
|


İşler sahiden açılıyor mu?
Son krizler nedeniyle işsiz kalanlardan bir kısmı, aylar süren durgunluğun ardından geçtiğimiz günlerde iyi - kötü demeyip önlerine çıkan ilk işe girdiler. Baktıkları tek ölçü, girdikleri işyerinin aybaşı geldiğinde paraları ödeyebilecek güçte olmasıydı. (İşe girenler arasında bu ölçüye bakma lüksü olmayan çok sayıda insan da kuşkusuz vardı.)
Ancak kriz nedeniyle işlerini kaybedenlerin büyük çoğunluğu tabii ki hâlâ işsiz ve iyi - kötü herhangi bir iş bulabilenler, onların gözünde "imrenilen mutlu azınlık".
Bir de kriz mağduru işsizler arasında kendilerine önerilen işlere burun kıvırıp, hâlâ ince eleyip sık dokuyan, paraya çok acil ihtiyacı olmayan küçük bir kesim var ki, bugün sözüm onlara:
Eğer yıllar sonra tekrar evinizde oturuyor olabilmekten dolayı keyfiniz yerindeyse, ince eleyip sık dokumaya bir süre daha devam edebilirsiniz. Ancak paraya acil ihtiyacınız olmadığı halde evde oturmaktan fena halde bunalanlardansanız, içinizin en fazla ısındığı işe fazla uzatmadan "evet" demenizde yarar olabilir. "Nasıl olsa piyasalar açılıyor. Yarın belki de daha iyi şartlarda bir iş karşıma çıkar. Bu kadar bekledim, bir - iki ay daha bekleyeyim" düşüncesi, sizi önümüzdeki aylarda çok daha büyük bunalımlara sürükleyebilir. Çünkü:
Birincisi, ben piyasalarda son aylardaki iyimserliğin kalıcı olduğuna hâlâ inanabilmiş değilim. Bana göre iyimserliğin tek temeli, IMF'den gelecek para. Ve o para sağ salim gelebilir de kazasız - belasız yerini bulursa, ondan sonra kısa vadede o boyutta gelebilecek başka bir para yok. Dolayısıyla bugün moralini düzeltmiş görünen piyasalar, yarın - öbür gün görünür neden olmadan morallerini bozarlarsa hiç şaşırmayacağım. Kötümser senaryo ise sayın bakanlarımızdan birinin ya da birkaçının, bu süreyi beklemeden bir çıkıntılık yaparak bir çuval inciri berbat etmeleri. Geçmişte Enis Öksüz ya da Yüksel Yalova'nın yaptığı gibi, olumlu havayı bir anda olumsuza çevirmeyi istemeden de olsa başarmaları.
İkincisi işsiz kaldığınız noktadaki iş koşullarınızı, maaşınızı, işyerinden beklentilerinizi, taleplerinizi, özetle kriz öncesinin Türkiye’sini lütfen unutun. Sizler bugün artık kişi başına milli geliri 2900 dolardan 1900 dolarlara düşmüş, ekonomisinin çarkları hâlâ dönemeyen, bankacılık sistemi düzgün çalışıp da kredi verebilir hale gelememiş, şirketleri üretim yapamayan bir ülkenin vatandaşlarısınız. Dolayısıyla işinizi bıraktığınız günkü konumunuzu belki daha uzunca bir süre yakalayamayabilirsiniz.
Tabii ki aradan sıyrılıp kriz öncesinin 2 katı maaşla iş bulabilen da vardır. Ama istisnalar kaideyi bozmaz. Bana sorarsanız Türkiye'de işlerin istikrarlı bir biçimde açılacağı falan da yok.
Enron günlüğü (1)
Kırpık kağıtlar çantada Sizlere şimdiye kadar pek yansıtabilmiş olmasam da, dünyanın en büyük 7. şirketi, Amerikan enerji devi Enron'un batış sürecini ben baştan beri hayretle ve ilgiyle izliyorum. Yabancı televizyonları her açtığımda karşıma birbirinden ilginç Enron haberleri çıkıyor.
Bugünden başlayarak bu köşede Enron günlüğü diye bir bölüm açıyorum. TV'lerde ve yabancı medyada gözüme çarpan ilginç Enron haberlerini kısaca sizlere aktarmak üzere...
Örneğin geçen gece Enron'da çalışan yaşlıca tombul bir hanım, pazar torbasına benzer kocaman siyah çantasına doldurduğu kıyılmış tomar tomar kağıtları CNN muhabirine gösteriyordu. "Bu kağıt kırpıklarını ne yapacaksınız?" diye soran muhabire, kadının verdiği yanıt müthiş ilginçti:
"Bunlar Enron'un imha edilen belgeleriymiş. Kağıt kıyma makinesinin yakınında çalışanlar avuç - avuç alıp ceplerine, çekmecelerine dolduruyorlardı. Ben de çantama ve ceplerime sığdırabildiğim kadarını aldım. Eve götürüp saklayacağım. Belki günün birinde lazım olur!"
mtamer@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|