
|


Mehmet Ali Erbil: öBazen kaliteli bir tiyatro eserinde oynamak, uyuzumu kaşımak istiyorum"
"Kıbrıs’ın imajını biz sanatçılar değiştirdik"
Evliliğinin çatırdığı iddiaları ortaya atılan Mehmet Ali Erbil özel hayatına ilişkin şöyle diyor: "Karım evde ders çalışıyor. Tabii eğer beni bırakabilirse..."
AHMET TULGAR
Birkaç yıl önce Karadeniz kıyılarında fındık toplamaya mevsimlik Kürt işçiler getiren simsarlarla tanışmıştım. "Dayıbaşı" denen bu simsarlar bir şekilde elde ettikleri küçük bir meblağ artı değer ve bir iktidar kırıntısı ile içlerinden çıktıkları bu proleterleri o tarladan o tarlaya sürüyor, onlara tarla sahiplerinin insanlık dışı çalışma taleplerini dayatıyor, bir de bu insanların yevmiyelerinden komisyon alıyorlardı.
Çarkıfelek’in çekildiği ANS Prodüksiyon’un koridorlarında Mehmet Ali Erbil’i beklerken tanıştığım Şule, Şenay ve benzeri hanımlar da günlük ekmeklerini benzer bir simsarlıkla kazanıyorlar. Televizyon şovlarına Zeytinburnu, Gaziosmanpaşa gibi semtlerden insanları, ağırlıklı olarak ev kadınlarını kendilerine bir milyon ödemeleri karşılığında otobüslere doldurup buraya getiriyorlar seyirci olarak. Anormal bir iktidar uyguluyorlar bu kadınlar komşularının üzerinde, görseniz, şaşarsınız.
Bir ara kantinde bir masaya takılıyor gözüm. Birkaç kadın, üzerlerinde bayramlıkları, plastik bir kabı açıp, içindeki zeytinyağlı yaprak dolmalarını yemeye koyuluyor kaçamak ve keyifle.
Bu arada Erbil’in bir hizmetlisi geliyor şoförünün yanına. Ve gidip Mehmet Ali Bey için suşi (Japon usulü bir tür dolma, şu sıralar en "trendy" yiyecek) almasını söylüyor.
Kadınlar yaprak dolmalarını yiyor, parmaklarını yalıyorlar.
Biz Mehmet Ali Erbil’in kulisine giriyoruz.
O da suşilerini yemiş.
Elinde çubuklar.
Röportaja başlıyoruz.
Siz bu ekranda ya da ticari filmlerde gördüğümüzden çok daha fazla birisiniz. Yıllar önce "Küheylan" diye bir oyunda başrol oynamıştınız ve geleceğin en önemli tiyatro oyuncusu olarak selamlamıştı sizi eleştirmenler. Sizi sanattan ne kopardı? Evet, Kerim Afşar ve Gül Asyalı ile oynamıştık. Daha konservatuvarda öğrenciydim ben bu başrolü oynadığımda. En yetenekli tiyatrocu ödülünü bile almıştım 17 yaşındayken. "Bu çocuk kabiliyetli, aman burnunu büyütmeyelim bunun, burnu kalkmasın, şımartmayalım" diye sonradan Devlet Tiyatrosu yöneticileri bana figüran rolleri verir gibi oldular. Ben de önce Şan Tiyatrosu’nda bir müzikalde oynadım izinli olarak. Baktım, başarılı olunca da özel tiyatroyu seçtim. Devlet memurluğunun kısıtlamalarından kurtulunca da zaten şov dünyası ister istemez beni çekti içine.
Elitlerin alkışını erken yaşta tattım, özlemiyorum’
Sizi ne çekti, şöhret mi, para mı? Devlet Tiyatrosu’nda bir ayda aldığım parayı müzikalde bana bir gecede verdiler. Bunun etkisi çok önemli. Ama yine de ne kadar büyük para söz konusuduysa da, devlet memurluğunun güvencesinden vazgeçmeden önce bayağı düşündüğümü hatırlıyorum. Çünkü risk. Başarılı olamayabilirdim de.
Şimdi ben şurada sizi izlemeye gelenleri gördüm. Zaman zaman yeteneklerinizi heba ettiğinizi düşündüğünüz, daha farklı bir hedef kitleye yönelik bir şeyler yapmak istediğiniz olmuyor mu? Ben o elit seyircinin alkışını çok erken yaşta tattığım için artık özlemiyorum. Zaten reyting ölçümlerinden anlaşılıyor ki beni AB kesimi de çok izliyor. Ama yine tabii bir yandan da iyi bir tiyatro eserinde rol alayım ya da tek kişilik bir oyun sergileyeyim, çok istiyorum. Uyuzumu kaşımak istiyorum.
Peki ne tutuyor sizi? Zamandan dolayı yapamıyorum. Televizyon çok zamanımı alıyor.
"Eh, artık küpümü doldurdum, bu para yedi sülaleme yeter" deyip başlayabilirsiniz? Evet, ilk fırsatta kendim bir film yönetmek istiyorum. Proje de hazır: Deli İbrahim.
Bunca yıllık komedyensiniz, neden Yılmaz Erdoğan, Cem Yılmaz, Beyaz ve Okan Bayülgen dörtlüsüne bir beşinci isim olarak sizi de katmıyorlar? Kuşak farkı herhalde, ben onlardan yaşlıyım. Bir de halk beni bu yere getirdi. Ama yine de onların arasında lafını esirgemeden tek söyleyenlerden bir tanesiyim. Bu kar döneminde bile İstanbul valisine benim kadar laf eden olmamıştır yani. Karayolları’na, Milli Eğitim’e...
"Halk beni bu yere getirdi" dediniz. Nasıl bir yer burası? Evin delisi konumu. Mesela bir ara Özlem ile Nefise arasında gittim geldim. Başka birisi yapsa bunu, antipatik olabilirdi ama halk bende bunu böyle algılamadı. Yani halk bana bir özgürlük alanı sağladı.
Bana karşı herkes ipin ucunu bırakmış durumda’
Siz söylendiği ya da gösterdiğiniz kadar çapkın biri misiniz? Hayır, bu zamana kadar "Aman, bara, pavyona gideyim de kendime bir eş bulayım" diye bir arayışım olmadı. Ama bulunduğumuz çevre ya da iş itibarıyla zaten mümkün olabildiğince ilişkilerimiz olabiliyor, böyle bir arayışa gerek yok. Kolay oluyor bizim için.
Esprilerinizde bodoslama gidiyorsunuz. Şişmanın şişmanlığıyla, azınlığın azınlık oluşuyla, eşcinselin eşcinselliği ile alay ediyorsunuz. Politik doğruculuk sizin için hiçbir şey ifade etmiyor mu? Tepki almaktan korkmuyor musunuz? Hayır, zaten hiçbir tepki gelmiyor bana bu kesimlerden. Fatih Ürek’e bile Fatoş diyorum artık. Bana karşı herkes ipin ucunu bırakmış.
Ciddiye mi almıyor sizi kimse yani? Yok canım.
Yahu, sizi televizyonda, Kıbrıs’ta görüyoruz bazen. Rauf Denktaş’la, ensesine vuracak kadar samimisiniz. Sizce Denktaş’ın o sizinle, Gülben Ergen’le filan ileri derecede şakalaşması, sizin onun keline vurmanız, bir devlet adamı olarak ona zarar vermez mi? Evet, fotoğraflarımızı çekiyor bizim hatta. Çok doğal buluyorum Sayın Denktaş’ı. Keşke bizde de öyle bir politikacı portresi olsa. Keşke bizim politikacılarımız da öyle olsa.
Ama KKTC devlet olarak tanınmak istiyor. Şimdi biraz gayrı ciddi bir resim değil mi bu? Klerides de yapıyor mudur aynısını? Ama biz Türk sanatçılar oraya gide gide bir iki yıldır imajını değiştirdik Kıbrıs’ın.
İyi bir imaj mı bu? Tabii. Baksanıza Rum kesimi bile yaklaşmaya başladı. Yapıcı bir şekilde yaklaşmaya başladı.
Bana biraz sosyalist devrim öncesi Küba’nın ABD ile ilişkisine benziyor Türkiye ile Kıbrıs’ın ilişkisi. Küba’ya "Amerika’nın genelevi" denirmiş, Kıbrıs’ı da "Magazin Türkler"inin akını "Türkiye’nin kumarhanesi"ne çevirdi. Abartıldığı kadar değil bu akın. Asla değil.
Sizinle ilgili bu kumar meselesi nedir? Şimdi biz Kıbrıs’ta çalışıyoruz. Kıbrıs’ta beni seracılıkla ilgili bir polemiğin içine çekecek değiller. Orası bir kumar cenneti. Türkiye’deki kumarhaneler kapanınca Kıbrıs alternatif oldu. Şimdi biz orada anlaşmalı olarak kumarhanelerde şov yapıyoruz. Ben de Rocks Casino ile anlaşmalıyım. Oranın tanıtımını yapmak benim görevim. Ben orada promosyon olarak kumar oynayınca insanlar benim ciddi ciddi paralarla oynadığımı telaffuz edebiliyorlar. Ben onların iddia ettiği gibi 100 bin dolarlar, 200 bin dolarlar kaybetsem para mı kalır bende? Normal ölçülerde kumar oynuyorum ben, yarısını da promosyon olarak oynuyorum.
Sanki bir kumar klanı söz konusu gibi. Siz, yakın arkadaşlarınız Serdar Ortaç, Emel Müftüoğlu, Demet Sağıroğlu, Stelyo Pipis. Yıllardır bu klanın içindeyiz. Benim kaç yıl oldu? 10 yıl, 15 yıldır. İnsan ayakta bu kadar sağlam kalabilir mi bu kadar büyük paralarla oynasa?
Sedef Erbil Hanımefendi’yi bırakıp kumar oynamaya gittiğiniz için ilişkinizin bozulduğu doğru mu? Eşimin ağabeyimle ya da menajerimle ben olmadan bir yere gitmesini toplum yanlış yorumlamış olabilir. Ama bunda da en büyük paylardan bir tanesi basının provoke etmesidir.
Neredeyse ‘Kız büyük gösteriyor’ diyecekler"
Acaba siz ve Sedef Hanım’ın arasındaki yaş farkı nedeniyle mi her an bu evliliğin çatırdaması gibi bir beklentinin içinde medya? Medya, Amerikalıların deyimiyle "ageism" yani "yaşçılık" mı yapıyor? Ben halktan yaş farkı nedeniyle ufak bir tepki bile almıyorum. Herkes "Ay, birbirinize ne kadar yakışıyorsunuz" diyor. Artık riyakarlık mı, bilemiyorum o kadar. Bende bir kompleks oluştu. İnsan birazcık da "Aranızda yaş farkı olmasına rağmen, belli etmiyorsunuz" der. Neredeyse "Kız sizden büyük gösteriyor" diyecekler.
Sedef Hanım derslerine çalışıyor mu? Üniversite kaydını İstanbul’a aldırdı çünkü. Beni bırakabilirse çalışıyor. Onun sayesinde ben de ister istemez bilgisayarla haşır neşir oldum.
"Çarkıfelek’te aşık olmak format gereği" Yapımcınız Abdullah Oğuz, sizin "Çarkıfeleköteki tarzınızın ilk başta çok yadırgandığını ama şimdi diğer ülkelerin Çarkıfelek’lerinde de taklit edildiğini söylemişti. Nerede taklitleriniz türedi? Bizimkini görünce önce adamlar, patent sahipleri şaşırdılar, anlayamadılar. Sonra üç yıl üst üste tüm dünyadaki Çarkıfelek yapımcılarının oylarıyla birinci seçildik.
Doğaçlama olarak mı oluştu bu sulu sepken Çarkıfelek konsepti? Tamamıyla. Kendi çizgimi oraya aktarmış oldum. Bu yetti konseptin ortaya çıkmasına. Ve Mehmet Ali Erbil markası Çarkıfelek markasının önüne geçti. Yani aşağı yukarı.
Nerelerde bu konseptin taklit edildiğini sormuştum, laf karıştı. Meksika’da mesela altı ay sunucuya benim kasetlerimi seyrettirmişler.
Alt yazılı mı? Sizin o elastiki Türkçenizi biraz zor çevirirler. Seyrediyorlar, lafları anlamıyorlar. Hatta beni Çarkıfelek’ten izleyip, İsrail’e, Meksika’ya program yapmaya çağırıyorlar. Ben ne Meksika bilirim, ne İbranice bilirim, İspanyolca hiç bilmem. Yine de çağırıyorlar.
Peki, bu yarışmanın hostesleriyle sakız gibi uzadıkça uzayan aşkımsılar ne oluyor? Abdullah Oğuz bunun da programın formatına dahil olduğunu söylemişti bana. Evet, formatın parçası. Pembe dizi gibi.
Ama kızlar bunu anlamayıp, sizi ciddiye alıyorlar, aşık oluyorlar size galiba. Sonra da sabah programlarında ağlamalar zırlamalar. O Özlem Yıldız’ınki mesela. Yok canım. Bir ara Özlem’le öyle bir beraberliğimiz oldu. Sevgili adı altında ben Çarkıfelek’ten bir tek Özlem’le birlikte oldum. Diğerleriyle dedikodu çıkmış olabilir.
PAZAR


"Kıbrıs’ın imajını biz sanatçılar değiştirdik"
Zaga’nın komik kemancısı
Pantolon için teşekkürler
İçkisiz, hızlı balık
İtfaiyeci köyü: Binkılıç
Dans ederek ısının
Ünlülerle yolculuk
Üşüyorum öyleyse yokum!
"İçerden" de ısının...
DVD / Selim BOY
Gerçekleri konuşalım
Müzeye komşu lokanta
Vino veritas (Şarap gerçekleri)
Agatha Christie ve arkeoloji
Osmanlı mirasını yok etmek
Carissima Mine,
Halil Şerif Paşa’nın renkli yaşam öyküsü
Kaldırım "kutürü"
SAYFA BAŞI

|
|

|