31 Ocak 2002 Perşembe


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




"Şımarık" caz oldu

Önder Focan "Standard A’la Turcöta "Şımarıkötan "Kardeşlik Türküsü"ne, "Elbette"den "Ele Güne Karşı"ya pop parçalarını caz formunda yorumladı

     MEFARET AKTAŞ

     En son Deep Purple parçalarını çaldığı "Purple in Blue" projesiyle caz dinleyicisinin karşısına çıkan Önder Focan bu kez "zamanın popüler parçalarını Türk caz standartlarına dönüştürme" fikrinden yola çıkarak bir albüm yaptı. "Standard A’La Turcöte MFÖ’den Fuat Güner’in "Ele Güne Karşı"sı, Sezen Aksu’nun Tarkan’ın üne kavuşturduğu şarkısı "Şımarık" ve "Kaybolan Yıllar"ı, Mahsun Kırmızıgül’ün söylediği ve bestesi Mehmet Aslan’a ait olan "Kardeşlik Türküsü", Erol Sayan’dan "Bana Bir Aşk Masalından Şarkılar Söyle", Akın Ertübel bestesi "Elbette", Bülent Ortaçgil’den "Benimle Oynar mısın?", Zülfü Livaneli’den "Yiğidim Aslanım" ve anonim parçalar "Zobasında Kuru da Meşe" ile "Ayrılık" var. Tabii ki esasen bu bir pop caz albümü değil. Ama "pop caz" bu durum için çok yerinde bir mecaz! Finlandiya’da kaydedilen albümde Focan’a Türkiye’den Nezih Yeşilnil ve Cengiz Baysal ile Finlandiya’dan iki konuk Mika Myllari ve Mikko Heleva eşlik ediyor. Focan ve Nezih Yeşilnil yeni albümü ve Türk caz camiasını anlattı.
     
     Türkçe pop parçalarının caz formunda cover’larını çalmak (yorumlamak) nasıl aklınıza geldi?
     Önder Focan: Biz cover olarak düşünmüyoruz. Öyle olması için nota nota, aynen çalmanız gerekir. Biz bu parçaları caz standartları olarak düşünüyoruz.
     
     Nasıl yani?
     Ö.F.: Caz standartları hep zamanlarının popüler parçalarıdır ve yorumlaya yorumlaya bugünkü hale gelmişlerdir ya, biz de Türkiye’deki popüler parçaların caz çalan insanlar tarafından yorumlanınca caz standardı olabileceğinden yola çıktık.
     
"Fuat Güner’in gözleri yaşardı"
     Bu parçaları yapmak için izin alırken Sezen Aksu, Mahsun Kırmızıgül, Fuat Güner nasıl tepkiler gösterdiler?
     Ö.F.: Fuat ilk dinlediğinde gözleri yaşardı. "Bu parçayı ben hiç böyle düşünmemiştim" dedi. O başından beri çok destekledi. "Elbette"nin bestecisi Akın Ertübey çok heyecanlandı. İzmit’te yaşıyor o, konsere gelecek, şimdi canlı dinleyecek. Sezen Hanım’a ulaşmak çok zor oldu ama o beni aradı. "Ben böyle bir şeyden şeref duyarım" dedi. "Kardeşlik Türküsü"nün bestecisi Mehmet Aslan’mış.
     
     "Kardeşlik Türküsü"nü seçmenizin hikayesi var sanırım...
     Ö.F.: Radyolarda bir Galatasaray Gönül Kartı mı ne öyle bir şeyin reklamları çıkmıştı. Galatasaray sevgisini anlatan sözlerle "Kardeşlik Türküsü"nü söylüyorlardı. Çok güzeldi. Sonra maçlarda taraftarlardan duydum. Hiç orijinal halini duymadım gerçekten.
     
     O kadar parça arasından neden albümdekileri seçtiniz?
     Nezih Yeşilnil: Seçmek hem kolay hem zordu. Öncelikle doğaçlamaya uyanları seçtik. Caz formlarına uyanları...
     Ö.F.: Parçaların, mesela "Elbette"nin, formuyla da oynadık. İlk "Elbette"den çıktı. Çünkü geçen seneden beri çaldığımız bu parçanın melodisi çok güzel. Nezih’le ben bu parçayı çok seviyoruz. Aslında bu parçaların hepsinin melodilerini seviyoruz. "Ayrılık" ve "Yiğidim Aslanım"ı Türkiye’de herkes sever. "Zobasında Kuru da Meşe"nin ise adını bile bilemiyordum, ders verdiğim öğrencilerden öğrendim. Özay Gönlüm derlemiş. O parçanın makamı caza çok uyuyor. Ama ben o makamın adını da bilmiyorum zaten.
     
"Popülist değiliz"
     Bu albüm için "çok popülist bir yaklaşım bu" gibi eleştiriler gelebilir.
     Ö.F.: İnsanlar caz standartlarını çala çala sıkılınca iki yol çıktı karşılarına. Birisi eski standartların havasında yeni parçalar yapmak. John Pizzarelli’nin (efsanevi caz gitaristi) bir albümü var. "In the Mood For Love" gibi parçalara benzeyen yeni parçalar yapmış. Herbie Hancock’un da John Scofield, Michael Brecker, Don Alias, Dave Holland ve Jack DeJohnette’le yaptığı "New Standard" diye bir albümü var. Prince’in, Stevie Wonder’ın parçalarını çalmışlardı. Coltrane bile "My Favorite Things"i çalmıştı. Oradan yola çıkıyoruz. Bunun popülistlikle bir ilgisi yok.
     N.Y.: Keşke başka gruplar da rock, punk çalan gruplar da böyle parçaları yapsalar.
     
     Onlar daha çok yapıyorlar zaten. Ama caz dinleyenler daha püristler, o yüzden tartışmalar çıkıyor...
     Ö.F.: Cazda değil, Türkiye’de çok püristler var. Ayrıca "Bu yaptığımız şey en doğru, en güzel şey" de demiyorum zaten.
     
     Siz yurtdışında çok çalıyorsunuz. Bir Türk cazcısının yurtdışında tutunabilmesi için nasıl özelliklere sahip olması gerekir?
     Ö.F.: Tek bir yolu yok. Caz püristlerinin olduğu yerlerde tabii ki genellikle standartlar çalınıyor. Zaten standartları iyi çalabildiğin zaman her yerde çalabiliyorsun. Onları bilmek lazım. Orada diyemiyorsun ki " 9/8’lik Ele Güne Karşı diye bir parça var, onu çalalım".
     
"En kötüsü, caz çalacak kulüp olmaması"
     Türkiye’deki caz ortamında en çok ne rahatsız ediyor sizi?
     N.Y.: Caz çalınacak kulübün olmaması. Caz, kulüp müziğidir çünkü aslında.
     
     Bu projeyle İstanbul Caz Festivali’nde çalmayı planlıyor musunuz?
     Ö.F.: Görgün (Taner, İstanbul Caz Festivali Bşk.) bir önceki projeyi beğenmiş çağırmıştı. Bunu da isterse memnuniyetle çalarız. Her caz müzisyeni mümkün olduğunca çok çalmak ister.
     
"Cazı yanlış öğreniyorlar"
     Türkiye’de bir caz geleneği yok. Sizin feyz aldığınız Türk müzisyenler var mı?
     Ö.F.: Benim gördüğüm ilk canlı caz gitar çalan adam Neşet Ruacan’dır. Amerika’ya gittikçe Türkiye’deki müzisyenlere daha çok saygı duyuyorum. Çünkü oradaki adam gidiyor, bire bir Joe Diorio’dan ders alıyor. Biz hiç kimseden hiçbir şey görmedik.
     N.Y.: Benimki daha dramatik. Ben hiç çalmadan, sahnede kontrbas çalmaya başladım. Fakat basçı olarak Türkiye’de çok etkilendiğim rahmetli Onno Tunç vardır. Bilmezler onun bu tarafını aslında. Bir de Selçuk Sun tabii. Onu da kontrbas çalmaya başladıktan sonra dinledim.
     
     n Türkiye’deki caz festivallerine çok avangard ya da çok popüler müzisyenlerin gelmesi sizi rahatsız ediyor mu?
     N.Y.: Bu işin beni rahatsız eden tek yanı bu festivallerin insanlara yanlış bilgi veriyor olması. Ben mesela Joe Cocker’ı çok severim. Parliament Jazz Festival’a getirmişlerdi. Herhalde kendisi de şaşırmıştır. Gençler onu dinleyip cazı öyle bilecekler. O zaman müzik festivali, rock festivali desinler adına. Sting’i de severim ama keşke caz festivalinde dinlemesiydim.
     Ö:F.: Aynı fikirdeyim. Bütün dünyada böyle ama yine de insanlara doğru bir şey söylememiş oluyoruz adı caz festivali olunca. Ama gelenlerin hepsi çok değerli müzisyenler. Avangardlara gelince. Akbank caz artık eskisi kadar avangard değil. Geçen yıl harika bir repertuvarı vardı bence.
     
"Türk seyircisi utangaçtır"
     Yurdışında çalmayı mı, Türkiye’de çalmayı mı daha çok seviyorsunuz?
     Ö.F.: Valla bizim seyirci bazen denk gelmeyebilir! Biraz utangaçtır, beğenisini de belli etmez. Bir de her şeyi yemiş yutmuş, "Bunları da dinleyeyim de bunları da beğenmeyeyim" diye oturanlar var. Kim olduğunu söylemeyeyim ama çok iyi caz dinlediği söylenen adamcağızın birine soruyorlar "Türk caz müzisyenlerini tanıyor musun?" diye. O da "Aydın Esen’i duydum, Kerem Görsev de bir gün benim sergime geldi kendisini tanıttı" diyor.
     



 CUMARTESİ


"Şımarık" caz oldu
Paris-Dakar Rallisi’ni bitiren ilk Türk...
Vanilyalı sarışın
Malta’nın "derin" tarihi
Haftanın Buluşma Noktaları
Besteciler beğendi
Ne var, ne yok?
Kediniz hazine arıyor
Aranıyor
May neyim iz...
Ebe tepe düz, Efe doğuyor


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet