
|


İmarda demokrasi
Son 50 yılda çarpık kentleşme ve bina tasarımları konusunda da ters yönde epey ilerleme kaydettiğimizi görüyoruz.
ÇAĞLAYAN TUĞAL
Biz keşif ve buluşlarıyla ünlenmiş, dahi bir toplumuz. Kimselerin aklına gelmeyecek enteresanlıklar, olmazı olur yapan icatlarımız artık tüm dünya tarafından kabul edilmiş durumda! Bu tabii ki birdenbire ortaya çıkmış bir durum değil. Belli birikimlerin sonucu oluşan bu tescil bizlerle geliştikçe, gelişiyor...
Biz değil miyiz Hezarfen Ahmet Çelebimizi Galata Kulesi’nden uçurup uçurup Üsküdar sahiline konduran? Fatih Sultan Mehmet değil miydi çıkıp koca donanmayı tepelerden aşırıp Haliç’e indirerek çağı değiştiren?
Evet bu bir gerçek ki bizim kafamız diğerlerinden farklı çalışıyor. Yukarıdaki örneklere daha yüzlercesi eklenebilir aslında. Ama bir de madalyonun öbür yüzü var. O yüz ki pek parlak icatlarla dolu değil. Mahvedici buluşlar, umursamazlıklarla dolu bir kariyer... Bu bağlamda görselimizi, geçmişimizi ve onun hoş siluetini etkileyen en önemli kriterlerin başında kent ve bina tasarımı geliyor ki işte o en karası!
Son 50 yılda çarpık kentleşme ve bina tasarımları konusunda da ters yönde epey ilerleme kaydettiğimizi görüyoruz. Köyden kente göçle beraber, "köy evi" konsepti "çok katlı köy evi" olarak büyük şehirlerimize yerleşti, hatta ve hatta yurt dışında çalışan vatandaşlarımız sayesinde Avrupalara kadar taşındı. Gecekondu ilk oluşumdu, bu icadı "köykondu" olarak ilerlettik. Ve şu anda tamamen "Cumhuriyet sonrası özgün laz müteahhit" devrini açmış olduk. Laz terimi burada kesinlikle etnik bir terim değil. Olayı başlatan ama sonra maalesef tüm sorumluluğun üzerine kaldığı, bu oluşumda aslında küçücük bir rol alan, çok katlı betonarme bina yapmasını bilen ve diğerlerinden daha kıvrak zekâsı olan Karadenizli kişilerden söz ediyorum.
Metropollerde yaşayan bireyler olarak da vurdum duymazlığımız sayesinde bizler de bir yerde bu oluşumun aktif birer elemanıyız. Aslında çok enteresan, tarihle iç içe ama bu iç içeliğin farkına varmadan, sahip olduğumuz değerlere gerekli özeni ve sağduyuyu göstermeden yaşıyor ve günlerimizi geçiriyoruz.
Belki de hayatımız için en önemli oluşumu gözden kaçırıyoruz. Yazık ki toplum olarak bunun farkında değiliz. Havayı kirlettiğimizin, sokakları izmaritlediğimizin, denizi öldürdüğümüzün, kültürümüzü yok ettiğimizin veya plastik sanatlarımızı, mimarimizi... Her gün önünden geçtiğimiz caddeler bu bahsettiklerimin en iyi tanığı. Düşünün ki 100 yıl evvel özene bezene yapılmış art deko bir bina ve birkaç sene önce iki yanına yapılmış granit kaplı, stili ne olduğu belli olmayan koca garibe binalar. Bunlardan İstanbul başta olmak üzere tüm büyük şehirlerimizde bol miktarda mevcut, seç seç beğen... En acısı ise bundan sonra yapılacak pek de bir şey kalmamış olması.
Ben bir mimar olarak güzelim binaların yanına kötü kötü binalar yapan meslektaşlarımı o kadar da suçlu görmüyorum. Asıl suç onlara böylesi gustosuz, stilsiz bina yapma izni verenlerde. Peki bu yurt dışında nasıl oluyor? Adamlar ilk önce bina yapacağınız bölgede "yapacağınız fonksiyonda bina yapabilir misiniz"i araştırıp onun iznini veriyorlar. Örneğin o bölgede alışveriş merkezi varsa, oraya o tip bir bina koyamıyorsunuz. Böylece fonksiyon enflasyonu önlenmiş oluyor. Daha sonra statik, bina izinleri vs., vs.. En sonunda tüm izinler alınıyor ve binaya başlayacak hale geliyorsunuz. Tabii ki işiniz bitmiyor; çünkü o bölgede oturan halkdan oluşmuş son bir kurul var ki, bu o an için spontane seçiliyor, yaşadıkları bölgede bu görünüşte, bu yükseklikte ve bu foksiyonda bir bina istiyorlar mı, istemiyorlar mı, onun kararını veriyorlar. Sonuçta halkın oluşturduğu bu son kurul he derse o bina oraya yapılıyor. Yok derse cumhurbaşkanı gelse bina yapılamıyor. Yani anlayacağınız böyle bir demokratik ortama acilen ihtiyacımız var. Bu ihtiyaç sadece mimaride değil, ilginç ve özgün icatların olduğu her dalda.
KÜLTÜR & SANAT


Memleketim Türkiye’den insanlar
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Natalie aramıza döndü
Cruise’un orta yolu
Üçüncü Küre
Piyano ile "Dört Mevsim"
Komşunun diliyle konuştu kıyamet koptu!
Çılgın kalabalıktan ‘Uzak’ta
Mizahtaki iktidar
İmarda demokrasi
Geometrik yönetmen
McCartney’nin yanıtı
Rok rak rock
Tebdili yayınevi meselesi
Kim korkar resimden?
Bir Doğu Roma imparatoru
Nâzım’ın atlısı AST sahnesinde
Güzel söylüyorsun kadınım!
"Fosforlu kapak" devri
Kimlikler lütfen!
Kadının anaç güzelliği
Işığın hâkimi Nadar
Bozulma ve değişim
Yalnızlık çok fena
TV’de Hümeyra
SİYAD Ödülü "Filler ve Çimen"e
Kavanozdaki bürokrasi
İki Türk filmi Rotterdam’da
Teşekkür ve özür
Boşlukları doldurun
Hayat atölyesi
Şeytan bunun neresinde?
Yeni okur - yazarlık türleri
Yeni yayınlar
SAYFA BAŞI

|
|

|