24 Ocak 2002 Perşembe


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




Mazeret kâğıdınızı aldınız mı?

     SÜREYYYA EVREN

     Yakın bir zamana kadar 12 Eylül sonrasında kitabın suç olarak gösterilmesini eleştiren, kitabın suç olarak görüldüğü bir toplumun inşa edildiğinden yakınan ve buna karşı bir tavır değilse bile en azından bir duyarlılık geliştirmeye çalışan yazılar okurduk. Silahlarla beraber kitapları sergileyen siyasi iradeyi hatırlar, kitaplarla ilişkimizi yeniden düzenlerdik. Bir süredir, bu yazılar da kesildi...
     Fakat, yazdığı ve okuduğu için suçlanmaktan korkan bir özne kaldı hepimizin içinde. Kimimizde daha güçlü, kimimizde daha zayıf. Ama var, orada duruyor, dokunmak mümkün. Aydın olmanın, okur yazar olmanın, kitapla, kültürle, yazıyla ilgilenmenin suçunu affettirmek istercesine, kimse ona bir şey demese bile fincancı katırlarını ürkütmek bir yana görmek bile istemediğinin altını ısrarla çizen bir yazar portresi yerleşti ortak belleğimize. Politik bir şey yapmıyorum, yapmıyorum, yapmıyorum diye italik italik eğilen yazar, bir mazur gösterme, affettirme olarak dolaşıyor ruhumuzda. Paranoya diyebilir misiniz bu tutuma? Gerçekten de ne zaman, nerede, hangi nedenle yazdıklarımız için suçlanabileceğimiz belli mi? Yıllar önce bir gazetede yayımlanan metin, yıllar sonra bir kitaba dahil edilince mahkeme kokuları yükselmiyor mu? İnsanların 1990’larda yazdıkları için 2050’de aranacakları bir bilimkurgu hikâyesi size uçuk gelir miydi? Ya akıllı bomba veya akıllı mermi gibi gelecekte metin kovalayan savcıların olduğu bir siberpunk?
     Hayat kısa, sanat da kısa artık. Yazmanın laneti gibi açık uçlu imgeler birden somut ve incelikten uzak bayağı karabasanlara dönüşür. Gerek özel hayatta gerekse kamusal hayatta yazmanın laneti kaba bir lanet olarak deneyimlenmeye her an müsait. Cehenneminizi aramanıza gerek yok, cehenneminiz peşinizde. Dolayısıyla yazıyla uğraşabilmek için yazıyla uğraşmayı mazur gösterme ihtiyacı duyulmasını şaşkınlıkla karşılamak zor. Zihnimizin bazı gizli geçitlerinde şöyle yazar: "Yazıyla uğraşmaya devam etmek istiyorum ve başım ağrısın istemiyorum. Bana bir meşruiyet veriniz. Yasak odalara girmeyeceğim ve varlıklarını unutacağım. Siz de beni unutunuz." Ya da: "Edebiyatla ilgileniyorum ama mazeretim var apolitiğim ben..."
     Bu oyunda kaybetmek oyunun başladığını unutmak ve kendini hiç başlamamış halde sanmaktır. Paradoksaldır kaybetmek. Kaybeden, bir oyuna başladığını hatırlamadığı için kaybettiğini fark edemez, sadece bir kötüye gidiş sezebilir.
     Fakat ya cesaretini toplayıp yasak odalara bir kez giren, buraların da temellük edildiğini ve çeşitli merkezlere bağlandığını anlarsa?
     Özür aramanın çapraz ateşinde kalmıştır işte. Yazmaya yönelen, edebiyatla, sanatla, kültürle uğraşmaya çalışan, ama ‘başka bir dünyanın mümkün olduğu’ fikrini de aklından ve eyleminden ayrı tutmak istemeyenler, kendilerini sanatla uğraştıkları için mazur göstermeye çalışırken bulabilirler. Çok daha hayati meselelerin yanında edebiyatın hafifmeşrep meseleleri yakışıksız kaçabilir.
     "Edebiyatla ilgileniyorum ama mazeretim var politiğim ben..."
     Affedilmek istemeyen, mazur görülmek istemeyen, hoşgörü istemeyen edebiyat, az bulunan bir nesne oluverir birden.
     Ya edebiyat gibi gerçekdışı bir alanla uğraştığı için kendini politik kamuoyuna ve vicdana mazur göstermeye çalışır kalem ya da yazdığı ve tehlikeli bir alan olarak iktidar tarafından defalarca mimlenmiş yazıyla uğraştığı için affedilmek, bağışlanmak, hoşgörü görmek, en azından ceza almamak için egemen iktidara ve onun kurumlarına ve zihniyetlerine ve tabii piyasaya mazeretler sunmaya çalışır.
     "Yapıyorum ve hesap vermiyorum. Hesabını siz yapın."
     Ana akımdan kopuşları bulursak burada buluyoruz. Doğar doğmaz töhmet altında kalan kalemin, yazmanın kabahatini hiçe sayarak üstlendiği anları aramaya başlıyoruz.
     Şairin dediği gibi "Benim önümde yol yok, ben gittikçe yol arkamdan oluşuyor."
     "Mazeretim yok, yoldayım!"
     Bunu bir telaffuz edebilsem...
     
     
     



 KÜLTÜR & SANAT


Her yerde kar var
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Bir de çınar olursa...
Çehov’un bahçesi
Sanatın bağımsızlığı
Yeni başlayanlar için The Cure
Sitcom’ların pamuk prensleri
Fotoğrafın sessizliği
Tanıdık bağımsızlar fihristi
Bir milenyum düşçüsü
Cemal Nadir 100 yaşında
Müzik sesle uçar
Estetik röntgen mütehassısı
İhmal edilen kadın
Oyunun bin bir yüzü
Kırık kahkaha
Nevzuhur
Yüz yıldır uyuyan figürler
Dişi sinek sokunca acıtır
Mavi tutku
Alicia harikalar diyarında
Tasarımda Anadolu
Başlarken...
Oyuncunun günlüğü
Açık kronoloji
Hayat atölyesi
Chomsky’nin kürsüsü
Aşkolsun!
Mazeret kâğıdınızı aldınız mı?
Kütüphanenin ışıkları
Yeni yayınlar


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet