
|


Türkiye'de değişimi ve insanları anlamak
Cami avlularının da benzerliklerine karşın, her mekan gibi, birbirinden farklı olması doğal. Merkezefendi Camii avlusunun sanki insanı sarıp sarmalayan ayrı bir sıcaklığı var. Mezarlıklar arasından süzülüp gelen bir yolda zamanı ve hüznü yudumlayarak yürüyor, bir meydana varıyorsunuz. Sağda kemerli taş kapıdan geçip merdivenlerle avluya çıkıyorsunuz. Avlunun bir yanında merdivenlerle girilen cami, öbür yanlarında duvarlar ve başka mekanlar... Avluyu tıklım tıklım dolduran insanlar ile musalla taşındaki tabutu mekan adeta kucaklıyor, bütünleştiriyor. Ocak ayının ender görülen öğle güneşi, cemaatten kimilerinin yüzünde yılların çileyle işlediği kırışıkları, kimi gençlerin yüzlerindeki taze umudu aydınlatıyor. Hüzün ve hüznü yenen inançlı umut ise cemaatin ortak örtüsü.
Avlunun dışındaki meydanda da binlerce insan toplanmış. Bu büyük kalabalık niçin burada? Ölen kişi, günün ölçülerine göre, "popüler" bir isim değil. Bir solcu. Ömrünü mahkemelerde ve hapislerde tüketen bir insan hakları savunucusu, aydın bir kadın: Ayşe Nur Zarakolu. Mütevazı, kendi halinde, sessiz, ama dirençli, bir "sağlam insan", bir mücadele insanı.
Biz Ayşe Nur Zarakolu'yu kitapçılığa bulaştığımız dönemde, Cağaloğlu'nda Cemmay Dağıtım'ın köhne odalarında kitap yığınları arasında koşuştururken tanıdık. Aynı zamanda Belge Yayınları'nın da kurucusu olan, kitap dünyasının "Ayşe Abla"sı, yayımladığı kitaplar nedeniyle defalarca yargılandı, hapislerde yattı. Sessiz, kararlı ve mütevazı direnci hiç eksilmedi. Ama bu saygıdeğer direnç, sonunda 56 yaşında kansere boyun eğdi. Ayşe Abla'nın çektikleri, o menhus hastalığın işini kolaylaştırmıştı.
Çoğunuz duymadınız bile Ayşe Nur Zarakolu'nun öldüğünü. Çünkü, Cumhuriyet'in dışındaki gazetelerde pek yer bulmadı haberi. Ama cenazesine binlerce insan geldi.
Merkezefendi Camii'nin avlusunu doldurup dışarı taşan topluluk, güzel, etkileyici bir sesle okunan öğle ezanını huşu içinde dinledi. Cami avlusunda, Ayşe Abla'nın tabutu etrafında toplananlar görmüş geçirmişliğin, durmuş oturmuşluğun verdiği bilgelik içinde hoca efendinin duasını dinlediler, içtenlikle üç kez Ayşe Abla'ya haklarını helal ettiler.
Topluluğa bakıp düşündük. Ah, dedik, şu ülkeyi yönetenler bu insanları bir anlasalar.
Ayşe Abla'nın tabutu eller üzerinde Kozlu Mezarlığı'na taşındı. Yolda dönüp bir de arkamıza baktık ki, biz diyelim 300, siz deyin 400 kişilik bir polis ordusu. Demek ki, hala Ayşe Abla'ların cenazesi dahi (TCK tasarısındaki deyimle) "bir tehlike olasılığı" olarak görülüyor.
Ah, dedik, Türkiye'deki şu değişimi yöneticiler de bir anlasa artık. Anlasalar artık.
Bir şiir
Ayşe Abla'yı Nazım Hikmet'in dizeleriyle anıyoruz:
"Dağın üstünde: / akşam güneşiyle yüklü olan bir bulut var dağın üstünde. / Bugün de: / sensiz, yani yarı yarıya dünyasız geçti bugün de. / Birazdan açar / kırmızı kırmızı: / gecesefaları birazdan açar kırmızı kırmızı. / Taşır havamızda sessiz, cesur kanatlar / vatandan ayrılığa benzeyen ayrılığımızı..."
ngureli@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|