallar bölgesindeki İjevsk'e uçuyoruz. İjevsk, Çaykovski'nin doğduğu yer... Sonra 50 yaşlarında ak saçlı, şık, bakımlı bir kadının kullandığı Volga marka bir taksiyle Votkinsk'e geçiyoruz: Ben, Nâzım Hikmet Vakfı'nın genel sekreteri Kıymet Coşkun ve kameramanımız Sergei...
     
     Ev Nâzım müzesi gibi
     "Beyaz geceler" sürüyor. Hava gece 24.00'te aydınlanmaya başlıyor, ta ki öbür gece 22.00'ye kadar aydınlık... Votkinsk'te çok katlı sosyal konukları andıran bir apartmanın giriş katında kapıyı çalıyoruz. Kapıyı, mavi gözlerine kadar inen beresiyle 82 yaşında, güler yüzlü, sevimli bir ihtiyar açıyor. işte o: Galina Gregoryevna Kolesnikova ya da kısaca "Galya"... Bizi içeri buyur ediyor. Küçük, basık, bakımsız bir ev bu... Ama içerisi adeta bir müze... Nâzım'ın eşyalarından kurulu bir müze... Şairin şiirlerini yazdığı masa, notları, kitapları, kütüphanesi, dünyanın dört bir yanından ona gönderilen hediyeler, hatta oğlu Memet'in çocukluk resmi... Hepsi Galina'nın evinde... Nâzım sanki dün evden çıkıp gitmiş gibi...
     Galina, müthiş bir sofrayla karşılıyor bizi... Harika bir ikram... Nefis bir sohbet... Ve hepsinden önemlisi kendi kamerasıyla çektiği Nâzım Hikmet'in görüntüleri... Galina, boynunda Nâzım'ın hediyesi tahta oyma bir broşla geliyor söyleşiye; ayağında yine Nâzım'ın hediyesi eskimiş ayakkabılar var. Aradan geçen 40 yıla rağmen hala "Nâzım" derken buruşuk yüzü çiçekleniyor. Kendini "Onun doktoru ve eşi" diye tanıtıyor.
     1953'ten 1960'a kadar 7 yıl beraber olmuşlar. Nâzım'ın hayatı boyunca bir kadınla en uzun süreli birlikteliği bu... Galina Nâzım'ı çok sevmiş. Onu 4 kez Azrail'in elinden almış. Sonunda da içi ezilerek onu başka bir kadına vermiş. Bu ilişkiden kendisine yazılmış tek bir şiir bile kalmamış geriye... Ve o, bunu da "anlayabilmiş"... Okudukça hem onu, hem Nâzım'ı daha yakından tanıyacaksınız.
     
     Vakfın yardımı büyük oldu
     Bu geziye katkılarından dolayı Rus - Türk işadamları Birliği'ne, Galina'nın bana güven içinde hatıralarını ve arşivini açmasını mümkün kılan Nâzım Hikmet Vakfı'na, simultane tercümelerimizi yapan Natalia'ya ve daha sonra röportajı Rusça'dan çeviren Şahin Halefli'ye teşekkürü borç biliyorum.
     
Nâzım çok çalışırdı...
     ‘Çok çalışıyordu. Haftada bir piyes yazardı. 30'dan fazla piyes yazdı. Şiirlerinin ilk dinleyicisi bendim. 2 mısra yazar, sonra bana çevirirdi. Ben şiir uzmanı değildim; Puşkin'i Yesenin'i biliyordum ama Rusça'da şiirin nasıl hissedilmesi gerektiğini anlamıyordum. Nasıl beceriyorduysam, kalpten tepki veriyordum. Sonunda yavaş yavaş, yazarken ne hissettiğini anlamaya başladım ve ona yardımcı oldum. Bu yüzden bana çok saygı duyardı.
     Evde 5 metre uzunluğunda kocaman bir masa vardı. Bir ucunda Nâzım'ın Türkçe klavye daktilosu dururdu. Üstünde de pirinç saplı kendisinin yaptığı abajur... Masanın öbür ucunda ise Rus klavyeli daktilosu bulunurdu. O daktiloda ben veya annem şiirlerinin tercümesini yapardık.
     Örneğin bir telefon gelirdi: 'Filanca dergi için akşam 5'e kadar şu konuda makale rica ediyoruz'. Moskova'da tercüman bulmak zordu. Biz oturup çalışıyorduk. Benim kendi işim vardı, iki işi birden yürütmek zorundaydım, nasılsa yetiştiriyordum.
     
     Hapiste grameri unuttu
     Rusça'yı çok güzel hissediyordu, ama 17 senelik hapishane döneminde grameri unutmuştu. Ben bir sözcük için ona bazen 8 alternatif sunuyordum. Dinliyor, sonra biri için 'Bak bu iyi' diyordu, ben hemen oturup bunu daktiloda yazıyordum. Sonra şoförü çağırıp makaleyi saat 5'e yetiştiriyordum.
     
Bırak doktor varsın çatlasın bu yürek...
     Nazım, Galina'yı doktoru olarak seçmişti, tedavisini o yürütüyordu; ama hastalığına dair şiirini, doktor Lidi Vanna'ya yazdı. 1953 Nisan'ında yeniden Barviha sanatoryumuna yattığında diyet ağırlaşmıştı. "Güzel gözlü doktoru" Lidi Vanna'ya şu şiirle seslendi:
     
     Kaç kere beraberce yazmışız şiirlerimi,
     kaç kere mavi dumandan avuçlarına
     onun koymuşum yanan başımı.
     Sanmıyorum kötülük edeceğini bana
     Ama ilminize hürmeten
     ve güzel hatırınız için Lidi Vanna
     peki, terkedeyim tütünü:
     mapusane yoldaşımı.
     
     Peki Lidi Vanna, kafayı çekmiyeyim.
     Ne şarap, ne votka, ne rakı,
     Hatta yılbaşı gecesi,
     Bayramlarda hatta,
     Hatta Kosti'nin doğum günü...
     Zaten evet, en kolayı bu,
     Kırk yıl içmesem aklıma gelmez meret.
     
     Peki, saat on dedi mi,
     Yatırayım yatağa hasta kalbimi,
     çocuklarla, kuşlarla beraber.
     Halbuki, mesela, geç vakit, geceleyin,
     kışın hele,
     rahatsız etmeden
     büyük uykudaki insanı,
     usullacık geçip Kızıl Meydan'ı
     dolaşmaya bayılırım
     rıhtımında Moskova nehrinin,
     yahut da sabahlamıya, Lidi Vanna,
     usta bir kitabın aydınlığında...
     
     Peki, en azından altı ay daha
     yarin dudağından uzak durayım.
     Zaten ayrılık var arada.
     
     Anlıyorum, Lidi Vanna, yoldaşım,
     yüksek emirlerinize riayet gerek,
     yoksa üçüncü bir enfakt,
     ve el bombası gibi patlayıp dağılabilir yürek.
     Anlıyorum.
     Fakat,
     "Sevinç, öfke, keder,
     tütünden de, duyorsunuz,
     uykusuzluktan da beter".
     iyi ama doktorcuğum, mesela,
     Nasıl sevinmem dolu dizgin,
     gördükçe ben komünist,
     burda komünizmin elle tutulur hale geldiğini,
     yahut bu nisan ayında
     Fransız seçimlerinde
     en çok bizimlerin oy aldığını?
     Benim akıllı doktorum, insaf edin,
     nasıl öfkelenmem düşündükçe memleketimi?
     çırpınıyor ayakları altında bir avuç hergelenin.
     Sonra, mesela
     belki göremeyeceğim bir daha
     anasıyla Memed'imi.
     
     Kederlenmemek elde mi,
     güzel gözlü doktorum, elde mi?
     
     Sözün kısası, Lidi Vanna,
     şefkatlı emeğinizi boşa çıkaracağım
     diye kızmayın bana.
     Ben vekarlı, sakin,
     vurdumduymaz bir kaya gibi
     deniz kıyısında yaşamıya
     söz veremeyeceğim.
     Bırakın, doktor,
     yürek bu,
     bakın nasıl çarpıyor.
     Çatlıyacaksa öfkeden
     kederden, sevinçten,
     varsın çatlasın...
     

Nâzım bugün 100 yaşında
     Selanik'te 100 yıl önce bugün dünyaya gelen Nâzım Hikmet'in doğumgünü, UNESCO öncülüğünde tüm dünyada kutlanacak. "Memleketim" demekten hiçbir zaman vazgeçmediği Türkiye'de de Kültür Bakanlığı'nca kucak açılan 'Nâzım için' etkinlikler yapılacak. Şair kendi dizelerinde de anlattığı gibi 61 yıllık yaşamı boyunca hep insanca hep insanlıktan yana hareket etti. Bugün Başkent'te Nâzım'ın yaşamı, Rüştü Asyalı tarafından yeniden gözler önüne serilecek. Ankara Devlet Tiyatrosu'nca hazırlanan "Ben Bir İnsan" adlı oyunda şairin mücadelesi, fikirleri, kadınları anlatılacak.
     
     YARIN: Nâzım'ın telefonları dinleniyordu.
     


 GÜNCEL


‘Benimle geleceksin!’
Hapı yutan yine vatandaş oldu!
İşte öpülesi eller
Berna Hanım ameliyat oldu
Tüketici savaş açtı
Suudi Büyükelçisi resmen alay etti
Ali Baba’nın çiftliğine suç duyurusu
Sonia’nın dedeleri ‘katliamcı’ iddiası
Köpeğin havlaması gürültü sayılır mı?
Başkanlar da eylem yapar!
Telsim’in borcu baş ağrıtacak...
Sahte loto uyarısı
Satırbaşı


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet