
|


Ey Türk Gençliği! Halin nicedir?
Gençleri kaygan zeminde cambazlık yapmaya zorlamak daha hayasızdır belki işkenceye çekmekten onları. Dünyayı başınıza yıkmıyorlarsa sadece büyüklük göstermelerindendir
Neşe ve coşku üreten devri daim makineleri olarak tasarlanmış genç kızlar, zıplamak ve parendeler atmak suretiyle bankaya koşup paralar çekerler. Dev bir elma şekeri dünyasından kopup gelmiş gibi görünen gençler, kredi kartı reklamı boyunca nereye gitseler "nar gibi domatesle beyaz peynir" coşkusunu etraflarına yayarlar. Grease müziği eşliğinde patenlerle kayılıp, sütunlarda Avare filminin millenyum versiyonu dönüşler icra edilirken arkada bir erkek sesi meseleyi koyar. Tonu, sabah programlarına çıkıp kötü birer Yunus Emre kopyası gibi huzur ve hoşgörü dağıtan psikologlarınkine benzeyen ses şöyle der:
"Gençlik hep vardı!"
Genç olmak dağ bayır paten kaymaya sebep olan bir tür delilik haliymiş gibi sanki. "Şibidibidip" manasızlığında bir enerji patlamasıymış gibi. Keşke olsa tabii, iyi olurdu lolipop renginde, hulahup enerjisinde parendeli marendeli bir şey olsa gençlik...
Üniversitede dayak Polis, küçücük kızı anlamsız bir hınçla saçlarından tutup sarsıyor. Kız, ayağına patenleri takıp saçlarını şirinlik muskası stilinde iki yandan tutturmadığı ve bununla da kalmayıp İstanbul Üniversitesi’nin önünde "Demokrasi istiyoruz!" diye bağırmaya kalkıştığı için emniyet kuvvetlerince hoş karşılanmıyor tabii. Polis, hassas konulara copla temas etme geleneğini kız üzerinde adamakıllı uyguluyor.
Annelerinin dili Kürtçe olduğu için doğal olarak ana dilleri de Kürtçe olan çocuklar ellerinde rengarenk kredi kartları yerine dilekçe kağıtları salladıkları için güzelce pataklanıyorlar. Bellerinde hulahup çevirmek yerine boğazlarında kendi dillerini boğan urganı gevşetmeye çalıştıkları için reklamdaki elma şekeri dünyası çocukları gibi pür neşe olamıyorlar doğal olarak.
Savaşa karşı bir kuş İstanbul Üniversite’sinde SAKA diye bir dergi çıkacak: "SAKA, savaşa karşı bir kuştur" başlığıyla. Dergiyi çıkaran çocukların dertlerinden biri "eski tüfeklerce" ciddiye alınmamak. "Bizim için hep ‘şimdiki gençler lümpen, cahil, pasif dediler. Biz bir şey yapıyoruz, ama onların diliyle değil; yeni bir dille. Ve bizim için bir şey yapmak çok zor."
İşkence mi reklamlar mı? Şimdi genç olmak daha zor belki de. Ancak intihar ederek gazetelerin birinci sayfasına taşınabilirsiniz çünkü; demokrasi isterken kafanızın kırılması sizi üçüncü sayfadan ileri taşımaz. Dizilerde, reklamlarda yeni bir gençlik tarif edilirken eğer daha "ciddi" bir şeyler istiyorsanız "bir tür manyak" olarak paketlenip sunulursunuz televizyonlarda. Ana dilinizle ilgili küçücük bir hak istediğiniz zaman bile hain olarak çıkarılırsınız sahneye. Muhalefetin dili sizden önceki nesillerde o kadar çok yıpratılmıştır ki, bozulmamış bir dil ararken dilsiz kalırsınız. Her şeyden önemlisi tam da dirsek teması beklediğiniz "ağabeylerden" ciddi alınmayarak midenize bir dirsek yersiniz. Belki kaygan bir zeminde cambazlık yapmak zorunda bırakmak genç insanları daha hayasızdır işkenceye çekmekten onları.
Bir mobilya reklamı. Çocuk kaykayıyla gelip duvara "Gençlere özgürlük" yazıp kaçıyor. Arkasından babası gelip düzeltiyor:
"Sadece odalarında!"
Her biri bir "Alkadras Kuşçusu" olmaya hükümlü genç insanlar delirip dünyayı başınıza yıkmıyorlarsa bu, hep çocukların affetmesindendir büyükleri. Büyüklük göstermelerindendir yani.
ecetem@hotmail.com
SAYFA BAŞI

|
|

|