24 Ocak 2002 Perşembe


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




Çehov’un bahçesi

Başar Sabuncu’nun yönettiği "Herkes Aynı Bahçede", Çehov’un beş büyük oyunundan yola çıkılarak üretilmiş özgün bir çeşitleme.

     ZEYNEP AKSOY

     Çeşitli çehov karakterlerini Rus taşrasında semaverli ve salıncaklı tipik bir Çehov bahçesinde toplayan Başar Sabuncu, Çehov’un daha önce birbiriyle hiç karşılaşmamış karakterleri arasında Çehov’u tanıyanlara çok olası gelen yeni akrabalıklar ve ilişkiler kuruyor. Çehov ile yeni tanışanlara ise onun zengin dünyasına toplu bakış için bir pencere açıyor. Umutsuzluk, yaşlılık, karşılıksız aşk, aile içindeki çöküş, yalnızlık, sıradan taşra yaşamının sıkıcılığı gibi Çehov’un her oyununda işlediği temalar, bu çeşitlemede farklı oyunlardan bahçeye düşen karakterlerle daha açık ve çarpıcı bir şekilde yeniden üretiliyor.
     Erol Keskin, Aliye Uzunatağan,Yalçın Boratap, Engin Alkan, Burak Davutoğlu, Bennu Yıldırımlar ve Nergis Çorakçı’nın başlıca rolleri paylaştığı "Herkes Aynı Bahçede", 30 -31 Ocak’ta Fatih Reşat Nuri Sahnesi’nde izlenebilir.
     Çehov’un oyunlarından tek bir oyun yaratma fikri nasıl çıktı?
     Shakespeare, Çehov, Moliere gibi yazarlarla her tiyatrocu bir kez olsun buluşmak ister. Ben Çehov ile bu buluşmayı 41 yıl erteledim. Ve artık böyle bir buluşmanın sırası geldi diye düşündüm. Bütün Çehov oyunlarını tek tek sahneleyecek kadar zaman kalmadığını düşünerek Çehov’un tiyatro dünyasına böyle bütünsel bir bakışı denedim. Çehov insanlarının buluşabilecekleri en verimli yer de bir bahçe gibi geldi bana. Bir tiyatro bahçesi. Çehov’un bahçesi.
     Nasıl bir dramaturjik çalışma yaptınız? Çünkü bir kolaj değil bu, yepyeni bir oyun çıkmış ortaya...
     Çehov’a yakınlığı olmayan seyirci için yeni bir oyun olsun istedik. Çehov’u bilenler için ise başka tatlar alabilecekleri bir oyun... Buna çeşitleme diyorum. Çünkü başka başka oyunlardaki Çehov kişilerini bir alanda biraraya getirince tabii metni kesip kırpıp yeniden eklemleme olanağı ortadan kalktı. Eğer "Vanya Dayı" ile "Üç Kızkardeş"in Olga’sı "Vişne Bahçesi"nde biraraya geliyorsa, birbirlerini görmezden gelmeleri mümkün değil. Yeni ilişkiler üretmek gerekti. Yine Çehov’un kişilerinden, Çehov’da eşeleye eşeleye bulduğumuz ipuçlarından yola çıkarak oluşturduk sahne yazısını.
     Aslında bunların hepsi çok uzun oyunlar... Tek bir oyun olarak 1 saat 50 dakika gibi makul bir süreye sığmış..
     "Orman Cini" de dahil beş oyunu temel aldık. Tabii beş oyunu birarada oynama iddiasında değiliz. 15-16 saatlik oyunu 1 saat 50 dakikada oynamak gibi bir çaba söz konusu. Bir sürü insanı dar bir alana, dar bir zaman dilimine sıkıştırdığınızda ilişkiler daha sıkılaşıyor, çelişkiler daha sivriliyor. Burada yapılmak istenen de buydu. Özellikle Çehov’un o "çekimser" diyebileceğim eleştirel bakışını daha göze görünür daha keskin kılmaktı amaç.
     Oyunlar dışında başka metinlerden de yararlandınız mı?
     Öykülere el atmak istemedim çünkü 250’yi aşkın öykünün içine girersem bir daha çıkamam diye düşündüm. Tiyatrosuyla yetindim. Metinde kimi zaman Çehov’un mektuplarından, başka yazılarından alıntılar da var. Oyuncu arkadaşlarımın da çok katkıları oldu. Taslak metnin üzerinde onların önerileriyle de bir sürü ilişki gelişti, değişti.
     "Bir Ata Krallığım" da bir Shakespeare çeşitlemesiydi. Büyük yazarların tek bir oyunuyla yetinmemeyi seviyorsunuz...
     Çünkü büyük ustaların yapıtlarında aslında gizli bir süreklilik var. Örneğin Çehov’un oyunlarındaki doktorlar. Astrov’un kayıtsızlığından ("Vanya Dayı"daki doktor) Çebutkin’de gördüğümüz ("Üç Kızkardeşöteki doktor) umutsuz, karamsar, neredeyse nihilist bir çizgiye kadar uzanıyorlar, sanki tek bir doktorun yaşam süreci gibi. Bu anlamda böyle bir çalışmaya girişme fikrini veren de Çehov’un kendisi. Kişilerinde bir süreklilik, bir gelişim çizgisi var. Shakespeare’de de bir ölçüde bunu denemek istemiştik. Kişilerin dönüşümleri, adları değişse de, tutkuların bir gelişme sürecini anlatabilirdi. Bir de tabii bu yaklaşımın tiyatrocu açısından eğlenceli bir beyin jimnastiği tarafı var. Yazarla yakınlık kurunca bir dehlizde dolanıyor, bir sürü macera yaşıyorsunuz. O maceraların olabildiğince bütününü seyirciye aktarmak bana daha çekici geliyor.
     
Meşhur tüfek
     MUSTAFA ARSLANTUNALI

     Sık sık ama neredeyse her seferinde yanlış ya da yarım alıntılanan özlü sözler vardır. Örneğin "teşbihte hata olmaz" sözü, benzetme yüzünden doğacak alınganlıklar ve yanlış anlaşılmalar için mi söylenirdi yoksa her şeyi bir başka şeye benzetmemizi mazur göstermek, her benzetmenin geçerli olduğunu kanıtlamak için mi: "Hata olursa teşbih de olmaz."
     Anton Çehov’un şu ünlü sözü de genellikle tiyatro oyununda -hatta öyküde- işlevsellik için genel bir ilke olarak kullanılır durur: "İlk perdede duvara asılı bir tüfek varsa, ikinci perdede o tüfek mutlaka patlamalıdır." Oyun ya da öykü yazarı, kurgusunu oluşturduktan sonra, kurguyu doğrudan desteklemeyen her şeyi dışta bırakmalı, deyim yerindeyse determinist bir dünya kurmalıdır bu yoruma göre. Oysa Çehov’un bu sözünü, klişe tiplemelere, şablonlara dayalı dönemin Rus tiyatro geleneğinden kopuş için bir anahtar gibi görürsek, şöyle okumalıyız: "İkinci perdede patlamayacaksa, o tüfeği duvara asmamalı." Gereksiz bir süstür o.
     Yalınlık ve doğallık, Çehov’un oyunlarının da öykülerinin de ana ilkelerindendir. Onun bayağılığa, süse ve basmakalıplığa düşmanlığını, Maksim Gorki’nin Çehov’a dair anılarından tanık olmasak da öykülerinden ve oyunlarından rahatlıkla çıkarabilirdik. Kaldı ki o ünlü tüfek ilkesini, sık sık ve zevkle çiğnemiştir Çehov: Öyküleri bugünkü eğilimin tersine kurgudan, plandan uzak, bir gelişigüzellik havası içindedir. Gelişigüzel yazıldıklarından değil, tam tersine; doğallık ve kendiliğindenlik, daha büyük bir kurgunun, hayatın bir parçası haline getiriverir bu kısacık ve sade öyküleri. Tolstoy’un Çehov’u çok yetenekli bir fotoğrafçı olarak tarif ettiği rivayet edilir. En sevdiği yazarlar sorulduğunda "Çehov, Çehov, Çehov" yanıtını veren Tennesse Williams’ın oyunlarını da taşranın sıkıntılı ruhu sarıp sarmalar ama Çehov’un farkı ironi ve mizahın her zaman başat oluşundadır: Umutsuzluğun, can sıkıntısının, monotonluğun alaycı şairi.
     Trajik öğeleri öne çıkarmaya eğilimli yönetmen Stanislavski ile bir konuda anlaşamadıklarını biliyoruz. Çehov, yazdığı oyunların birer komedi olarak oynanması gerektiğinde ısrarlıydı... Biz seyirciler ve okurlar, bu yalın ve lirik komedilerde çok fazla hareket ve olay görmeyiz. Daha çok, perde açılır açılmaz sahnedekiler arasında hızla oluşan organik duygusal ağdır bizi bu oyunları okur ya da seyrederken derinden etkileyen. Gereksiz pek az öğe vardır ama varolan öğelerin hepsi oyunun kurgusuna hizmet ettikleri için orada bulunmazlar.
     Başar Sabuncu’nun "Herkes Aynı Bahçede"si, Çehov hayranları için ilginç bir deneyim. Son derece çocuksu bir arzu var sanki projenin berisinde: Bütün sevdiklerimizi, "Vanya Dayı", "Üç Kızkardeş", "Vişne Bahçesi" ve "Martı"nın kişilerini bir araya getirsek, Lopahin Yarbay Verşinin ile karşılaşsa nasıl olurdu?...
     Eğlenceli olabiliyormuş. Ama yalınlıktan vazgeçmek şartıyla. Çehov kahramanlarını birbirlerine bağlayan o görünmez ama sezilir ağın yırtılması pahasına. Örneğin bunalan Çehov kişileri, birkaç yüzyıl sonrasının şaşırtıcı ve güzel hayatına duydukları özlemi sıkıntılı ve gündelik gevezelikler arasında şöyle bir dile getiriverir sonra da durağanlıklarına ve kasvetli hayatlarına dönerler ya, "Herkes Aynı Bahçede"yken bu boyuna dile geliyor, tumturaklı söylevlere dönüşüyor. Tekrarlar çoğalıyor, kalabalık ritmi artırıyor, mizah derinliğini yitiriyor, sahnede bir telaş...
     Kısacası, herkesi aynı bahçeye toplayınca tüfeklerin sayısı artmış, hepsi de birbiri ardına patlayıp duruyor. Oyunun bitiminde teşbih olmayan tüfekler de patlayınca her şey tamam oluyor...
     Bir araya geldiklerinde, bütün bu kişiler eni konu değişmişler, olaylar da birbiri içine girdiğinden. Şimdi oturmalı, "Vişne Bahçesi"nden başlayarak bütün Çehov oyunlarını, yeni bir gözle tekrar okumalı.
     
     



 KÜLTÜR & SANAT


Her yerde kar var
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Bir de çınar olursa...
Çehov’un bahçesi
Sanatın bağımsızlığı
Yeni başlayanlar için The Cure
Sitcom’ların pamuk prensleri
Fotoğrafın sessizliği
Tanıdık bağımsızlar fihristi
Bir milenyum düşçüsü
Cemal Nadir 100 yaşında
Müzik sesle uçar
Estetik röntgen mütehassısı
İhmal edilen kadın
Oyunun bin bir yüzü
Kırık kahkaha
Nevzuhur
Yüz yıldır uyuyan figürler
Dişi sinek sokunca acıtır
Mavi tutku
Alicia harikalar diyarında
Tasarımda Anadolu
Başlarken...
Oyuncunun günlüğü
Açık kronoloji
Hayat atölyesi
Chomsky’nin kürsüsü
Aşkolsun!
Mazeret kâğıdınızı aldınız mı?
Kütüphanenin ışıkları
Yeni yayınlar


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet