
|


Aşkolsun!
100. doğum yıldönümü nedeniyle basında ve televizyonda çıkan Nâzım Hikmet portrelerine bakılırsa, o aşktan başka bir şey düşünmeyen bir aşk şairi. Bu mu şimdi Nâzım Hikmet?
CÜNEYT ÖZDEMİR
Nâzım Hikmet ile 100. anma yılında, yani şu günlerde tanışan gençlerin kafasında nasıl bir Nâzım Hikmet profili beliriyor hiç düşündünüz mü? Dergilerin kapaklarındaki Nâzım’a, yazı dizilerindekine, köşe yazılarındakine, hatta belgesellerde çizilen Nâzım Hikmet portrelerine bakılırsa, karşımızda bir aşk adamı, aşktan başka bir şey düşünmeyen bir aşk şairi duruyor. Biraz zampara, kadından kadına ara soğutmadan atlayan, bir ilişkiyi bitirmeden diğerine geçerken hiçbir sorumluluk duymayan, kendinden başka eski karısı, çocuğu dahil hiçkimseyi düşünmeyen bir -tabiri caizse- zampara...
Hatta satır aralarını biraz daha abartılı tarif edersek, her bir aşk mısrasından kan damlayan ve kadınları bu kanla etkileyen, mavi gözlü bir kazanova...
Köşe yazıları, haberler ve yazı dizilerinden biliyoruz ki, Nâzım Hikmet doğumunun 100. yılında Türkiye’de ve dünyanın pek çok ülkesinde anılıyor. Ama bu anma, yıllarını cezaevlerinde geçirmiş, hayatını sürgünde yitirmiş bir ‘şair’in anılışından çok, aşkları ile konuşulan çapkın bir ‘kazanovanın anılışı’ seyrini almış gözüküyor.
Durdurak bilmeden Nâzım Hikmet’in kadınları anlatılıyor, bilinmeyen yeni aşkları ortalığa saçılıyor. 100. doğum yılında bir şairin aşk haritası yeniden çiziliyor. Üstelik herhangi birini ürkütmesi gereken kimi sıradan hoyratlıkları satır aralarına gizlenip, arka plana itilirken, en parıltılı aşk mısraları büyük puntolarla verilerek yapılıyor. Belki de Nâzım Hikmet, bugün çizilen ‘aşk profilini’ görse kendisinin bile bu halinden rahatsız olabileceği bir şekilde anılıyor. Üstelik Nâzım Hikmet’in özel hayatı ile ilgili kimi dedikodular kimi köşelerden aktarılırken, bir araştırmacı gazeteci duyarlılığından çok paşaşamdangala’da bir dedikodu sütunundaki duyumlara benzeyen bir üslûpla kendine yer bulabiliyor.
Nâzım Hikmet kuşkusuz yalnızca siyaseti yazmamıştı. Bunu bizim gibi Nâzım Hikmet üzerine uzun uzadıya araştırmalar yapmayan okurlar bile, biliyor. Ama neden bunca araştırmada ön plana ya da gazete manşetlerine, haberlerine yalnızca aşk hayatı çıkıyor? Üstelik de kiminde sonradan kendisinin bile rahatsız olduğu kimi kararları bugün maço ve fazlası ile erkek egemen gözlüklerle ‘romantik’ olarak nitelenip, tarih nezdinde meşrulaştırılıyor. Bir aşktan bir aşka sıçrayan şairin ardında bıraktığı yıkılmış kadınlar hep gözardı edilirken nedense yeni kadınları anlatmak, araştırmacıların daha çok işine geliyor. Belki böylesi daha bir ‘film gibi’ atmosferi uyandırıyor.
Mesela Galina’nın, Vera’nın Nâzım Hikmet ile aşkı kalın puntolarla yazılırken eski eşi Münevver Hanım’ın Varşova’da elinden tuttuğu Nâzım Hikmet’in oğlu Mehmet ile terkedilişi, yapayalnız kalışı geçiştiriliyor gibi.
Mehmet Hikmet yıllardır Fransa’da yaşıyordu. Kendini resim sanatına vermiş bir ressamdı. Son yıllarda Türkiye’ye de gelip gitmeye başladı. 2 yıldır kendisine ulaşmaya çalışıyoruz. Haber yolluyoruz, ama kesinlikle konuşmak istemiyor. Nâzım Hikmet adını, bırakın anmayı, duymaktan bile sakınıyor.
Peki Nâzım’ı araştıran, aşklarını yazan araştırmacılarımız acaba Mehmet Hikmet’in yaşadığı tamamen İNSANİ duruma da Nâzım Hikmet portrelerinin en azından bir kısmında neden yer vermiyorlar? 100. doğum yılında bir şairi, oğlunun dramını hatta trjedisini anlatmadan yalnızca aşşşkları ile anlatmak, anmak sahi ne kadar objektif?
Oysa Nâzım Hikmet 100. doğum yılında tüm dünyada anılırken oğlu Mehmet Hikmet, Nâzım Hikmet Vakfı dahil tüm bu kutlamalara mesafeli durmayı tercih ediyor. Nâzım Hikmet üzerine yazılan bunca yazıda, bunca belgeselde, yazı dizisinde Mehmet sadece özlenen 6 - 7 yaşlarında bir çocuk olarak şiir mısralarında var. Oysa ilk Rus sevgilisi, son Rus sevgilisi, aşkı ve doğru yalnış birbirine girmiş bin bir farklı ‘aşık Nâzım’ portresinden parçalar ortalığa saçılmış durumda. Farkında mısınız, şairin çizilen aşk puzzle’ında acılar eksik. Tabii eğer aşk iki kişilik ise ve Nâzım’ın sevdiklerinin de bir insan olarak Nâzım kadar değerleri varsa?
Oğlunu bile görmezden gelen, bu tutumun ardında yazarların, araştırmacıların kafasında "Biz Nâzım Hikmet’i siyaseten yeterince biliyoruz bir daha bir daha anlatmaya gerek yok , can sıkıcı hikâyeleri de bir kenara bırakalım, aşk hayatını konuşalım" tercihi varsa diyecek sözümüz zaten olamaz.
Nâzım Hikmet bir dönem siyasetin mitleştirilmiş, sağın hedefi, solun ise namusu olarak kabul görmüş ve yaşadığı yıllarda her iki çevre tarafından da duygular ön plana çıkartıldığı için tam olarak konuşulamamış, konuşulamadığı için anlaşılamamış ve biraz da bu yüzden objektif olarak sorgulanamamıştı.
Doğumunun 100. yılında aynı talihsizliği bu seferde aşk hayatında yaşıyor. Şimdi de Türkiye’nin karşısına bir aşk şairi olarak sunuluyor. Yakışıklı, kahraman, çapkın, romantik, 2002 model, her genç kızın rüyası bir aşk ikonu.
Nâzım Hikmet’in aşk hayatı 100. doğum yılında temize çekiliyor.
...tek kelime ile, AŞK OLSUN.
KÜLTÜR & SANAT


Her yerde kar var
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Bir de çınar olursa...
Çehov’un bahçesi
Sanatın bağımsızlığı
Yeni başlayanlar için The Cure
Sitcom’ların pamuk prensleri
Fotoğrafın sessizliği
Tanıdık bağımsızlar fihristi
Bir milenyum düşçüsü
Cemal Nadir 100 yaşında
Müzik sesle uçar
Estetik röntgen mütehassısı
İhmal edilen kadın
Oyunun bin bir yüzü
Kırık kahkaha
Nevzuhur
Yüz yıldır uyuyan figürler
Dişi sinek sokunca acıtır
Mavi tutku
Alicia harikalar diyarında
Tasarımda Anadolu
Başlarken...
Oyuncunun günlüğü
Açık kronoloji
Hayat atölyesi
Chomsky’nin kürsüsü
Aşkolsun!
Mazeret kâğıdınızı aldınız mı?
Kütüphanenin ışıkları
Yeni yayınlar
SAYFA BAŞI

|
|

|