24 Ocak 2002 Perşembe


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




Müzik sesle uçar

Yeni besteler, yeni CD’ler, planlanan konser ve resital programları klasik müzikte insan sesinin yeniden yükselişine işaret ediyor.

     SUAY AKSOY

     Klasik müzikte son on yılın panoraması, insan sesinin öne çıkmasıyla önceki dönemlerden ayrılıyor. Günümüzde ses virtüozları daha fazla tanınır ve dinlenir oldu. Ufak bir anket niyetine, BBC Music’in her ay ilan ettiği "En Çok Satan 20 CD" listeleri arasından son altı yılın (1997-2002) ocak ayı verilerine baktım. Yükselen bir trend içinde listelerin yarısını opera, koro, senfonik şiir ya da şarkı türünden vokal yapıtların kayıtları oluşturuyor. Broşürü hemen elimin altında olduğu için Londra’nın ünlü Barbican kültür merkezinin Great Performers (Büyük İcraatçılar) programına bakıyorum. 2002’nin ilk yarısında yer alan 23 etkinlikten 15’inde vokal var. Keza aynı mekândaki BBC Senfoni Orkestrası’nın Mayıs’a kadar sunacağı 10 konserin 7’sinde solo veya koro olarak insan sesi içeren yapıtlar programlanmış. 1990’ların başında pek böyle değildi.
     
     Kapalı gişe resitaller
     Geçmiş yılların İstanbul Müzik Festivalleri’nde solo şan ve koro resitalleri genellikle boş salonlara verilirken, son yıllarda bunlara bilet bulunamaz oldu. Son festivalin yıldızı John Eliot Gardiner’ın Monteverdi Korosu ile İngiliz Barok Solistleri topluluğuydu. La Scala Filarmoni Orkestra ve Korosu ile İtalya’yı kasıp kavuran genç soprano Barbara Fritolli’nin performansları resmen kapalı gişe sattı. İş Sanat Kültür Merkezi, ünlü soprano Barbara Bonney’nin geçen yıl doğru dürüst duyuramadıkları harika şarkı resitalinin günahını bu yıl çıkarıyor. Sadece Ocak ayı programına iki şan resitali koymuş durumdalar. (Kar yüzünden David De’or resitali 29 Ocak’a ertelendi.)
     Klasik müzikte sesin yeniden yükselişine tanık oluyoruz. Yeni besteler, yeni CD’ler, planlanan konser ve resital programları hep buna işaret ediyor. Amerikalı besteci John Adams’ın 2001’de CD’si çıkan son yapıtı "El Nino" bir oratoryo mesela. İki gün sonra İngiltere prömiyeri yapılacak olan "The Wound -Dresser" da yine ses içeren bir yapıt. Baltık ülkelerinden gelen müzikte de ses hakim. Günümüz bestecileri üzerinde büyük etkisi olan Estonyalı besteci Arvo Part’in yapıtlarının çoğu kilise müziği ve orgdan çok insan sesi içeriyor.
     
     Müziğin yeniden keşfedilişi
     Son yıllarda, belki de bunu kompakt diskin doğuşuna bağlamak lazım, uzunlukları nedeniyle daha önce kaydına cesaret edilemeyen pek çok opera ve oratoryo icra edilmeye ve CD’ye aktarılmaya başlandı. Bunun bir uzantısı da uzmanların ve hatta bizzat ses sanatçılarının da arşivlerde araştırmaya koyulması oldu. Pek çok el yazması gün ışığına çıktı. Galiba tutku düzeyinde bir Handel hayranlığı böyle ateşlendi. Son bir kaç yıl içinde "Solomon" oratoryosundan "Rinaldo" operasına, ana dilinde bestelediği son yapıtları olan Alman Aryaları’ndan henüz mart ayında varlığından haberdar olduğumuz "Gloria"ya kadar pek çok Handel kaydı yapıldı. Monteverdi’nin operaları birer birer icra edildi. Erken Barok operasının yapmacıktan uzak, sözü müziğin oyuncağı kılmayan güzelliği keşfedildi. Bu keşfi dinleyicilere taşıyan başlıca aracılar dönem çalgıları kullanan topluluklar ve ses virtüozları oldu. Özellikle sopranolar, kontraltolar ve kontrtenorlar. Müzik onlara rağbeti artırdıkça, onlar da sesli müziğe ilgiyi kabarttılar. Schubert’in şarkı dizileri, Mahler ya da Richard Strauss’un şarkıları da bu ilgiden nasibini aldılar. Mozart ve Verdi aryaları yeniden sevildi.
     Ses virtüozlarının önemli bir avantajı var. Yaptıkları işe herhangi bir çalgı virtüozundan daha fazla drama katabiliyorlar. Tabii Nigel Kennedy gibi istisnalar bir yana... Ama onun kemanı da bu bağlamda Andreas Scholl’ün kontrtenoru ya da Monserrat Figueras’ın sopranosuyla baş edebilir mi? Pavarotti - Domingo - Carreras üçlüsünün yaptığını hangi enstrümantal trio yapabilir? Madem meydan okuyoruz, bir adım daha gidelim: Maria Callas gibi bir başkası var mı?
     
     
     



 KÜLTÜR & SANAT


Her yerde kar var
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Bir de çınar olursa...
Çehov’un bahçesi
Sanatın bağımsızlığı
Yeni başlayanlar için The Cure
Sitcom’ların pamuk prensleri
Fotoğrafın sessizliği
Tanıdık bağımsızlar fihristi
Bir milenyum düşçüsü
Cemal Nadir 100 yaşında
Müzik sesle uçar
Estetik röntgen mütehassısı
İhmal edilen kadın
Oyunun bin bir yüzü
Kırık kahkaha
Nevzuhur
Yüz yıldır uyuyan figürler
Dişi sinek sokunca acıtır
Mavi tutku
Alicia harikalar diyarında
Tasarımda Anadolu
Başlarken...
Oyuncunun günlüğü
Açık kronoloji
Hayat atölyesi
Chomsky’nin kürsüsü
Aşkolsun!
Mazeret kâğıdınızı aldınız mı?
Kütüphanenin ışıkları
Yeni yayınlar


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet