02 Şubat 2002 Cumartesi


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




Mutlu bir dünya için ekmek ve saygı
kültürü

     NEW YORK

     Sarı taksinin şoförü bir Hintli, dini de Hindu. 1973'te Hindistan'ın Pencap eyaletinden göç etmiş. Nüfusunun yüzde 70'i Amerika dışında doğmuş olan New York'ta şimdi şoförlükle hayatını kazanıyor.
     Karşılaştığım her New Yorkluya yaptığım gibi ona da sordum:
     "11 Eylül sonrası dünya nasıl?"
     İlk tepkisi:
     "Kötü, çok kötü!" oldu.
     Müslümanlar'dan yakınıyordu. "Şu İslam ülkelerini hiç sevmiyorum" diye devam etti, "Bütün dertler bunların başının altından çıkıyor. Zaten Hindistan'ı da onlar karıştırmıyor mu?"
     
Hindu kendini korumaya almış!
     Herhangi bir tehlikeden kendini sakınmak için ötekini suçluyor. 11 Eylül sonrası sade Amerikalıda yaygınlaşan İslam karşıtı havaya, anlaşılan, Hintli de gönüllü olarak kapılmış.
     İslamı günah keçisi olarak ya da Hıristiyanlığı kötülüklerin kaynağı diye görmek... Bu duygu ve düşüncelerin, önyargıların tarihi çok eski. Haçlı Seferleri'ne gidiyor kökleri...
     Bu bir uçurum!
     Doğu'yla Batı arasında.
     11 Eylül'de bu uçurumun da payı var.
     Nasıl kapanır?
     Değişik kültürler ve uygarlıklar arasındaki farklılıklar nasıl çatışmaya dönüşmez? Hangi köprüler kurulursa barış içinde yaşanır?
     Mutlu bir dünya için ne yapmak lazım sorusu... Bu yıl siyasetin ekonomiye özellikle ağır bastığı New York Davos'unun en çok zaman ayırdığı konuların başında geliyor.
     Panel ilginç ve kalabalıktı. Çünkü katılımcılar arasında 'uygarlıklar çatışması'nın babası sayılan Samuel Huntington vardı.
     Şimşekleri üzerine çekti. İslam coğrafyasında radikallerin değirmenine su taşıdı, teröristlere bahane sağladığı gerekçesiyle eleştirildi.
     Ünlü siyaset bilimciyi eleştirenler arasında Arap Ligi Genel Sekreteri ve eski Mısır Dışişleri Bakanı Amr Musa da vardı. Komünizmin çöküşünden sonra Batı'ya yeni düşman olarak İslamı buldun demeye getirdi.
     Panelde hava bir ara öylesine elektriklendi ki, kültürler arası anlayış ve uyum derken az daha çatışma çıkıyordu İslamla Hıristiyanlık arasında.
     Huntington kendini savundu. Yanlış anlaşıldığını söyledi. Uygarlıklar arasında var olan farklılıkların ille de çatışma anlamına gelmediğini belirtti.
     Şunu da vurguladı:
     "Benimkisi bir uyarı. Tıpkı İkinci Dünya Savaşı sonrasında ABD ile Sovyetler arasında nükleer savaş tehlikesine dikkat çekilen uyarıda olduğu gibi. Ama nükleer savaş çıkmadı. Bu tehlikeye ilişkin uyarılar demek ki işe yaradı. Şimdi ben de uygarlıklar çatışması ihtimaline işaret ederek, uygarlıklar, değişik kültürler arasında diyalog konusunun ciddiye alınmasını sağlıyorum."
     Panelistlerden biri Malezya'dandı.
     Annesi İngiliz, babası Müslüman bir Malaydı. Yüzde 30'u Çinli olan Malezya'da yaşıyordu. En başta farklılıklara saygı istedi.
     Bir diğeri, Singapurlu profesördü.
     Annesi bir zamanlar Hindistan'daki Hindu - Müslüman çatışmasından kaçarak Singapur'a yerleşmişti. O da farklı kimliklere saygı dedi.
     Kültürler, uygarlıklar arasında çatışmanın olmaması için eğitim de, ama daha çok ekmek ve refah istendi.
     Konusu umut olan bir başka panelde, Nobel Barış Ödülü'nün sahibi Elie Wiesel'i dinledim. Hitler'in toplama kamplarından geliyordu.
     Şöyle dedi:
     "Benim kuşağım öylesine badirelerden geçti ki, umuttan söz etmek onlara küfür gibi gelebilirdi. Hitler'i de yaşadık, Mussolini'yi de, Stalin'i de. Ancak yılmadık."
     Afganistan'ın çiçeği burnundaki Başbakanı Abdullah da aynı paneldeydi. "On yıl Sovyet işgalini, on yıl terörist işgalini yaşadık. Ama umudumuzu yitirmedik" dedi.
     Umut fakirin ekmeği olarak kalmasın ama!
     İslam coğrafyasında ekmek sorununun da çözülmesi gerekiyor barış için. Ekmekle birlikte eğitimin, farklılıklara saygı ve diyalog kültürünün geliştirilmesi de şart...
     Belki bir de müzik en güzel köprü, bambaşka zihniyet diyarlarında yaşayan insanlar arasında. Açılış gecesi Bono'yu, Herbie Hancock'u, Branford Marsalis'i, Peter Gabriel'i, Paul Simon'ı, Güney Afrikalı harikulade sesleri birbiri arkasından dinlerken müziğin o muhteşem gücünü bir defa daha iliklerime kadar hissettim.
     Öylesine bir güç ki, belki de insanlar arasındaki sınırları belirsizleştiren, anlayış köprülerini en iyi kuran, paylaşma duygusunu en güzel geliştiren araç galiba müzik...
     New York Davos'undan dördüncü yazı yarın.
     
     h.cemal@milliyet.com.tr
     




 SAYFA BAŞI 





Taha AKYOL
Din ve modernleşme

Melih AŞIK
Yeni dönem...

Fikret BİLA
Ecevit'ten Bahçeli ve Yılmaz'a çağrı

Hasan CEMAL
Mutlu bir dünya için ekmek ve saygı
kültürü


Güneri CIVAOĞLU
Kırılmaz vazo

Can DÜNDAR
Bir ihtimal daha var!

Abbas GÜÇLÜ
Lara'nın son gecesi

Sami KOHEN
Türkiye'nin işi zor...

Mehmet Y. YILMAZ
Tanrı Dağı kadar Türk, dolar kadar Amerikan

Meliha OKUR
Bahisçilere müjde: ‘Kur - toto’

Hasan PULUR
Kapitalizmin terbiye kotası...

Derya SAZAK
Erdoğan İkiz Kuleler değişimi

Meral TAMER
Batan şirketlerin nemaları hortumlanıyor mu?

Metin TOKER
Sofya'dan Haydarpaşa'ya!

Güngör URAS
Tütünde ‘son perde’

M. Ali BİRAND
Cumhurbaşkanı, rica edemez mi?

© 2002 Milliyet