11 Şubat 2002 Pazartesi


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




"Becerebilsek, hepimiz aylak olurduk"

     Hepsinin bir hikayesi olduğu muhakkak. Ama artık önemsemiyorlar. Anlatsalar bile öyle çok içerden değil, sırf sizin trajedi beklentinizi gidermek için anlatıyorlar. "Yaşayıp gidiyoruz işte" diyorlar. Onlar yaşayıp gidiyor da biz kalıcı mıyız sanki?
     Ayten Abla, Cihangir Caddesi’ndeki ilk evimin kapısının önünde bir şiltede yaşıyordu. Gerçek adı Ayten değil, adını bilmiyorum. Biz öyle diyorduk ona. O da sessizce kabul etmişti. Çünkü dilsizdi. Yani başlangıçta. Çok sonra anladık onun konuşabildiğini.
     Ayten Abla elden para, sigara almaz. Cebini açar kocaman, oraya koyarsınız. Sigarasını kendi içmez. Ağzına götürüp içirmeniz gerekir. Ateşten korkar. Sigara bitince izmariti iyice söndürmenizi ister.
     Bir sevgilisi vardır, sadece yazları gelir. Kışları, daha sıcak diye İzmir’e gider. Ayten Abla ona acayip kızar bu yüzden. Bir keresinde evlere sığamaz, kapının önünde bir aşağı bir yukarı dolanırken ben "Erkekleri kafana takmayacaksın. Hepsi bir" demişti. O hangi evlere sığamamış, kendini neden sokağa atmıştı acaba?
     Kazancı Yokuşu’ndaki evimin kapısının önünde ise Barış yaşıyordu. Onun da gerçek adı Barış değildir herhalde. Birkaç yıl önce Irak’tan gelmiş bir Hıristiyan. Orada bir garajı varmış. Nasıl olmuşsa olmuş, Barış bir şekilde Kazancı’ya sermiş yorganı.
     Taşınırken attığımız onca şey arasından bir fotoğraf bulmuş Barış. Ben tam arabaya binerken, onu koşturdu peşimden. "Bak, burada siz var" dedi. Yolunuz düşerse bir bira ısmarlayın mutlaka. Hora geçer.
     "Amerikalı" var bir de. Hamal. İri yarı bir adam. Diyorlar ki "Bu, sırtlar bir buzdolabını, hiç durmadan Firuzağa’dan Fındıklı’ya indirir." Amerikalı pipo içer. Alışkanlık işte... Amerika’da bir benzin istasyonu varmış. Sonra nasıl olduysa hamallığa başlamış Cihangir’de.
     Halıcıları görünce hemen tanırsınız. Sırtlarındaki kilimlerden değil yalnızca; peşlerindeki köpek sürüsünden. Köpekleri sevip sevmediğinizi şıp diye anlarlar. Sevgi testinden geçen kadınlara bir sap çiçek sunarlar.
     * * *
     "Becerebilseydik hepimiz aylak olurduk" diyor İngiliz yazar Samuel Johnson. Beceremeyiz. Bizi artık sadece yeni bir çaydanlık, daha büyük bir televizyon, daha çok kredi kartı mutlu edebiliyor çünkü.
     Ama ben Ayten Abla’nın, Barış’ın, Cihangir’in tüm sokak insanlarının bir trajedi ile değil, bilinçli bir tercihle sokakta yaşadığını, onların aylaklığı becerebilen o ender insanlardan olduğunu düşünmekten hoşlanıyorum.
     Ve bir gün "Nasıl bir trajedi insanın sokakta yaşamasına neden olur?" diye soranlara "Nasıl bir trajedi insanı kendi evi kadar bir dünyada yaşamaya mahkum eder?" diye karşılık vereceklerini hayal ediyorum.
     
     tubakyol@yahoo.com
     



 CUMARTESİ


Koç Tarık’ın gölgesi TV’de
‘Ticari başarı için kendimi satmam’
Sevgililer Günü rehberi
Müzikal takıntılar çöpe gidecek
"Ladyöyi canlı dinleyin
Buscemi Babylon’da...
Haftanın Buluşma Noktaları
Edebiyat eğitimi tartışılıyor
Tek ideal: Para kazanmak
Fuarda bir balina iskeleti
D&R’da Sevgililer Günü için indirim
Ne var, ne yok?
‘Caz müziği olmazsa resmimi yaptırmam’
Aranıyor
Karınızı aldatmadan önce okuyun
"Becerebilsek, hepimiz aylak olurduk"


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet