31 Ocak 2002 Perşembe


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




Şeytan bunun neresinde?

     SÜREYYYA EVREN

     Sık sık duyuyoruz: "Fantastik edebiyat patladı". Sanki Pandora’nın kutusundan kötülükler fışkırdı, der gibi... İnsan tedirgin oluyor. Kaşlar kalktığı zaman, fantastik edebiyata yöneltilen en yaygın eleştiri, toplumun gerçeklikten kaçmasına hizmet ettiği yönünde oluyor. Bir tür altına hücum gibi tasvir edilen fantastiğe hücum toplumsal analizlerde karşımıza apolitikleşmenin göstergesi olarak çıkabiliyor. Gerçeğin bu şekilde basitleştirilmesi ve eğreti bir zemin olarak tasavvur edilmesi bende hep şu neşeli merakları uyandırır: Gerçekten kaçmak o kadar kolay mı? Gerçekten edebiyatla kaçılabilir mi? Gerçekten kaçarsan gerçek seni kovalar mı? Gerçek kendisinden kaçanları kovalamıyorsa biz neden kovalıyoruz?
     Annemlerin zamanında, yetiştiği küçük kasabada, genç kızların roman okuması bir tür hafiflik olarak görülürmüş. Bir genç kızın romanlar aracılığıyla gerçekten kaçmasını tehlikeli gören bakış, zamanla bir toplumun romanlar aracılığıyla gerçekten kaçmasını tehlikeli görmeye yönelebiliyor.
     "Fazla Doğu’ya giden Batı’ya düşer" sözü bu macerada bize rehberlik edebilir. Gerçeğin bu dünyadaki temsilcisi olarak kendini görenler kendilerini gerçeğin fark edemeyecekleri kadar uzağına düşmüş bulabilirler. Fantastik çılgınlığına kapılanlar da bir de bakarlar ki gerçeğin tam ortasına düşmüşler!
     İnsanın aklına takılıyor, gerçekten kaçmak bu kadar kolaysa ne diye gerçek hayatta bir ütopyanın peşinden koşalım ki? Hobbit’i alan Üsküdar’ı geçiyor!
     Hem cinsel fantezilerden hoşlanan insanlar sevişmekten kaçıyorlar mı? (Bana hep esas sağlıklı seks peşindekiler sevişmekten kaçıyorlar gibi gelmiştir doğrusu.)
     Maupassant, hiç sevmediği Eyfel kulesinin lokantasında sık sık yemek yermiş. "Paris’te Eyfel Kulesi’ni görmediğim tek yer burası," diyerek... Gerçeği göremeyeceğimiz tek yer de gerçeğin dibi olmaz mı bazen... Gerçekten bu denli kolay sıyrılmanın mümkün olduğunu düşünmek onu hafifsemekle beslenir. Gerçeği avucunun içinde hissedenler, bir taslakla onun bütün sırlarını ele geçirdiğini düşünenler, hoşlarına gitmediği zaman onu cezalandırmak da istiyorlar.
     Başka bir şey daha var ki hayati: Edebiyatta nasıl gerçeği "gerçekçilik" adlı bir türün içine hapsetmek imkânsızsa fantastiği de ‘fantastik’ adlı bir türün içine hapsetmek imkânsız. Gogol’dan Poe’ya, Dostoyevski’den Kafka’ya, Salman Rushdie’den John Barth’a edebiyat zaten gerçek ile fantastiğin sınırlarını kaba çizgilerle tarif etmeyen, gerçeği hep fantastiğin alanından dolanarak kucaklayan yazarlarla örülü.



 KÜLTÜR & SANAT


Memleketim Türkiye’den insanlar
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Natalie aramıza döndü
Cruise’un orta yolu
Üçüncü Küre
Piyano ile "Dört Mevsim"
Komşunun diliyle konuştu kıyamet koptu!
Çılgın kalabalıktan ‘Uzak’ta
Mizahtaki iktidar
İmarda demokrasi
Geometrik yönetmen
McCartney’nin yanıtı
Rok rak rock
Tebdili yayınevi meselesi
Kim korkar resimden?
Bir Doğu Roma imparatoru
Nâzım’ın atlısı AST sahnesinde
Güzel söylüyorsun kadınım!
"Fosforlu kapak" devri
Kimlikler lütfen!
Kadının anaç güzelliği
Işığın hâkimi Nadar
Bozulma ve değişim
Yalnızlık çok fena
TV’de Hümeyra
SİYAD Ödülü "Filler ve Çimen"e
Kavanozdaki bürokrasi
İki Türk filmi Rotterdam’da
Teşekkür ve özür
Boşlukları doldurun
Hayat atölyesi
Şeytan bunun neresinde?
Yeni okur - yazarlık türleri
Yeni yayınlar


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet