
|


Allah'a soru sormak ama nerede?
Uzun yıllar önceydi. Bodrum'da keyifli bir akşam. Masanın etrafında sevgili Örsan Öymen'i anımsıyorum.
Neşe ve espri makinası!
Gülmekten kırılıyoruz. Mehtaba karşı bir kadeh, bir kadeh daha... Orta yaşlı hoş bir kadındı.
Bir ara bana eğilip:
"İçkiyle kendini mahveden o kadar çok insan tanıdım ki" dedi.
Çok gençtim.
Korkuttu beni...
Buna mı devam etsem?
Yoksa...
Bu yakınlarda bir öğle vakti New York'ta, Madison Avenue'da yürüyorum. Koca bir kilise, St. Bart's. Kilisenin ön cephesine boydan boya bezden kırmızı bir afiş.
En belirgin cümle şöyle:
"Allah'a hangi soruları soracaksınız?"
İçimden bunu yazmak geliyor.
Aklıma takılıyor:
Bizde de bir caminin kapısına günün birinde asılır mı, "Allah'a neler sormak istiyorsanız, Cuma günü gelin!" diye bir duyuru...
Allah'a soru sormak...
Allah'ı sorgulamak...
Roma'daki Campo Dei Fiori, Türkçesiyle Çiçek Tarlası Meydanı gözümün önüne geliyor. 1600 yılında Giordano Bruno bu meydanda cayır cayır yakılmıştı.
Çünkü kutsal kitabı, kiliseyi sorgulamıştı. Dünyanın yuvarlak olduğunu, dünyanın değil güneşin sistemin merkezi olduğunu savunmuştu. Böylece hem Katolik hem Protestan kiliselerine meydan okumuştu.
Prag'daki ismini unuttuğum o meydanı hatırlıyorum. Hüzünlü güzelliğiyle insanı tarihle flört ettiren o meydanda da Jan Huss yakılmıştı 1418 yılında. Dinde reform istediği için. Vaazlar Latince değil, Çek dilinde verilsin dediği için...
Galileo 1600'lerde yakılmaktan kıl payı kurtulmuştu. Dünya güneşin etrafında dönüyor dediği için Engizisyon'da yargılanmıştı.
Sekizinci Henry'nin İngiltere'sinde dini sorgulayanlar, dinden sapanlar suda kaynatılarak öldürülürdü.
Ortaçağ karanlığı...
Aradan yüzyıllar geçmiş. Manhattan'ın göbeğinde Kilise yönetimi duyuru yapıyor, "Allah'a ne soracaksanız, bekliyoruz, pazar günü gelin!" diye...
Nasıl değişti Hıristiyanlık?
Ortaçağ karanlığından nasıl kurtuldu? Herhalde laiklik ya da laikleşmeyle, özgürleşme süreciyle oldu bu işler denebilir.
Ama bitmedi.
Bu süreç hala devam ediyor. Ama en zayıf İslam coğrafyasında yaşanıyor. 11 Eylül, Bin Ladinizm bunun kanıtı değil mi?
"Tarihi fazla kurcalamayalım; çünkü iki tarafı keskin bıçaktır" diyor Umberto Eco.
Şu satırlar onun:
"Türkler kazığa oturtuyorlardı. Ortodoks Bizanslılar tehlikeli akrabalarının gözlerini oyuyorlardı. Katolikler, Bruno'yu yakıyorlardı. Müslüman korsanlar hiç de yumuşak değillerdi. Ama majesteleri İngiliz hükümdarının resmi korsanları, İspanyol sömürgelerini ateş ve kana boğuyorlardı.
Bin Ladin ve Saddam Hüseyin Batı uygarlığının vahşi düşmanlarıdır. Ama Batı uygarlığının içinde Hitler ya da Stalin adını taşıyan baylarımız oldu.
Batı kültürü kendi kendisinin çelişkilerini özgürce açığa çıkarma yeğinliğini geliştirdi. Onları belki çözemiyor. Ancak onların neler olduğunu biliyor ve söylüyor." (Umberto Eco, Batı'nın üstünlüğüne dair, İDEA dergisi, Kış 2002, sayfa 85)
Ben bu yazıyı niye yazdım?
Keşke birinci konuya devam etseydim. Belki daha çok okunurdu.
İyi pazarlar!
İZİN DUYURUSU
Dükkanı bir süre için kapıyorum. Kış ortası bir hafta izin kopardım. Bayram sonrası görüşmek üzere iyilikler dilerim. Yukarıdaki yazım belki de tatil heyecanı yüzünden bir tuhaf oldu. Hoşçakalın, HC.
h.cemal@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|