
|


Larenjitli kediden şarkılar
NOYAN AYAN
Başlarda şarkıcı olmayı ‘meslek’ olarak aklının ucundan geçirmeyen ve çocukluğunu hikâye ve okul arkadaşlarının ev ödevlerini yazmakla geçiren Ohio’lu Natalie McIntyre, alaylara neden olan çatlak ve tiz sesinden pek utanırmış zamanında. Yan uğraş olarak klasik piyano eğitimi görse de, senarist olma hayaliyle zamanının büyük kısmını sinopsis yazmaya ayırır, ailesinin rock ve R&B plak koleksiyonuna keyfen takılırmış. Üniversitede senaryo yazarlığı okumaya başladığı yıllarda, yazı çizi becerisi sayesinde müzisyen bir arkadaşının bestelerine söz yazmaya, ardından da bunları seslendirmeye başlamış. Tuhaf sesinin müzik ajanları tarafından farkedilerek Macy Gray adı ve ‘çeşni’ etme maksadı ile piyasaya sürülmesi üç dört sene öncesine tekabül ediyor. ‘Beni kategorize etmeyin’ diye bas bas bağırmasına karşın kısa süre sonra ‘soul’un kurtarıcısı olarak sunuluyor. Bunu diyenler tabii ki Amerikalılar. Farklı ama iyi olanın daha kolay kabul gördüğü İngiltere’de ise Grammy muadili Brit Awards ile ödüllendiriliyor.
Ne çıkış albümü "On How Life Is" (1999), ne de yeni edindiğimiz "The ID", tipik ‘soul’ albümleri halbuki. Rock’tan hiphop’a, R&B’den caza farklı yapılardaki bestelerin en belirgin ortak noktası, Gray’in sosyopsikolojik göndermelere bolca başvurduğu ve ‘larenjitli kedi’ türünden benzetmelere yol açan sesiyle okuduğu güfteler. Yeni albümün açılışındaki "Relating To A Psychopath", Billie Holiday ve Tina Turner karması bir vokalin eşlik ettiği, gospel rock işbirliğinin güzel bir örneği. Albümün eklektik özelliğini en iyi açığa vuran parçalardan "Sexual Revolution", blues gibi başlayıp birden afrodisco’ya dönüşen ve kemanla destekli Janis Joplin tarzı bir vokalle oldukça keyifli gidiyor. Hiphop ise, naif melodisi ve çocuk korosunun geri vokalleriyle şeker gibi "Hey Young Girlöde karşımıza çıkıyor ilk. Teknolojinin nimetlerinden faydalandığı "Harry" ile bilhassa sonlardaki "Blowin’ Up Your Speakers", kendisini ısrarla ‘soul’a sıkıştıran müzik eleştirmenlerine birer nanik niteliğinde. Ama albümün en şaşırtıcı parçası, "Oblivion" adlı parodi. Sarkastik ve çok eğlenceli koral düzenlemeleri, Pink Floyd’un "The Wall"undakine pek benzer vocoder kullanımı, gerilimli nefesliler grubu ve hafifçe tırmanan ritme gittikçe daha iyi yapışan güçlü teatral temasıyla, albümün arşivlerimize girmesi için tek başına yeterli gerekçeyi oluşturuyor kanımca.
Kendisi de sesi de çatlak ama tonlamaları bile birbirini andıran mevcut siyahi ‘diva’lar arasında çok renkli ve farklı bir koltukta oturuyor Macy Gray. Sosyal ve müzikal komplekslerden arınmış, kesinlikle evrensel müziğiyle, klişelerin esiri müzik endüstrisinin aklını başına toplaması yolunda büyük bir fırsatı da temsil ediyor. Bu cesur albümü kriz mriz demeyelim, edinelim. Çünkü "The IDöden çıkarılacak dersler var.
KÜLTÜR & SANAT


Büyülü bir klasik
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
İfadeye mezalim
New York’ta Babil’in Asma Bahçeleri
Pertev kalemi eline aldı
Sırt çantalı diva
Kanlı canlı bir macera
Tören ve tartışması
Akar’ın "korsan" kitabı
Bekleyen derviş...
Yünden resim olur mu?
Okumak için
Altın Ayı
Suçları sanatçı olmak
Bursa’da fotoğraflı günler
Kahkaha kıyamet
Hâlâ ‘canlı’lar
Çingeneler ve yolculukları
Mix diye içime çekerim seni
İhtirasın kudreti
Bir doktorun estetik rotası
Çocuk yüzlerdeki hüzün
Hadi sinema yapalım
Larenjitli kediden şarkılar
Akıl ve sevgi dengesi
Sempatik dahi
Kapalı gişe festival
Sezip özlediğimiz geçmiş
Yeni albümler
Pişman olduğunu söyle
Giden kahramanlar
Hayat atölyesi
Nâzım’la tanışmak
Küsme tavşan, n’olur
Yeni yayınlar
SAYFA BAŞI

|
|

|