07 Şubat 2002 Perşembe


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




Hayat atölyesi

     MURATHAN MUNGAN

"Yazı Gelmeyen Upuzun Kışlar Gibi"
     Nihayet sokaklardayım. Kafeler, kitapçılar, sinemalar gezmeye başladım.
     Arkadaşım Sırma Köksal’la Kahvedan’da buluştum. "Yüksek Topuklar" adlı bir türlü bitmek bilmeyen romanımın bitmiş bölümleri üzerine konuştuk. Ben daha üniversite sıralarındayken, Ayhan Bozfırat’ın Fırıldak kitabında yer alan "Balkon" hikâyesini oyunlaştırmış, kendisiyle de bir akşam, o zamanın gözde mekânı Papirüs’te tanışmıştım. Yazıp da günışığına çıkarmadığım ilk oyunlarımdandır. Ayhan Bozfırat aramızdan erken ayrıldı. Oğlak Yayınları, yakın bir tarihte onun bütün hikâyelerini bir kitapta topladı. Kapakta çok güzel bir fotoğrafı var. Ben, çok sonra tanıştığım Sırma’nın, bir gün Ayhan Bozfırat’ın kızı olduğunu öğrendim. Sırma, çoğu "Virgül" dergisinde yayımlanan yazılarını "Okuma Halleri" başlığı altında nihayet bir kitap olarak yayımlamaya karar vermiş. Seviniyorum.
     Ertesi gün, Fatih Özgüven’den bir telefon: "Sırma, romanını çok beğenmiş, ben de okuyabilir miyim?"
     Sırma ayaklı bir reklam panosu olduğunu söylerken haksız değilmiş. Gezdiğim her kafede en az üç kişi bana bundan söz etmeye başlıyor.
     
Kadın mizahı
     Genel olarak erkeklerin mizah anlayışı, açık ve saldırgandır. Kısa zamanda sonuç almaya bakan bir doğrudanlık taşır. Hızlı puan toplama esası üzerine kuruludur. Aşağılamaya, küçük görmeye açıktır. Kadın mizahı ise, daha çok zamanla kana karışan zehir etkisi yapar. Saklıdır. İnceliklerle, sinsilikler bir arada sarmalanır. "İma" dozu daha yüksektir. Kendi içinde her an geri çekilme ve manevra payı taşır. Bütün bunların bir araya gelişi, ona geleneksel mizah anlayışının dışında bir "şıklık" kazandırdığı gibi, alımlanma eşiğini yükseltir, algılanma payını daraltır. Mizahtan kaba güldürüyü anlayanlar, bunların mizah olduğunu bile fark etmez.
     Ben kendi payıma, en çok İngiliz mizahına yakınlık duyduğumu söylemeliyim.
     En son Döris Dörrie’nin "Düşlerimdeki Erkek"ini okudum. (Feci kötü bir kapak!) Kitabın kendisiyse, tam bir "novella". Yani roman eşiğine gelmiş uzun hikâye! Malzemesi ile soluğu arasındaki dengeyi iyi tutturmuş, fazlalıksız bir kitap! Hüznünü eğlendirici kılmayı başaran kadınlardan Dörrie. Kir, pas içinde "evsiz" bir erkekle, uluslararası bir gözde mankenin ilişkisi çevresinde, "mankenlik" mesleği üzerinden giderek, gövdenin geçiciliğine, kadın - erkek ilişkisinin görünmez dengelerine yaklaşıyor. Dörrie’nin Türkçe’de daha önce "Benden Ne İstiyorsunuz?" adlı hayli eğlenceli hikâyeler kitabı, İletişim Yayınları’nca güzel bir kapakla yayımlanmıştı. O kitabı da sevmiştim. Aynı zamanda, bir film yönetmeni olan Dörrie’nin "Erkekler" filmini anımsayacaksınız.
     Bir tür mizahın birbirlerine akraba ettiği kadınlar geliyor aklıma. Örneğin, Tama Janowitz’in "New York Köleleri". Şimdilerde birçok günümüz Amerikalı kadın yazarın yaptığını önceleyen bir kitaptır. (Janowitz’in "American Dad" adlı gayet hergele romanı yayımcılarımızdan ilgi bekliyor.)
     Sonra Barbara Pym. Memleketi olan İngiltere’de bile değeri sonradan anlaşılmış önemli bir yazar Pym. İlk bakışta dümdüz görünen romanlar yazıyor; olanca sıradanlığıyla gündelik hayatı konu ettiği romanları beklenmedik bir derinlik kazanıveriyor. Arka arkaya şu romanlarını okudum: "Kusursuz Kadınlar", "Karşılık Görmeyen Aşklar", "Sonbahar Kuarteti". İlk iki kitabın kapakları, birbirlerini bir imge bütünlüğü içinde izleyerek, yazarı ve dünyası hakkında bir bağ, kitaplar arasında bir süreklilik kurarken, birdenbire üçüncü kitabın kapağında bambaşka bir işaret alanı seçilerek bu bağ koparılmış oluyor. Barbara Pym’den en az bir kitap okumalısınız. Elif Uras Akhan, özenli çevirisiyle, Pym’in mizahlı dilini iyi tutturmuş.
     Jeanette Winterson’ın "Tek Meyve Portakal Değildir", "Tutku", "Vişnenin Cinsiyeti" adlı kitapları, zengin bir mizah duygusu, hınzırca gözlemler taşır.
     Bütün çocuklarını evlendirip, torun - tosun sahibi olduktan sonra, yazarlığa başlayarak Almanya’da bir polisiye yazarı olarak ünlenen Ingrid Noll, son zamanlardaki gözdelerimden biri. Türkçe’de iki kitabı var. Can Yayınları’ndan çıkan "Soğuktur Akşam Rüzgarı" ile İletişim Yayınları’dan çıkan "Sevdiklerimin Kelleleri". Her iki kitap da, zekice yazılmış, sürprizlerle dolu, haince gözlemler barındıran eğlenceli kitaplar.
     Hayatla baş etmeye çalışırken buldukları mizah yolları çok farklı kadınların. Zekâyla acılaşmış kadınlar, hayatın karanlık yanlarından başka tür bir mizah yaratmayı biliyorlar. Elbette şu saydıklarım mizah olsun diye yazılmış kitaplar değil, yazdıklarına mizah ve ironi katmasını bilen yazarların kitapları yalnızca. Size iyi vakitler geçirtecek romanlar bunlar. Aklınızda bulunsun!
     
     Deniz tefrikası
     Son zamanların gözde polisiye romanlar yazarı Celil Oker, Barbaros’la haber göndermiş. "Deniz ile tefrikasına bayılıyorum," diye. Birkaç kişiden daha böyle haberler geldi. Derken, benim Deniz’e takılmalarımdan ötürü, onunla yakınlığımızı kıskananlardan e-mailler yağmaya başladı. Deniz’e hep söylemişimdir: Benim gönlümdeki yerini almak isteyenler çok, diye. Her neyse, benim tanıdığım feministler içinde Deniz, kadınları sahiden seven ender kadınlardandır. Benim yüzümden yok yere düşman kazanmasını istemem.
     Deniz ile olan arkadaşlığımız ise, benim Ankara’da oturduğum yıllara dayanır. Yeni Türkü ile birlikte çalışmaya başladığımız ilk zamanlarda Selim Atakan tanıştırmıştı. Sonra "Şarkıcı Kız Kezban’ın Önlenebilir Tırmanışı" adlı gerçekleşmeyen bir müzikal projesi nedeniyle sık sık bir araya gelmeye başladık. "İstersen Hiç Başlamasın" ve "Çember" adlı şarkılarım, o müzikalden kalmadır.
     Sonra aramızda bir de "hısımlık" ilişkisi oluştu. Benim kedim Pişo, Deniz’in kedisi Fıstık’ın oğludur.
     Şimdilerde Deniz, benim hazırlanmakta olan "cover" albümümde, kimi konserlerinde de seslendirdiği o müzikalden bir parçayı seslendiriyor: "Bir Kadın Nasıl Döner Köşeyi?".
     Deniz hemen her konuda kendini diri tutmayı başarmış insanlardandır. Onca yıldır bunca iş yapar, şarkı söyler, oyun oynar, film çevirir, Atıf Yılmaz’dan ayrılığı üzerine basından "gereğinden fazla" ilgi gördüğü bir dönemde, gülüşerek biraz olsun sıkıntılarını hafifletmek istedim.
     Yani kıskanılacak bir durum yok ortada.
     
HaftaMın...
     ...şarkısı
     "Bir Fincan Kahve"ydi benim için. "Cup of Coffee", "Beautiful/Garbage"ın 5. parçası. Garbage benim çok sevdiğim bir topluluk. Bütün "single"ları, "limited editon" kutuları, özel baskı kara plakları, hatta Japonya baskılarını bile topladım. Massıve Attack’in "Milk" adlı şarkıları için yaptıkları üç yeni remiksin yer aldığı plağı bile buldurdum. İnternet’teki müzik siteleri nasıl para kazanıyorlar sanıyorsunuz?
     "Beautiful Garbage" albümünü, yeni çıktığında Berlin’den almıştım, üstelik kendime "normal"ini, hayattaki en eski arkadaşım olan Naim Dilmener’e ise "limited editon" baskısını! (Bu arada Türkiye’de de çıktı tabii.) Albümde "Cup of Coffee" adını görünce heyecanlanmıştım. (Çünkü, benim, henüz yayımlanmamış "Timsah Sokak Şiirleri"nde bu adda bir şiir var.) Hemen baktım, aynı şeyleri mi söylüyoruz, diye. Bu şiirde hayır, aynı şeyleri söylemiyoruz ama, benim daha önce yayımlanmış birkaç başka şiirimde benzer şeyleri söylüyoruz. Kimse kimseyi boş yere sevmiyor tabii. Ruh ve gönül akrabalıkları yakınlaştırıyor.
     Sizler için Barbaros Altuğ çevirdi bu şarkının sözlerini: "Beni sevmediğini söylüyorsun / Bir fincan kahvenin üzerinden bakarak / Ve ben dalıp gidiyorum /Aramızda bir milyon mil / Gezegenler tozduman çarpışıyor / Her şeyin solmasını bekliyorum / Boş caddede yürüyorum / Belki karşılaşırız diye / Yolda park edilmiş arabanı görüyorum / Pencerendeki ışığı / Biliyorum evdesin / Ama ben yürüyüp gitmek zorundayım / Yok arkadaş olamayız bu kesin / Ben hâlâ bu kadar tutkuluyken / Senin sigarandan içiyorum / Ve dua ediyorum beni araman için / Bütün gün yatağa uzanıp / duvarlara bakıyorum / Geceleri barları dolaşıyorum / Hiç doğmamış olmak istiyorum / Ve beni eve götürmek isteyen herkese kendimi veriyorum / Yok arkadaş olamayız bu kesin / Ben hâlâ böyle tutkuluyken" Şarkının sonu "Bir fincan kahve yetti / Beni sevmediğini anlamaya" diye bitiyor.
     
     ...öyküsü
     Herkes haftada birkaç öykü okuyabilse, hem dünyası zenginleşir, hem öykü okumanın tadını keşfeder; edebiyatla olan ilgisini diri tutmayı sürdürür. Öykü, şiir, deneme okumak günlük akış içinde sizden daha az zaman ister. Bu, bir alışkanlık yaratma sorunudur yalnızca. Elinizin altında, masanızın üzerinde, çantanızda bir kitap bulundurmaya bakar en fazla.
     "Adam Öykü" dergisi, öykü sanatını tanıtmayı, sevdirmeyi, gündemde tutmayı sağlamaya çalışıyor. 37. sayısında Bernard Malamud’un, "Meslek Seçimi" başlıklı dokunaklı bir öyküsü var. Kadın ve erkek dünyası üzerine yalın ve derin bir öykü. Kompozisyon özellikleri ve anlatım araçlarındaki tutumluluğuyla tam bir Amerikan hikâyesi.
     "Adam Öykü" dergisinde yabancı öyküler, öykü sanatı üzerine kuramsal metin çevirileri, karşılaştırmalı edebiyat incelemeleri, yerli öyküler ve öykücüler üzerine yapılan kimi araştırmalar ilgimi çekiyor. Özellikle, Bilkent kökenli öğrencilerin edebiyat araştırmalarına dikkat çekmek isterim. Bu alanda yoğunlaştıkları görülüyor. Kısa zamanda bir boşluğu gidereceğe benziyorlar.
     Derginin aynı sayısında Hasan Ali Toptaş ile yapılan bir konuşma var. Toptaş, tam bir edebiyat adamı gibi konuşuyor. Ortalıktaki birçok örneğin tersine, bir "yazar" gibi davranıyor, bir "kurum" gibi değil. Okumanızı salık veririm.
     
Ara Kahve
     Ara Kahve’ye uğradım geçende. Duvarlarında Ara Güler’in fotoğraflarının asılı durduğu bir kafe bu. Masalarda tanıdık yüzler, Yavuz Turgul, Şener Şen, Nilgün Öneş, Göksel gördüklerim arasındaydı. Yavuz ile Nilgün’den sayfamla ilgili övgüler aldım. Sonra Dulcinea’ya geçtim. Lale Mansur’la karşılaştık. Kısa filme başlıyormuş. Tanınmış oyuncuların kısa filmlerde oynaması bu alana dikkat çekebilir. Lale beni kendi kuaförüne götürecek. Saçımın kırmızısını istediğim gibi tutturamıyorlar.
     
1. AFM Bağımsız Film Festivali
     Çok istediğim halde sağlık nedenleriyle festivali izleyemedim. Heyecan verici bir girişim. Akıl edenleri, düzenleyenleri, emeği geçenleri kutlarım. Özellikle endüstriyel sanatlarda bağımsızlığın önemi büyüktür. Bağımsız sinema, aynı zamanda sinema dilinde yeni gramer arayışları demektir. Yanı sıra gay ve lesbiyen filmlerin zenginleştirilmiş olarak önümüzdeki festivallerde de sürdürülmesini dilerim.
     Festival kapsamı içinde seyrettiğim Todd Solondz’un "Öykü Anlatımı" ikinci bölümünün biraz uzamasının dışında güzel bir filmdi. Önceki filmlerindeki acılığı, ironi ve mizahla zenginleştirmiş olduğunu gördüm. Solondz’un daha önce "Happiness" filmini seyretmiş ve sevmiştim. Son zamanlarda yıldızı iyice parlayan Philip Seymour Hoffmann oynuyordu.
     Bağımsız filmlerin uluslararası dağıtım ağlarına girmediğini biliyoruz. Bazı filmleri internet sitelerinden bulup alabilirsiniz. Ben, "Happiness"i öyle edindim. Bağımsızlar her zaman sinemanın kanını tazeler, sinemanın aynı zamanda bir sanat olduğunu hatırlamamıza yardım ederler.
     Virgine Despentes’in hayli gürültü koparan, "hard porno" düzeyinde gerçek seks sahneleri kullandığı "Düz Beni"si ise kötüydü. İlk olma fikrine ve cesaretine fazla yaslanmıştı. Şiddetse şiddet, seksse seks, üstelik kadınlar yaparsa böyle yapar, gibi bir tavırla efelenen film, bir süre sonra yalnızca bunlara yaslanmanın yavanlığına düşüyordu. İlgimi çeken dokunaklı birkaç sahne ve karakterlere açıklama getirmekten özellikle kaçınan yönetmenin tutumuna uygun düşen, cilasız tutulmuş bir oyunculuk vardı filmde.
     



 KÜLTÜR & SANAT


Büyülü bir klasik
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
İfadeye mezalim
New York’ta Babil’in Asma Bahçeleri
Pertev kalemi eline aldı
Sırt çantalı diva
Kanlı canlı bir macera
Tören ve tartışması
Akar’ın "korsan" kitabı
Bekleyen derviş...
Yünden resim olur mu?
Okumak için
Altın Ayı
Suçları sanatçı olmak
Bursa’da fotoğraflı günler
Kahkaha kıyamet
Hâlâ ‘canlı’lar
Çingeneler ve yolculukları
Mix diye içime çekerim seni
İhtirasın kudreti
Bir doktorun estetik rotası
Çocuk yüzlerdeki hüzün
Hadi sinema yapalım
Larenjitli kediden şarkılar
Akıl ve sevgi dengesi
Sempatik dahi
Kapalı gişe festival
Sezip özlediğimiz geçmiş
Yeni albümler
Pişman olduğunu söyle
Giden kahramanlar
Hayat atölyesi
Nâzım’la tanışmak
Küsme tavşan, n’olur
Yeni yayınlar


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet