
|


Sırt çantalı diva
Cecilia Bartoli’nin "Gluck Arias" isimli CD’si büyük beğeni topladı. Ünlü mezzosoprano bu yeni çalışmasında da operanın az bilinen repertuvarından parçalara yer veriyor.
ZEYNEP AKSOY
1989’da, daha 20’li yaşlarının başlarındayken İtalya dışında ilk kez sahneye çıktığı andan beri herkes ona bayılıyor. İtalyan güneşi kadar yoğun ve sıcak sesini, yorum öyle gerektirdiğinde çok iyi bildiği tekniğinden feragat ederek kullanıyor, koloratürleri bir Roma çeşmesinden saçılan su damlacıkları gibi havada uçuşuyor. Şarkı söylerken içi gülen parlak gözleri her seyirciyle özel bir ilişki kuruyor.
Operacı bir anne babanın kızı olan Cecilia Bartoli hem deha denilecek bir yeteneğe hem de çok küçük yaşlardan itibaren doğru yönlendirilmiş profesyonel bir şan eğitimine sahip. Fakat hayatı kendine zorlaştırmayı seviyor. Sesine çok uygun olan ve çok satacak popüler Puccini aryalarını kaydetmeyi reddedip Barok ve klasik dönemin en unutulmuş eserlerini gün ışığına çıkarmakla uğraşıyor. (Londra Kraliyet Opera’sında bu sonbaharda oynadığı Haydn’ın "L’Anima del Filosofo" adlı 1790’da Londra için yazılmış ama orada hiç sahnelenmemiş operası, onun ısrarı üzerine repertuvara alındı.)
"Sevil Berberi, 22 - 25 yaşındakilere uygun bir opera," diyor Bartoli: "Fakat karakterlerin derinliği, psikolojisi yok, bir süre sonra ilerleyemiyorsun, yerinde saymaya başlıyorsun. Ben de müziğin beni sürüklediği yönde gittim. Önce beni 19. yy.’a götüreceğini sanmıştım ama tersine baroğa doğru bir yöne kaydım. Artık anladım, ben bir 18. yy. çocuğuyum."
Bartoli New York Metropolitan Operası’nda Bellini’nin "Sonnambula"sını (Ayılıp bayılan bir hayalperest üzerine tipik bir 19. yy. romantik opera örneği) oynamaktan vazgeçti. Puccini’nin "La Bohem"inde veremden ölen Mimi’ye de kuşkuyla yaklaşıyor. Daha derin ve tehlikeli, duygusal aldanmalarda kaçış aramayan 18. yy. karakterlerini tercih ediyor. Örneğin Selzburg’da Mozart’ın "Cosi Fan Tutte"sinde canlandıracağı kendini sürekli eleştiren Fiordiligi ya da geçtiğimiz ekim ayında çıkardığı CD’sindeki Gluck’un azap çeken kadın kahramanları gibi.
Joan Sutherland, canlandırdığı kadın kahramanların abartılı dertlerini küçümser, onlarla "sulu gözlü bayanlar" diye dalga geçerdi. Bartoli ise kendi canlandırdığı karakterlerin duygusal durumlarını çok ciddiye alıyor. Geçen yıl Viyana’da Haydn’ın "Armida" operasının konser performansında büyücünün aryasını söylerken kendini o öfkeye öyle bir kaptırdı ki, arya bitince nota defterini çarparak kapattığı gibi köpürerek sert adımlarla kendini kulise attı. Adeta konser salonundan bir kasırga geçti. Yakınlarda Carnegie Hall’de Vivaldi’nin "Farnace"sinden bir ağıtı o kadar büyük bir acıyla söyledi ki, bittiğinde alkışlara karşılık veremeyecek kadar trans halindeydi ve bitkindi.
Medyumun ruhlara teslim olması gibi, tutkunun kendisini ele geçirdiği bu anlar için "Müzik beni inandırıyor," diyor Bartoli: "Metne inanıyorum, onu hissediyorum. Hep aradığım şey şu: İçlerinde sesin rengini değiştirecek müziği barındıran yoğunlukta sözcükler. Monteverdi de operayı yarattığında bunun peşindeydi."
Bartoli Monteverdi ile buluşmasını erteliyor ve besteciye neredeyse batıl bir saygıyla yaklaşıyor: "Onun operalarını doğru yorumlamak imkânsıza yakın. Olağanüstü bir oyuncu ve şarkıcı olmak lazım. Mükemmel diye tanımlanacak bir şey varsa, onun eserleri. Bir gün ‘L’incoronazione di Poppea’yı söyleyebilmek en büyük hayalim." Bu arada, 18. yy. repertuvarını keşfetmeye devam ediyor: "Vivaldi ve Gluck’tan sonraki adım kastrataların repertuvarını yeniden oluşturmak. Bugün mezzosoprano olarak sınıflandırdığımız ses yani benim sesim 18. yy.’da yoktu sadece soprano ve alto vardı. O zaman şarkıcıların hem vokal hem de düşünsel anlamda çok daha fazla hareket kabiliyetleri sözkonusuydu. Caffarelli ve Farinelli gibi kastrata şarkıcılar beni çok heyecanlandırıyor."
Yoksa Cecilia Bartoli kadın vücuduna hapsedilmiş erkek bir kastrata mı? Amerikalı kadın hayranlarının kaleme aldığı iki kitap adeta ona yazılmış aşk mektupları gibi. Bartoli bu durumla ilgili soruyu lirik bir kahkahayla geçiştiriyor: "Verdi’nin ‘Othello’sunda oynamayı çok isterdim ama Othello mu yoksa Lago mu olurdum bilemiyorum." (Desdemona olması imkânsız çünkü o bir soprano rolü.)
Haynd’ın Orfeo mitinden esinlenen" L’Anima del Filosofo" operasında canlandırdığı Euridice, oynadığı ilk trajik rol olarak onun o neşeli genç kız tavrından çıkmasını sağladı. Üstelik Covent Garden’da kendine bir zorluk daha yarattı Bartoli. Euridice ile birlikte Orfeo’ya yeraltı dünyasına yolculuğunda eşlik eden Genio adlı hayaleti de o canlandırdı: "Euridice ve Genio, Orfeo’nun iki yarısı. Euridice, Orfeo’nun kaybettiği aşk, Genio ise onu teselli eden felsefe." Canlandırdığı iki farklı rol Bartoli’ye inanılmaz bir vokal çeşitliliği fırsatı tanıyor. Euridice’yi seslendirirken sesinin rengi sıcak ve ağırbaşlı. Genio’da ise adeta bu dünyadan değil; bedensiz, yıldız tozu gibi. "Genio bir kuş, bir rüzgâr ya da bir ışık," diye tanımlıyor Bartoli.
Bartoli’nin neşesinin ve canlılığının altında Latinlere özgü bir kadercilik de yatıyor. Rossini’nin "Külkedisi" öyküsünden yola çıkan "La Cenerentola" operasını da bu yüzden seviyor. Ona göre komedi ancak karakterler acı çektiği sürece tahammül edilir bir tür: "Cenerantola muhteşem bir kadın. Hayatı günü gününe yaşıyor, bu yüzden mutlu olmayı başarabiliyor."
Yeteneğiyle ilgili olarak "Çok gizemli bir şey," diyor genç diva: "Bana verilmiş bir armağan o, başımın üstünde dolaşan bir tür aura... Ama neden ben? Ve ona daha ne kadar sahip olacağım? Bilmek istediğimi sanmıyorum."
Bartoli’nin "bir kuş, bir rüzgâr ya da bir ışık" diye tanımladığı Genio karakterinin ismi nereden geliyor? Genius’tan, yani "deha"dan. Sokakta sırt çantasıyla dolaşırken kimsenin başını döndürmeyen, opera sahnesinde ise bir tanrıçaya dönüşen Cecilia Bartoli’nin sahip olduğu da işte tam olarak bu.
Gluck Arias
Cecilia Bartoli
Decca
KÜLTÜR & SANAT


Büyülü bir klasik
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
İfadeye mezalim
New York’ta Babil’in Asma Bahçeleri
Pertev kalemi eline aldı
Sırt çantalı diva
Kanlı canlı bir macera
Tören ve tartışması
Akar’ın "korsan" kitabı
Bekleyen derviş...
Yünden resim olur mu?
Okumak için
Altın Ayı
Suçları sanatçı olmak
Bursa’da fotoğraflı günler
Kahkaha kıyamet
Hâlâ ‘canlı’lar
Çingeneler ve yolculukları
Mix diye içime çekerim seni
İhtirasın kudreti
Bir doktorun estetik rotası
Çocuk yüzlerdeki hüzün
Hadi sinema yapalım
Larenjitli kediden şarkılar
Akıl ve sevgi dengesi
Sempatik dahi
Kapalı gişe festival
Sezip özlediğimiz geçmiş
Yeni albümler
Pişman olduğunu söyle
Giden kahramanlar
Hayat atölyesi
Nâzım’la tanışmak
Küsme tavşan, n’olur
Yeni yayınlar
SAYFA BAŞI

|
|

|