
|


Dört başı mamur bir skandal: Enron
Bizim Bankacılık Yasası'nın TBMM'den geçtiği gün Amerika'da patlak veren Enron skandalı dörtbaşı mamur bir hal aldı.
Hani "şimdilik" kaydıyla 4.5 milyar dolar verilerek ayağa kaldırılması umulan bankalarımızın çifte denetimden, hatta üçlü denetimden geçecekleri, gerek Devlet Bakanı Kemal Derviş gerekse Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurulu Başkanı Engin Akçakoca tarafından defalarca vurgulandı ya...
Bu uluslararası denetçiler bizim tay tay duran bankaları da ABD'de geçen ay batan dünyanın 7. büyük şirketi Enron'u denetledikleri gibi denetleyeceklerse vay halimize! Asıl denetçi Arthur Andersen'ın (AA), Enron'a ait belgeleri ve bilgisayar kayıtlarını yok ettiği bizim basına da yansıdı. Ama Enron'u denetleyen iki AA yetkilisinin AA'dan ayrılıp ekim ayından beri Enron'un mali bölümünün en tepesinde yer aldıkları İngiliz Financial Times'ın manşetlerinden çıkıp da bizim gazetelere giremedi.
Dahası Amerikan resmi otoritelerinin talebi üzerine AA'nın Enron'u denetlerken yan yollara sapıp sapmadığını belirlemek üzere görevlendirilen üstad denetçi Deloitte Touche Tohmatsu da (DTT) "AA'nın yaptığı iş usulüne uygundur" buyurdu. Anlayacağınız bizimkilerin pek umut bağladıkları çifte denetim de bu örnekte işe yaramadı.
ABD Başkanı George Bush'a kadar uzanan dört başı mamur skandalda, Enron'un Bush'un ve Adalet Bakanı John Ashcroft'ın yanı sıra 250 kongre üyesi ve 80 senatörün seçim kampanyasına parasal destek sağladığını da artık bütün dünya öğrendi. Ancak Enron bunu hesaplarında kamufle etmenin yolunu herhalde bir biçimde bulmuştur.
Eee ne demişler? Minareyi çalan kılıfını hazırlar. Yalnız bu kılıf denetçi AA ile birlikte hazırlanmış gibi duruyor maalesef.
Yabancı denetimciler için korku hikayesi mi? Londra'dan e - posta yollayan Zeynep Aydın, dünya devi bağımsız denetim kuruluşlarının bizim bankaları nasıl denetlediklerine ilişkin yazılarımla ilgili olarak "Ben bu iş dalında henüz çok yeniyim ama anlattıklarınız, burada öğrendiğim herşeye ters düşüyor. Özellikle de yabancı bir denetimci için birer korku hikayesi gibi" diyor. (Genç okurum galiba yanılıyor. Yukarıdaki yazıda da belirttiğim gibi bu korku hikayesi Enron örneğinde ayniyle vaki.)
Aydın'ın mesajının geniş bir özetini sizlerle paylaşmak istiyorum:
"Ben, 5 büyüklerden birinde işe başlayalı uzun bir süre olmadıysa da, Londra'da bize öğretilen ilk ders şu: Halkın gözünde denetimci ve denetimcinin gözünde denetimci son derece farklıdır. Hatta İngilizler buna expectations gap (beklenti boşluğu) diyor. Bu boşluk şöyle oluşuyor:
1. Halk, denetimcilerin bütün dökümanları inceleyip kesin garanti verdiğini sanıyor. Halbuki denetimci, 1 - 2 hafta görev yaptığı bir şirkette sadece önemli ve materyal dökümanlara bakıyor.
2. Bakılan her dökümanın doğruluğunu sonuna kadar araştırma fırsatı yok. Zaten eğer bir yolsuzluk varsa, bu başka dökümanlarla desteklenmiş ve çok iyi saklanmış oluyor.
3. Hesapların doğruluğunu sağlamak ve yolsuzlukları bulup ortaya çıkarmak, işletmenin kendi sorunu ve yükümlülüğü. Firma ya da bankanın denetimden geçmesi, sadece yolsuzlukları caydırıcı olabilir. Ama esas olan ve yolsuzlukları önleyen, şirket içinde olması gereken iç kontrollerdir.
Bu ve benzeri maddeler (örneğin önemsiz ve materyal olmayan dökümanların denetlenmeyeceği gibi), işe başlamadan önce müşteriyle yapılan kontratta belirtiliyor ki, ilişki mahkemede bitmesin.
Denetimcinin suçlu olabileceği tek yer şu: Eğer gözden kaçmaması gereken çok önemli bir şey dikkatsizlik veya işini gereği gibi yapmama yüzünden gözden kaçtıysa ve yanlış rapor verildiyse, denetimci suçludur ve mahkemeye verilebilir. Özellikle de örneklerden birinde bahsettiğiniz, şirket açıkca zarardayken karda ve temiz raporunun verilmesi korkunç bir hata ve bir denetim şirketini çok rahat kapattırabilir."
mtamer@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|