15 Ocak 2002 Salı


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
 
 




Gerçekleri konuşalım

     Biz klasikçiler için birçok Türkiye var ama kesin olan gerçek şu ki, hala ve hala "Müslüman mahallesinde salyangoz satma" vaziyetinden sıyrılabilmiş değiliz. Bunun elbette ki çeşitli sebepleri var. Kurumların sistem çarklarındaki bilinçsizlik en başta, eğitime kadar dayanan bir çarpıklıktır bu. Şöyle başlayalım anlatmaya:
     1. Türkiye: 700 kişi. Klasik müzikten "müzikçiler kadar" anlayan kesim.
     2. Türkiye: 7 bin kişi. Klasik müzik faaliyetlerini, festivalleri ve yıllık konser seyrini -genellikle 3 büyük şehirde- merakla takip eden kesim.
     3. Türkiye: 70 bin kişi. Klasik müzikten anlamaya gayret gösteren, değer veren kesim.
     4. Türkiye: 700 bin kişi. Klasik müziğe hiçbir itirazı olmayan, arada sırada dinleyen, hoşlanan kesim.
     5. Türkiye: 7 milyon kişi. Klasik müziğe itirazı olmayan ama fazla merak da etmeyen -ve bu gidişle etmeyecek olan- kesim.
     6. Türkiye: 70 milyon kişi: Bu işlere çok ama çok uzak olan kesim!
     Yani her yüz bin kişiden biri anlar, her on bin kişiden biri dinler, her bin kişiden biri merak salar, her yüz kişiden biri hoşlanır, gerisi biraz fasa fisodur sonucu ortaya çıkmakta.
     Bu benim analizime bakılacak olursa "Müslüman mahallesinde salyangoz satma" eleştirisi doğrudur.
     Doğrudur da bazı ufak tefek değişikliklerle Türkiye’de birçok şey de değişebilir. Örneğin, anlayan kesimin sayısını 7 bine, dinleyenlerin sayısını 70 bine, merak salanların sayısını da
     70 milyona çıkarmak aslında "imkansız" değil...
     Bir üç yol ağzındayız.
     1- Ya "bu böyle gelmiş böyle gider" diye sallayalım.
     2- Bu işten "yapamayız" diyerek tamamıyla vazgeçelim.
     3- Emek verelim, fikir üretip durumu düzeltmeye çabalayalım.
     Hayatım boyunca hep bu üçüncü ihtimalden yola çıktım, burnumun doğrultusunda gider iken burnumu kırdığım da çok oldu. Doğrusuyla, yanlışıyla, bireysel olarak bile bazı şeyleri hafiften kıpırdatabileceğimizi gördüm. Türkiye konusunda böyle, dediğim gibi 6 ayrı ülkeye iş yapıyor gibiyiz... Her zaman sizin de bana önereceklerinize açığım, benimle istediğiniz fikirleri paylaşın.
     Ama lütfen şunları yapın: Devletin birçok orkestrası ve opera-bale kurumu var. Yaklaşık 2 bin (belki 3 bin) sanatçı "memur" konumunda. Bu iyi işleyen bir çarka dönüşürse bir ordu demektir. Şu andaki sistemlerin "berbat" olduğunu söyleyebilirim. Berbat çünkü "Benim yıllık programım budur, gelen gelir" mantalitesiyle hiçbir yere varılamaz. Varılan yer şu olur:
     İstanbul Devlet Senfoni ya da Cumhurbaşkanlığı Senfoni gibi, yılın birçok haftasında, salonun "onda birinin bile" dolmaması durumları oluşur. (Ankara ve İstanbul’da Senfoni konserlerinin 90’lı yıllara kadar tıka basa dolduğunu hatırlayacak olursak...) İDSO’daki dostlarım bazen
     150 kişiye çaldıklarından yakınmaktaydılar.
     
Kültür Bakanlığı sistemleri değiştirmeli
     Bu "dayak gibi" moral bozucudur sanatçılar için. Ama bunun böyle olmaması için ne yapıldı? Ne yapılacak? Bunun cevabını verecek kişiler, o sistemin içinde sanatını ya da idareciliğini yapanlar değil, o sistemi kuranlar olmalı. Müzikçiler, sonuçta yanlış iliklenmiş bir gömleğin düğmeleri konumunda... Yoksa bu koskoca kurumlar hakikaten bu ülkede "bir işe yaramıyor" durumuna düşmekte.
     Yanlış anlamasınlar; bunun değişmesi açısından bütün iyi niyetimle söylüyorum çünkü iyi işleyen orkestralara en çok ihtiyacı olan zaten benim...
     - Niye gençlere, çocuklara konser vermiyorlar?
     - Niye şehrin banliyölerinden, konser dinlemeyen semtlerinden seyirci kazanmaya uğraşmıyorlar?
     - Niye sponsor arayışına girişerek, dünya starlarını getirerek hem seyircisini hem kendi sanatçısını doyurmak gibi niyetleri yoktur?
     - Niye taşra turneleri yapılmıyor?
     - Niye uydukentlerde sürekli konser verilmiyor?
     - Niye enteresan programlar yapılmıyor?
     - Niye tanıtım, medya ilişkileri ve promosyon bu derece es geçiliyor?
     - ...
     Daha buna benzer bin soru sorarız, bize soru değil cevap lazım. Tek ümidim, Kültür Bakanlığı’nın bu döneminde bütün bunlara (ki kolay şeylerdir aslında) çözüm bulunması...
     



 PAZAR


"Kıbrıs’ın imajını biz sanatçılar değiştirdik"
Zaga’nın komik kemancısı
Pantolon için teşekkürler
İçkisiz, hızlı balık
İtfaiyeci köyü: Binkılıç
Dans ederek ısının
Ünlülerle yolculuk
Üşüyorum öyleyse yokum!
"İçerden" de ısının...
DVD / Selim BOY
Gerçekleri konuşalım
Müzeye komşu lokanta
Vino veritas (Şarap gerçekleri)
Agatha Christie ve arkeoloji
Osmanlı mirasını yok etmek
Carissima Mine,
Halil Şerif Paşa’nın renkli yaşam öyküsü
Kaldırım "kutürü"


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet