31 Ocak 2002 Perşembe


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




Komşunun diliyle konuştu kıyamet koptu!

Genco Erkal, Laurent Baffie’nin oyunu "Yarışma" ile fena halde gündem adamı oldu. Yoksa yolundan mı dönmüştü, medyatikliğe mi oynuyordu?

     ILGIN sÖNMEZ

     Genco Erkal ‘mit’i yıkılıyor mu?
     Genco Erkal’ın mit olduğunu hiç düşünmemiştim. Öyle diyorsanız öyledir ama şunu söyleyeyim yıkılmaz. Niye böyle bir soruyla başlama ihtiyacını duydunuz?
     
     Fesat bakacak olursak ortada gözüken sizin sadece medyatikliğe soyunuyor olduğunuz. Oysa madalyonun öbür yüzünde teatral bir tavır da var...
     "Yarışma"yla bir espri yaptım desem tuhaf kaçacak, hoşluk yaptım desem daha da tuhaf olacak. İnsanları şaşırtmak, onların bu şaşkınlık üzerine tartışmalarını sağlamak istedim.
     
     Bu oyun ve sahnede kullandığınız oyunculuk, doğru okunduğunda Brechtyen bir dokuya dönüşüyor.
     Böyle kabul edebilirsiniz. Çünkü Brecht sahnede hiçbir şeye olağan gibi bakılmamasını ister. Her şey hayret verici kılınmalı ki, insanların davranışlarına dışarıdan bakabilelim.
     
     Oyuncuların rollerine mesafeli, göstermeci ve abartılı yaklaşımlarından bu tercihiniz açık biçimde ortaya çıkıyor zaten. Ancak bu da eksik okuma dediğim şeyin bir parçası.
     Oyun ilk başladığı günden bu yana gerek televizyonda gerekse yazılı basında çıkanların hepsi bana hayat hakkında bir şey öğretiyor ve tabii Türkiye hakkında... Ayrıca medya konusunda da iyice aydınlanmış oluyorum. Bir takım tepkiler bekliyordum tabii. Ama bu düzeysizlik beni de şaşırttı.
     
     Orada burada alt yazı olarak geçtiniz. İki hafta boyunca Reha Muhtar kadar tartışılan bir simaya dönüştünüz. Televole ve Şamdanlarda belirdiniz. Oysa ki hep ‘bir zamanlar okunmaya çekinilen gazeteler’, ya da ‘yasaklı Nâzım dizeleri’ gibiydiniz halkın gözünde. Sanki artık ‘çekinilecek’ bir şey kalmadı ve bu da şaşırttı insanları.
     Tiyatro gişesinde telefonlar durmak bilmiyor. En çok sorulan soru da tiyatronun adresi. Demek ki telefon edenlerin çoğu bunca yıllık Dostlar Tiyatrosu’nun nerede olduğunu bile bilmiyor. 42 yıldır tiyatro yapıyorum. Bazı kimselerin ilgisini çekmeyi demek ki ilk kez becerebildim. Bir çift bacak sayesinde. Aslına bakarsanız afişi öyle seçmemiz de bir simgedir. Oradaki kadının ayakkabısı Dostlar Tiyatro’sunun ‘o’sunu yerinden sıçratır. O bile bir mesajdır aslında.
     
     Zaten oyunun tezi de medyanın size yönelttiği tavrı eleştiriyor.
     Oyun daha başlamadan evvel gazetecilere söylediğim bir söz vardı. Bu oyuna ilgi göstereceksiniz, duyuracaksınız, reklamını yapacaksınız, bize seyirci yollayacaksınız. Biz de yolladığınız seyirciye sizin nasıl bir medya olduğunuzu göstereceğiz!
     
     Şebnem Özinal’a yakından bakınca 11 senedir sahnede oyunculuk yapan, femme fatale, özellikle de ‘bu oyunda gereken türden bir oyunculuk’ta son derece yetenekli ve esnek bir kız olduğunu görüyoruz. Fakat imajıyla mücadele edemeyen bir yanı var. Acaba kişisel bir atak mı yapmaya çalıştı sizin üzerinizden? Ya da siz bunu zaten bir risk olarak göze almış mıydınız?
     Böyle bir şey düşünmedim. Belki Dostlar Tiyatrosu sözkonusu olduğu için bu kadar şiddetle, sansasyonlarla anılıyor. Kendi yayın organlarında, ya da televizyonlarda, her türlü ahlâksızlığı yapan diyelim, kadını baştan sona mal olarak kullanan medya, bize ahlâk hocalığı yapmaya kalkıyor. Bir tek şeye çok seviniyorum. Seyirciler medyanın verdiği mesajı alarak geliyor, çıkarken de bize diyorlar ki: "Hiç de gazetelerin aktardığı gibi değilmiş olay. Esas mesele başkaymış."
     



 KÜLTÜR & SANAT


Memleketim Türkiye’den insanlar
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Natalie aramıza döndü
Cruise’un orta yolu
Üçüncü Küre
Piyano ile "Dört Mevsim"
Komşunun diliyle konuştu kıyamet koptu!
Çılgın kalabalıktan ‘Uzak’ta
Mizahtaki iktidar
İmarda demokrasi
Geometrik yönetmen
McCartney’nin yanıtı
Rok rak rock
Tebdili yayınevi meselesi
Kim korkar resimden?
Bir Doğu Roma imparatoru
Nâzım’ın atlısı AST sahnesinde
Güzel söylüyorsun kadınım!
"Fosforlu kapak" devri
Kimlikler lütfen!
Kadının anaç güzelliği
Işığın hâkimi Nadar
Bozulma ve değişim
Yalnızlık çok fena
TV’de Hümeyra
SİYAD Ödülü "Filler ve Çimen"e
Kavanozdaki bürokrasi
İki Türk filmi Rotterdam’da
Teşekkür ve özür
Boşlukları doldurun
Hayat atölyesi
Şeytan bunun neresinde?
Yeni okur - yazarlık türleri
Yeni yayınlar


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet