
|


Bunlara uyum yasası denilmez
Türkiye kendini Avrupa standartlarına uydurabilmek için hızla mesafe almaya çalışıyor. Adeta bir maratona çıkmış gibiyiz. Mart ayına kadar yeni bir demokrasi paketi meclisten geçecek. Bunların başında da ceza yasasının 312 ve 159’uncu maddeleri geliyor.
Amaç, yapılacak değişikliklerin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarına uyum sağlaması.
Uyum sağlamak istediğimiz anlayış, fikir özgürlüğü ile terör suçunu birbirinden ayırıyor, ülkenin laik sistemini ve bütünlüğünü koruma çabası ile fikir özgürlüğü arasında kesin bir çizgi çiziyor.
Avrupa’daki fikir özgürlüğü anlayışı çok açık. Buna göre, insanlar görüşlerini istedikleri gibi açıklayabilirler. İstedikleri konuda istedikleri eleştiriyi getirebilirler.
Somut bir örnekten hareket edelim:
Bu anlayışa göre, insanlar "Türkiye’de Egeliler bağımsız bir devlet kurmalıdır" diyebilirler ve bu suç sayılmaz. Bu yaklaşım fikir özgürlüğüdür. Ancak aynı kişiler "Ey Egeliler ayaklanın, silahlanın ve hakkınızı arayın. Bağımsız devletinizi kurmak için eylemler yapın" derlerse, halkı ayaklanmaya, silah kullanmaya, yani teröre teşvik ettiklerinden dolayı suç sayılır ve cezalandırılırlar.
Durum böylesine açıkken, bakın bizim yapmak istediğimize...
312’nin yeni durumu hâlâ muğlak Geçmiş yıllarda, Türk Ceza Yasası’nın 312’nci maddesi iki nedenle konmuştu. Biri Kürt milliyetçiliği ve terör eylemlerini engellemek, diğeri de İslamcı hareketlerin sindirilmesiydi. Bu yasa ile ülkenin laik sistemi ve bütünlüğü korunacaktı.
Maddenin en önemli bölümü şöyleydi:
"Halkı sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik eden kimse 1 yıldan 3 yıla kadar hapis..."
Yukarda yazılmış haliyle madde öylesine muğlaktı ki, günün havasına, esen rüzgarlara, politik ortama göre farklı şekillerde uygulandı. Her yargıç kendine göre yorumlayıp karar verdi. Fikir tartışmaları, eleştiriler dahi yargıçlar tarafından -kişilere göre değişerek- adeta zorlanarak cezalandırıldı. Bunun adına da "terörle mücadele" dendi. Adalet Bakanı Türk dahi bir 32. Gün programında bu maddenin abartılı şekilde yorumlandığını söylemek zorunda kalmıştı. 312’nin uygulanması, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından da sürekli eleştiri konusu oldu. Türkiye de AB’ ye bunu değiştireceği ve İnsan Hakları Sözleşmesi’ne tam uyum sağlayacağı sözü verdi.
Bu sözü yerine getirmek için hazırlanan taslaktaki değişiklik de şöyle;
"Sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığına dayanarak insanları birbirine karşı kamu düzenini bozma olasılığını ortaya çıkaracak bir şekilde düşmanlığa veya kin beslemeye alenen tahrik eden kimseye 1 yıldan 3 yıla kadar hapis..."
Aynı unsurlar devam ediyor. Eklenen "kamu düzenini bozma olasılığını ortaya çıkaracak şekilde, düşmanlığa veya kin beslemeye alenen tahrik eden..." cümlesi, eskiyle karşılaştırıldığı taktirde bir nebze daha somutlaşmış. Ancak, yine de yeterince net ve açık değil. Yine muğlak. Yine fikir özgürlüğü ile "teröre teşvik" fiili iç içe girmiş. Yine yargıçlar tarafından istenilen yöne çekilecek. Esen rüzgar veya ortama göre ceza verilecek.
159’da durum daha da ağırlaştırılıyor... 159’uncu madde, Türklüğü, Türk milletini, meclisi, asker ve polisi, bakanlar kurulu ve adliyeyi tahkir ve tezyif edenlere getirilecek cezalarla ilgili. Bu madde, eleştiri ile tahkir ve tezyif arasında hiçbir çizgi çizmediğinden, bundan önceki uygulamalarda, eleştirisel söz ve yazılar "devlete hakaret etti" diye cezalandırıldığından dolayı değiştirilmesi gerekiyordu.
Şimdi önümüze gelen taslak, eski duruma göre daha da ağır, daha da muğlak.
Örneğin, biri çıkıp "Bizim mahalledeki karakol hiçbir işe yaramıyor, kaldırılmalı ve ekipler lağvedilmeli" dese, bu sözün Türk ordusuna ve Türk polisine karşı bir hakaret olarak nitelendirilip cezalandırılmasına imkan sağlıyor.
Nerede kaldı eleştiri?
Nerede kaldı fikir özgürlüğü ?
Eleştiri olarak söylenmiş sözlerle, hakaret arasındaki çizgi nerede ?
Avrupa’daki anlayışa, İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarına ne oranda uyum sağlanabilir, bilinmiyor. Örneğin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ndeki Türk yargıç Rıza Türmen, özellikle 312 konusunda "yeni tasarının eskiye oranla daha iyi olduğunu" söylüyor. Başkaları ise, tam aksini iddia ediyorlar.
Ortada gözle görülen unsur, Türkiye’nin hâlâ belirsizlik sisi içinde yaşamayı, muğlaklığı tercih ettiğidir. Netlikten, açıklıktan neden korkulduğunu anlamak da imkansız.
mbirand@attglobal.net
SAYFA BAŞI

|
|

|