
|


Hukuk ve bilgi
AVRUPA İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının Türk hukuk sisteminde "yargılanmanın yenilenmesi" (iadei muhakeme) sebebi sayılmasını öngören yasa tasarısı gündemde...
Bu yol açılır da AİHM Öcalan'ın beraatine karar verirse ne olacak?! Birçok kimsede bu yönde kaygı var.
"Militan Demokrasi"den sonra "Militan Atatürkçülük" kitabını yayımlayan eski Başsavcı Vural Savaş, Emin Çölaşan'a gönderdiği mektupta açıkça yazmıştı:
"AİHM, Öcalan davasında 'idam cezası yersizdir' ve hatta 'Öcalan'ın terör eylemlerine karıştığına dair delil elde edilememiştir, beraatine karar verilmesi gerekir' şeklinde bir karar verirse, Türkiye yeniden yargılama yapıp... beraat kararı vermek zorunda kalacaktır..." (Hürriyet, 28.11.2001)
Okuyunca ben de işkillenmiştim...
* * *
YARGITAY Başkanı Sami Selçuk, hukuk doçentidir. Konuyu ona sordum.
"Militan" bakışla "akademisyen" bakış farkı hemen belli oluyor. Selçuk bilgiyle konuşuyor. Ülkelerin uygulamalarından birçok örnek veriyor, AİHM'nin yetkilerini ve yetkisizliklerini anlatıyor:
- AİHM, kanıtlar yetersiz diyemez. Çünkü duruşma yetkisi olmayan yargı kurumlarının delilleri değerlendirme yetkisi de yoktur!
Selçuk, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'nun 25 Şubat 1997 tarihli bir "paragraf"ını hatırlatıyor:
- AİHM, sadece kararların yasalara ve yönteme (usule) uygunluğunu inceler. Kanıtların değerlendirilmesi ve sanığın kişiliği hakkında hüküm kuramaz...
Mesela işkence yapılıp yapılmadığını, savunma hakkının engellenip engellenmediğini inceleyebilir ama Vural Savaş'ın vehimlendiği gibi "delil yetersizliğinden beraat" diyemez...
Peki, 'idam yersizdir' diye karar verebilir mi?
- Hayır, çünkü biz idam cezasını kaldıran 6 No'lu Protokol'ü onaylamadık.
Bilgi böyle diyor...
* * *
TESEV Vakfı dün bir açıklama yaptı. Saygın bir kuruluştur. Başında yıllarca Türkiye için dünya başkentlerinde çarpışmış Büyükelçi Özdem Sanberk var.
159. maddede yapılmak istenen değişikliğin geriye gidiş olduğunu vurguluyor. Çünkü, bir personeli sert şekilde eleştirmek bile kuruma hakaret gibi cezalandırılabilecek...
312. maddeye konulmak istenen "kamu düzenini bozma olasılığı" ibaresinde "kamu düzeni" kıstasının isabetli olduğu ama "olasılık" kavramının belirsizliği yüzünden ciddi sakıncalar çıkabileceği belirtiliyor.
Hele, yasalar değişmediği halde 28 Şubat'ın hukuku nasıl etkilediğini gördükten sonra, bunlar çok haklı kaygılardır.
Sanberk "kendi kaderini tayin hakkı" kavramına da açıklık getiriyor.
'Bölücü'lere umut, ülke bütünlüğünü savunanlara kaygı veren bir kavram... 25 yıldır imzalamadığımız ilgili uluslararası sözleşme, şimdi Meclis'in gündeminde...
TESEV'in açıklamasından öğreniyoruz ki, 1993 Viyana Bildirisi'nde açıkça belirtilmiş:
"Bu kavram ülkeler içinde vatandaşlık haklarından yararlanan azınlıklar için değil, vatandaş statüsünde olmayan sömürge halkları içindir... Ülkelerin toprak bütünlüğü ve siyasi birliği aleyhine kullanılamaz..."
Evet her şeyin başı bilgi.... Bilgisizlik paranoyalar yaratıyor.
t.akyol@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|